Bir senelik adaletle kırk yıllık ibadet arasında

02.10.2019 10:57

221 Kişi Okumuş

0 Yorum

Bir senelik adaletle kırk yıllık ibadet arasında

O gün Bakü’de öyle bir yağmur yağıyordu ki, sanki gök yarılmıştı. Bir de tam o yarılmış yerden göklere çıktık. Ve bir saat sonra Göklerden Yere indik. Yer Nahçivandı. Gökte ateşin, sıtmanın içinde aklıma hastalıklı düşünceler geliyor, hafızam sıtmalı konuları hatırlıyordu.

E. Elçibey: Tali yarının satmadığı bir şey kalmamıştı.
Bir tek yaşlı annesiydi, o da bir işine yaramıyordu…

Ben: … bir tek kadını kalmıştı.
O da artık bu dünyada değildi…

…O sene ülkede Devlet Kuruculuğu yılıydı. Akil halkımız tıp tarihinde görülmemiş yeni bir keşif yapmıştı, beyin hizasında insan veya (bir çok durumda) her hangi bir hayvanın mide bağırsak organlarını yerleştirmekle Adem ve Havva seleflerinin mide ve bağırsakla da (acı veya tatlı bağırsakları farketmekizin) düşüne ve yaşaya bileceği subjektif gerçekliğini Amerika ve Japon halkları gibi övünenlere ısbatlayarak gösterdi ki….

Daha sonra bilgin halkımız dünya tecrübesine görülmemiş darbeler vurarak devlet kurmanın yeni, kendinehas, daha çabuk ve kayıpsız yolunu – mekan değişikliği yaparak metro ve otobüs, tramvay ve diğer …buslarda, ekmek ve gıda marketlerinde, Bakü’den Nahçivan’a dahi şahsiyetin dünya siyaset meydanlarında eşek çarptığı zamanlarda ne yapsın ki, anne ve babasının ve anne-babasının da anne ve babasını, yani ebeveynlerinin izdivacı geciktirmesi ve kadere, alın yazısına inanç mantığıyla, tevbe estağfürullah, Tanrının günahı yüzünden hala sokaklarda yalınayak kargı atını binerek o yan bu yana koşturan şimdiki bir beyin doğduğu Nahçivan’a uçarak buldu… O gece Nahçivan’da kibrit kutusu kadar peynirle iftar açtık, sabah ta yarıaç, yarıtok sahur yaparak Keleki’ye yol aldık.

Keleki

Bu köy Nahçivan şehir merkezine 70 km uzaklıkta. Kime sorsak ‘İki dağın arası, kartalların yuvası’ dedi. Nüfusu sadece 360 kişi. Elçibey’in evine vardık ve sohbete başladık. Oda küçük, bir köşede odun sobası, karşı duvarda küçücük televizyon. Yatak ve masa… Masada farklı dillerde yazılmış 7-8 kitap… Ebülfez beyin başının üzerinde Atatürk ve Resulzade portreleri…

– Bey, Sizin karakteriniz konusunda farklı düşünceler var. Siz nasıl düşünüyorsunuz, kendinizden duymak daha iyi olurdu.

– Doğrusu, bu çok zor konu. Örneğin, Robespyer o kadar zıt şahıs olmuş ki, tarihçiler ve psikologlar hala onun karakterini çözememişler. Hem de her yaşın kendi psikolojisi var. İçinde yaşadığın ortam, siyasi durum insanı o kadar değiştiriyor ki, şaşırıyorsun, ‘ama ben on sene önce böyle değildim’ diyorsun. Bu fiziolojik konudur ve bizler bundan teyet geçemeyiz. Ben gençken daha sert ve inatçıydım. Şimdi daha insancılım. Gençken daha çok savaşır, mücadele ederdim, bu gün barış yanlısıyım. Bazen en gaddar düşmanım için bile canım yanıyor, o da insandır diyorum. Deyim var, tüm insanlar mutsuz, ama hepsinin mutsuzluğu bir farklı. Böyleyse, neden yamanlık yapasın ki? Ama sonradan yaman dediğin insan iyi dediğin insanın katili oluveriyor. Adalet bunun neresinde? İnsanı açıdan iyi biri olmaya gayret ettiğin zaman adaletsiz olursun. Adaletle vicdan arasında kalıyorsun, neleri bağışlaya biliriz? Bu iki duygunun arasında çırpın dur. Her şeyi affetmek ilahi bir duygudur. Peki adalet nerede? Tahminimce ben de bunların arasında çabalamaktayım.

– Kağıda bir not aldım, ‘Büyük inkvizitor – İsa’ Dediğimiz o insanlık Sizde bazen İsa katına çıkıyor…

– Son zamanlarda düşüncelerimi toparlamaya çalışırken çok az insana isnat ediyorum. Biri Hazreti Peygamberimizdir, onda da aynı felsefe var. Peygamber amcası Esedül-İslam denen (İslamın dayağı) Hamza’yı öldürüp kalbini yerinden söken Habeş’i affeder. O Habeş pişman olur, yalnış olduğunu idrak eder. Ve peygamber de İslam hatrı için, doğru yolu bulduğu için onu affeder. Konu burada prensip için affetmek değildir. Allahın tevbe kapısı her daim açık olduğu halde kul neden aff etmesin ki? Ama yine de tekrar ediyorum ki, o şekilde affetmenin daha sonra büyük hataları olabilir. Bağışlarsın, affedersin, sonda toplum dağılır. Daha doğrusu, insanların tefekkürüne göre değil de, senin istediğin gibi değil de, toplumun, toplumdaki akil insanların biriysen eğer, demek ki adalet duygusunu önemsemen gerekiyor. Kanunlar adaletli olmalı, toplumun kurtuluşu budur.

– Neredeyse Allah ve insan dengesi kuruyorsunuz.

– Bu önemli prensiptir. Yani kulun tüm faaliyeti Allahın yoluna, felsefesine uygun olmalı. O herşeyi affeder, herşeyden geçebilir.

– 17 Haziran günü (1993) Sizin çekip gitmenizde de buna benzer hava var. Yani o gece yüzlerle gencin kanının dökülmesini istemediğiniz için gitmek ve bunun karşılığında beş il, binlerle göçmen, demokrasinin çarmiğa gerilmesi gibi…

– Hayır, öncelikle ben orada daha fazla kalamazdım. Bir de dediğiniz gibi yüzlerle gencin deyil, tüm halk karşı karşıya gelerek iç savaşa neden olacaktı. Sebep ne? Çünki o zaman halk kutuplaşmıştı, iki taraf vardı, bizi savunanlar ve darbeciler. Savaşın olduğu yerlerde bize sadık silahlı kuvvetler de vardı. Biz onları iç savaşa çekebilirdik. Hatta onlar bu savaş için talepte bile bulundular. Bu iki kutup karşı karşıya gelseydiler onları basdırmak kolay olmayacaktı. Bu da halkın milyonlarının, hatta ülkenin kaderini belirlerdi. Bu nedenle ben bu konudan tektaraflı uzaklaştım.

– Demek ki, bu gidişiniz Azerbaycan’ın kazancı ile sonuçlandı?

– Hiç şüphesiz. Ben öyle düşünüyorum. En önemlisi iç savaşın çıkmamasıydı.

– Siyaset ve ahlak konusu. Bu da en çetrefilli sorunlardan biri gibi. Sizce iyi politikacı ve iyi diplomasi ile iyi ahlak arasında uygunsuzluk yok mu?

– Hayır, ben kesinlikle bu konuda sizinle hemfikir değilim. Tarih de bunu ıspatlayacaktır. Halkın ve milletin mukadderatı sözkonusuysa orada fertlerin özgürlüğü önemini kaybeder. Milletin ve devletin kaderi talebiyle her şeye gidebiliriz. Fertlerin ahlaklarının burada bir rolü olamaz. İkincisi, ben politikada bir düşünceyi esas alıyorum, ahlaksız siyaseti kabul etmiyorum. Yani, milli ahlaka zıt, milli örf adeti bozmak, arkadan vurmak… bu bizim halkın gözünde namertliktir, aynı zamanda benim ahlakıma da zıttır. Siyasetçi, diplomat siyaset yürüterken bunu kendi milletinin ahlaki ve örf adetine göre taramasanız yürütemezsiniz. Çünki bunlar iç-içe geçerek daim olmuşlar. Milli işe çevrilmesi için bu şarttır. Siyasette farklı yollar vardır. Örneğin, Taleyran yolu- her şeyi kurmak, yalan dolan gibi. Hatta Taleyran öldüğünde ‘acaba ölmek ona ne verdiyde öldü’ diyormuşlar. Hatta Taleyran için denilen bir ifade vardır, özür dileyerek anlatacağım. Derlerdi ki, Taleyran bir tek yaşlı annesini satmıyordu, çünki bir tek o işe yaramıyordu. Veya Napaleyon derdi ki, ben Taleyransız yaşamayı başara bilseydim yarın onu asardım. Ama onsuz bir işim geçmiyor. Bismart çok farklı derdi, ‘Açık ve sert’. Çünki Bismark o şekilde ilerleye biliyordu, Taleyran farklı. Açık ve sert yürüdü ve kazandı – Almanya’yı birleştirdi. Herkes kendi doğasına uygun bir yolunu bulmalı ve yürümeli. Yolun eyrisi-doğrusu olmaz. Sen yolunu tut ve yürü. Önemli olan yolu sonuna kadar yürümektir. Netice sonda belli olacaktır. Ama o doğadan uzaklaşmak çok ta kolay olmayacak. Ben çoğu zaman kendi doğamdan çıkamıyorum.

– Bu kadar hesaplaşmadan, dönüklerden, dayanıklıksızlıktan sonra Siz hala daha halka, millete inanıyormusunuz?

– Benim millete yanaşmam iki türlüdür – ilk önce, istersen bu millete inan, istersen inanma, sen bu milletin evladısın, sen ona hizmet etmek zorundasın. Milletin nasıl olmasının senin için bir farkı yoktur, sen onun bir parçasısın. Bunu ret edemezsin, kabul edeceksin. Etmiyorsan eğer, çık milletin yaşadığı topmunun içinden. Ben kü bile olsam, iyi bile olsam, buyum. Aynı şekilde milletim de böyle. Bu sade bir gerçekliktir. İkincisi, tam samimiyetimle söylüyorum ki, ben Azerbaycan halkının gücüne çok inanıyorum, çok güçlü bir halkımız var. Bu halkın sonsuz gücü ve enerjisi vardır… Sadece bizler bu enerjiyi, fizikte olduğu gibi güce dönüştürmeyi başaramıyoruz. Bunun nedeni nedir? Biz bu halkın enerjisini güce çevirebilecek kadar yi bir şekilde örgütlenemiyoruz. Bu çok kolay bir mesele değildir. Zamanla oluyor. Siz o zaman göreceksiniz. Bir de, bu halktan ne isteye biliriz ki? Allah bizim yüzümüze bakmıştır, bizim çok büyük kültür ağımız vardır. Bu şekilde bir kültür mirası olan halkın güçlü siyasiler yetiştirmesi olağandır. Ama hala daha yetiştirememiştir. Ben buna razı olamıyorum. Azerbaycan halkı çok duygusal, duygusu yoğun olan bir halktır. Duygusu güçlü olan millete tek bir şey lazım – güçlü bilim, eğitim. Yani duyguları bilimsellikle eğitime dönüştürmemiz lazımdır. Vay olsun o millete ki, onun duygusu zayıftır. Hala ona duygu, hiss ve heyecan vermeniz gerekmektedir. Bu da çok uzun, zaman zaman üzücü bir iştir. Örneğin, biz başladığımızda bir çok şeyler hazırdı. Üzeyir Hacıbeyli’nin ‘Üvertür’ü gibi. O bunu bizim için yazmış ve bırakmıştı. Bir tek bu müzik bile olmasaydı bizim için daha zor olabilirdi. Daha yeni bir şey, onun gibi bir şey yazmak, bulmamız gerekebilirdi. Veya bayrağımız, üçrenkli mirasımız. Önce onu saklıyorduk. Meydanlara İslam veya eski sovyet bayraklarıyla çıkıyorduk. Daha sonra… Sonrası malum. Bunların hepsi milletin içinde zaten vardı. Biz sadece onları bulduk, sunduk ve yeniden halka kazandırdık. Bu da bizim elimizdeydi. Herşey örgütlenmekten geçiyordu.

– Beyim, Allah her şeyi affet diyor. Vatan ise öldür diyor. Size bir düşman verilse ve idam etmeniz gerekirse, bu büyük aksiliği nasıl telafi edersiniz, çözüm ne?

– Ben galiba Vatanı çok seviyor, ama Allaha daha yakınım. Öldürmesini başaramam. Ama bu konularda esas olan Vatandır. Bu gibi konuları irdelediğim zaman Mustafa Kemal benim için Mehemmed Emin’den daha önde duruyor. Resulzade de benim gibi olmuştur. Ben bir ruh ve idaoloji olarak Resulzade’ni, bir komutan olarak Atatürk’ü seviyorum, kıpta ediyorum. Devlet yönetmek çok farklı bir şeydir.

– Manevi lider rolünden cumhurbaşkanlığına inmeniz Sizi ezdi sanki, kırdı. Düşüncelerime göre siz onu devam etdirdiniz…

– İkili duygularla yaşadığımız zaman çok azap duyuyoruz. Bela da burda aslında. Bir taraftan cumhurbaşkanı olmanın daha aşağı inmek olduğunu düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı milletin öncüsüdür. Örneğin ben manevi lider olsam ve gerçekten de halk kendine iyi bir cumhurbaşkanı seçmiş olsa, ben bir manevi lider olarak tüm ömrümü o cumhurbaşkanını korumaya, yüceltmeye ve halkı korumaya adardım. Çünki bir halk için manevi liderden daha önemlisi devlet yönetimidir. Gerçekten de böyle bir insan hem halkının, hem kendimin sevdiği biri seçilirse onu desteklmeye mecburum ki, Azerbaycan devleti ve devlet başkanlığı kutsallaşsın. Millet için devlet kutsal olmak zorundadır. Ben her daim Azerbaycan alimleriyle ilgilenmişim. Onlardan biri de çok ilginç kaderi olan Ak Şemsettin olmuştur. Bu büyük sufi, Fateh Sultan Mehmet’in öğretmeni ve mürşidi olmuştur. Sultan İstanbul’u fethettikten sonra mürşidinin yanına geliyor, Şeyhinden onun yanında kalması için izin istiyor. Şeyh ona gitmesini ve bir daha dönmemesini söylüyor. Mürşitlere neden sorusunu yönetemezsiniz. Soru soran tarigattan uzaklaştırılıyor, orada sistem böyle. Mürşidin kelimesi anne-baba kelimesinden daha üstündür, yukarıda Allah, yerde mürşit. Sultan soru sormadan uzaklaşıyor, ama aylarca dayanamıyor. Üç ay sonra mürşidinden onu kabul etmesini istiyor, günahının ne olduğunu anlamak için. O zaman Ak Şemsettin diyor ki, Senin bir saatlik adalet, halk için çalışman, Allah yanında ve benim yanımda kırk yıllık ibadetinden daha önemlidir. Azerbaycan’ın da böyle bir insana ihtiyacı vardır. İnanıyorum ki, halk böyle birini yetiştirecektir ve nihayetinde de kurtulacaktır.

– Ama siz adaletli insansınız…

– Hayır, o anlamda değilim. Ben daha çok… Adalet çok farklı anlamdır. Tamam…

– İnsanlar düşünmek için değil, yaşamak için doğar.

– O bir masaldı, bir dua okurum, toplum geçinir, demekle olmuyor. Boş şeydir. Toplumun ihtiyaçları ödenmeli, ekonomi çok önemli bir konudur. İnsanların ihtiyaçları gerçekliktir ve bu gerçeklikle barışmak zorundasınız.

– Politikadan, davasından, milli görüşten tanıdığımız Ebulfez Elçibey bunların haricinde kimdir?

– Kimse değil.

Perviz Cebrayıl

Keleki, 1994


Kaynak: ASAS Medya

Türkiye Türkçesine adapte: Şebnem Karslı

İlgili Terimler :

YORUMLAR

kayseri escort