Aşırılık Tehlikesi

05.08.2017 09:43

846 Kişi Okumuş

0 Yorum

Aşırılık Tehlikesi

Hasan Kanaatlı
İlâhiyatçı – Yazar

 

Ehl-i Sünnet nasıl çeşitli ve birbirinden farklı mezhep ve ekollere sahipse ( örneğin Maturidi, Eş’ari , Mutezili, Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli gibi farklı kesimlerden oluşuyorsa) Şia’da da farklı düşünce ve inançlardan müteşekkil dört kesim mevcuttur. Bundan dolayı Sünni ve Şii muteber kaynak ve araştırmacıları, Şia’da dört farklı kesimin bulunduğunu söylerler;

1- Tafdiliyye kesimi( Faziletçiler).Bunlar, İmam Ali’nin, halifeler de dahil tüm sahabeden faziletli/üstün olduğuna inanırlar, kendileri gibi düşünmeyenlere, peygamber efendimizin bazı eşlerine ve sahabeye hakaret etmeyi asla doğru bulmazlar. Yine bunlar, amellerini, Ehl-i Beyt imamları kanalıyla kendilerine ulaşan bilgiler üzerinden gerçekleştirirler! Her önüne gelenden hadis kabul etmezler.

2. Tebreiye kesimi (Teberriciler). Bunlar “faziletçiler” gibi düşünmekle birlikte, İmam Ali’ ye muhalefet eden Talha, Zübeyir ve Muaviye gibi şahıslardan ve ona kılıç çekip savaşanlardan da teberri eden (uzak durmayı gerekli bilen) kesimdir. Bu kesin Şiiler, üçüncü halife Osman b. Affan hakkında da onun büyük günah işlediğini kabul ederler. Ehl-i Sünnetin büyük alimlerinden olan Zehebi o kesim hakkında şöyle der; Selef döneminde gali/ aşırı giden Şiiler tarafından Sünni büyüklerinden olan Osman, Talha, Zübeyir,Muaviye ve Ali ile savaşanlara lanet okunurdu.

3- Sebbiye kesimi (kifirciler). Bunlar, yukarıdakilere ilaveten peygamber efendimiz (sav) in bazı zevceleri hakkında da, iki Şeyh (halife) hakkında da kötü sözler söylerler ve hatta onları gasıp (İmam Ali’nin hilafet hakkını gasbedenler olarak) bilirler.

4- Gulatçı kesim (Militan/aşırı Şiiler). Bunlar ( haşa) İmam Ali’nin üluhiyetine inanırlar!
Sünni araştırıcılar Şia’nin ilk iki kesimiyle (faziletçi ve teberriciler ile) temas kurmayı, onlardan hadis kabul etmeyi, söz ve rivayet nakletmeyi sakıncalı görmüyorlar, hatta Buhari ve Müslim gibi temel hadis kaynaklarında bu kısım Şii Müslümanların rivayetlerine itimiat ediyorlar. Nitekim bu durum, işin ehli olan alimler için bilinen bir şeydir.

Bu bilgileri verdikten sonra, artık mütedeyyin, salih, kıyamet gününe ve ilahi cezanın var olduğuna inanan bir sünni insanın, Şii kitaplarından birinde bir konu görmekle ya da Şii kesimlerden bir söz duymakla, o konuyu ya da sözü, o kesimlerin tümünün sapıklığına ya da küfrüne mal etmesi ya da onların tümünün kanının, malının ve ırzının helal olduğu kanaatine varması ne kadar doğrudur!?
Bundân daha ilginç olanı ise şudur; Ehl-i Sünnet’in Maturidi ve Eş’ari gibi itikat mezhep imamları ve yine Ebu Hanife ve Şafii gibi fıkıh mezhep imamları, bir takım farklılıklar getiren fırkaların hiç birini tekfir etmeyip, aksine tümünü Müslüman bilip kanlarını da muhterem sayarken ve yine “Gulat/aşırıya kaçan Şiiler hariç, diğer Şii kesimlerin arkasında namaz kılmayı caiz görürken (nitekim bunların tümü Hanefi ve Şafii fıkıh kitaplarında mevcuttur), buna rağmen, bir takım sorumsuz insanların/sözde din adamlarının kendi uydukları mezhep imamlarının tam tersine kalkıpta lakayt insanları masum çocukların kanına girdirecek batıl fetvalar vermeleri, kıyamete inanmadıklarının ve Allah’tan korkmadıklarının en bariz kanıtıdır!

Bu gün, tüm Müslümanların aralarındaki “aile kavgası” nı bir kenara bırakma ve biri biriyle yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmaları gereken gündür.

Bu gün, tüm Müslümanların, İslam’ı, iman’ ı ve şeriatı yok etmeye çalışanlara ve mukaddes ezan seslerini çan sesine dönüştürmek arzusunda olanlara karşı hep beraber el birliği içerisinde olup onların zehirli düşünceleriyle mücadele etmeleri gereken gündür.
Bu gün artık kendimizden ;” Ne zamana kadar biz uykuda, düşmanımız ise uyanık olacaktır?” Sorusunu sormamız gereken gündür.

BEN ŞİA’NIN HANGİ KESİMİNDENİM?
Madem soruyorsunuz söyleyeyim:

Ben Şia’nın birinci ve ikinci kesimdenim. Yani “faziletçi” ve ” beraetçi” yim.
Faziletçiyim; yani Resulullah (sav) den sonra ashabının en faziletlisinin Ehl-i beyti olduğuna inanıyorum.

Beraetçiyim; yani onlara muhalefet edenlere muhalif, dost olanlara da dost olduğumu bildiririm.
“Sebbiye/küfreden” ve “Gulat/aşırı gidenler” den değilim neden?

1- Küfür etmek, bırakın bir müslümanı, kafir ve müşrikler için dahi Kuran’ da yasak/haram kılınmıştır.

2- Yine küfretmek, insanlık ahlakına aykırı birşeydir. Ayrıca küfretmek, karşıdakininde size küfretmesi hakkını ona verir. O taktirde, senin karşıdakinin saygı duyduğu kişiye ya da şeye küfür etmen, gerçekte senin hak olan değerine hakaret etmesine vesile olduğundan dolayı, bir tür senin kendin adeta o hak değere küfrettirmiş oluyorsun.

3- İslam tarihinde aynı zamanda bir sahabi de olan İmam Ali (as) a ilk küfürü yaptıran Emevi Muaviye’dir. Elli dör yıl kadar İslam dünyasının bütün camilerinde her cuma günü binlerce camide vaaz eden alimlere imam Ali (as) için küfürler ettirmiştir. Demek ki küfür etmek Muaviye’den kalma bir adettir Ehl-i Beyt İmamlarından değil. İmam Ali (as) kendine kulağı duyduğu halde küfürler yağdıran azılı düşmanı Haricilere dahi ne bir kez küfretmiş ve ne de lanet okumuştur. Hatta onlara ;” Bize isyan etmiş kardeşlerimizdir” demiştir. Beytulmaldan haklarını vermiş, cenazelerinin Müslüman mezarlığına defnine müsaade etmiş ve onlar kılıç çekip anarşistlik yaratmayana kadar da onlara dokunmamıştır.

4- Şii Müçtehitleri, Sünni kardeşlerimizin değer olarak kabul ettikleri kimselere hakaret etmeyi yasak/haram kılmıştır.

Kısaca anlattığım bu 4 nedenden dolayı ben “Sebbiyeci/küfürcü” Şii değilim. “Efenim Allah seni falan ve falanlarla haşretsin” diye dua eden cahiller derim ki; “Allah beni, kendisine uyduklarımla, seni de kendisine uyduklarınla haşretsin inşallah”. Ben küfür etmemekte ağam İmam Ali’ye ve müçtehitlere uyuyorum, sen de küfür etmekte Muaviye ve imamların lanet okuduğu Gulata uyuyorsun.
Gulat olmaktansa Allah’a sığınırım.

NEDEN BU KONULARA GİRİYORUM?

Kardeşlerim! Beni iyi dinleyin ve söyleyeceklerimi iyi belleyin!

Türkiye’de ve İslam coğrafyasında ( hatta İran’ın kendisinde) batılıların İŞİD için koydukları sermayenin aynısı şu an Gulat için konulmuştur. Yani nasıl Sünni cenahtan İŞİD v.s güçler yetiştirilip hem Şiilerin ve hemde Klasik Sünnilerin başına bela edildiyse, aynı şekilde Şii cenahtan da İşid’e alternatif güç olarak GULAT’ ı oluşturma gayreti içerisindeler. Bu cenah da (Allah muhafaza) İşid gibi güçlenirse, artık İslam âleminin sonu geldi demektir. Bundan dolayı hem Şiiler hem de Sünniler kendilerini iyice bir süzgeçten geçirmeliler. Artık kendimizi Sünni- Şii olarak değil; Amerikancı Sünni-Muhammedi Sünni ve İngiliz Şiası-Ali Şiası diye ikiye tasnif etmeliyiz. Muhammedi Sünni ile Ali Şiasının mücadele alanı birdir, o da Emperyalizm ve Siyonizm ile ölüm kalım mücadelesidir, Amerikancı Sünni ile İngiliz Şiasının da mücadele alanları birdir ve o da efendilerinin emri gereği mezhep fitnesi çıkarıp Müslümanı birbirine kırdırıp İslam coğrafyasını efendilerine teslim etmektir. Rabbim, bunların bu düzenbazlıklarına karşı basiretimizi açık eylesin. FETÖ gibi din kisvesine bürünüp batıya uşaklık edenlerin şerrinden bizleri korusun. Amin

İlgili Terimler :

YORUMLAR