Bu bir kulak çınlatma yazısıdır…

02.02.2021 00:03

583 Kişi Okumuş

10 Yorum

Bu bir kulak çınlatma yazısıdır…

(Nostaljik yazılar dizisi 12)

 

Peşinen teşekkür- baştan bilgilendirme notu: Yeni yıl yemek tarifleri ve güzellemeleri yazıma bir ilgi, bir yorum, bir alkış, itinayla yazılmış bir özel iletiler, özgün ilaveler ki sormayın gitsin!

Bu durumda ben kalkıp şımarma hakkımı sonuna kadar kullanmayıp ne yapayım, siz söyleyin lütfen? Önce gelenleri okudum, sonra kutlama telefonlarına yetişmeye çalıştım,  bu arada söz ile gerçeğin buluşması karşısında boğazım düğümlendi, hiçbir şey diyemedim, gözlerim dolup boşaldı. Sonra da bu itibar karşısında karar verdim bundan böyle daha çok yemek yazacak, kitap bile olabilir, bir yolunu bulup ekranlarda yemek programına çıkacak, bu işin uzmanlarına dünyayı dar edeceğim! Duyurulur, görecekler günlerini!

Hastasıyız! Neyin mi? Oyun havalarımızın, barlarımızın, gelin havasının, Iğdır barının, “küçelere su sepmişem” mahnısının, hele de “Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa” ezgisinin hepimiz hastası değil miyiz? Evel Allah…

Hasretiz! Ele güne hava atmak sevdası, gösteriş merakı, sonradan görmenin hazımsızlığı henüz taban bulmamışken! Vasil’in semişkasının, Mamoş dayının dondurmasının, Köşe Bakkal Yahya dayının gazozunun en kıymetli ikramlarımız olduğunu dosta düşmana ilan etmemiş miyiz? Tanık ayağa kalk…

Büyük kentlere göç etme modası başlamamışken! Köyden kente göç telaşı ortalığı sarmamışken! Babadan kalanları satıp savarak miras kavgalarına yenik düşülmemişken! Kent belleğine dair unsurlar özenle korunurken! Estetikten yoksun, beton aşkından Kars payına düşeni almamışken! Ana caddelerimizi süsleyen zarif taş binalarımız tüm azametiyle ayakta iken! O güzel kentimiz kendine has özelliğini ve ruhunu yitirmemişken! Biz evlatları arada sırada da olsa koşup ona sarılmış, salonlarında konuşup, sokaklarında içimizi çeke çeke dolaşmış mıyız? Hem de koşa koşa…

Yerleştiğimiz her yerde kurduğumuz dernek ve vakıflar aracılığıyla ümidimizi diri tutmaya, hasretimizi dile getirmeye, çareler arayarak, yazıp çizerek, konuşup dertleşerek kentimizin kadim mimarisine ve kadim dostluklarına sahip çıkmaya çalışmış mıyız? Olabildiğince…

Kentimiz günden güne eski ruhunu yitirip mahzunlaşıp içine kapanırken, memleketine sahip çıkan, elini taşın altına da, sorunların üstüne de cömertçe koyan, başta İsmail Aytemiz olmak üzere değerli hemşerilerimiz sayesinde yüzümüz biraz gülmüş mü? Sık sık olmasa da… 

Köklü tarihi ve zengin kültürü hoyratça yok olan, çevre illerin gölgesinde kalan, turizm pastasından yeterince pay alamayan, yönetimlerin biraz da üvey evlat gözüyle gördüğü kentimize her gidişimizde çocukluğumuzun Kars’ını bulamamanın hüznüyle üzülmüş müyüz? Hem de nasıl… 

Gücümüz yettiğince bu güzel kente “ne yapabiliriz?” sorusuna yanıt ararken, bizi doyuran doğum yerimiz için dertlenip, çaba göstermiş miyiz? Kendi adıma evet…

Yunus Emre’nin; “Ben dert ile ah ederim. Derdim bana derman imiş” sözünden yola çıkarak dermanın derdin içinde gizli olduğunu görüp bilerek “bize ne düşer?” diye yollara düşmüş müyüz? Eskiden daha sık olarak evet…

Atalarımız, dedelerimiz, analarımız, nenelerimiz bu topraklarda yaşadılar, bizler bu topraklarda okuduk, bir baltaya sap olduk. Bu kadarcık vefa içeren sitemimiz olmasın mı diyerek; Bunca soru, sitem, gönderme, böbürden sonra gelelim sonuca!

Bu yazımla; Bana gurur denilen duyguyu miras bırakan babama, rol modelim olan anneme, soğuk memleketimin sobayla ısınan sınıflarında ilgisiyle ve bilgisiyle sımsıcak sararak beni yazarlığa götüren yolun ilk taşlarını döşerken, ilk yazılarımı yazarken elimden tutan öğretmenlerime bu yazımla bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bu yazımla! Molakan, Rus, Alman, batılı, doğulu tüm arkadaşlarımızla küçük bir dünya tarihi oluşturduğumuz mahallelerimizde dostluğu hep baki kalanları bir kez daha selamlıyorum…  

Bu yazımla! Aklıma gelince bazen mutluluktan, bazen hasret duygusundan ötürü ağladığım, sonra da kendi kendime;  “Aman bu ne? Yaş ilerledikçe insan amma da sulu gözlü oluyormuş yoksa ben hep böyle miydim?” dediğim memleketime bir selam çakmak istedim…

Bu yazımla! Toprağıma bana öğrettikleri, bana kattıkları için, gönül bağım, vefa bağım, yürek bağım var derken, bana ve kuşağıma; “bana ne arkadaş, aman canım memleketi ben mi kurtaracağım” demek yerine “bana ne düşer, ben ne yapabilirim?” demeyi öğreten öğretmenlerime minnet borcumu bir nebze olsun ödemek istedim…

Bu yazımla! Bana ülkemizin sorunlarını, eğitim sistemimizin çıkmazlarını ödünsüz sorgulamayı öğreten usta yazarlara, aydınlara teşekkür borcumu! Özellikle de beni bilgiyle, doğruyla, emekle, sevgiyle, hoşgörüyle, eşitlikle tanıştıran ve buluşturan Atatürk’e olan ödenemez şükran borcumun altını bir kez daha çizmek istedim… 

Bu yazımla! Kars’la ilgili güzel haberleri duyunca elimi cebime atıp bir cumhuriyet altını bulmuş kadar sevindiğimi, “aman canım ben de ne çok şey istiyorum kendime” diyerek şaşıp kaldığımı, Kars söz konusu ya! Hoş görün artık ricasıyla, bize dayanışmayı, vefayı, güvenmeyi, yetinmeyi öğreten ilimizin kulaklarını çınlatmak istedim. İnsan daha ne ister diyerek…

Sözüm olsun! Bu toz duman dağılsın koşarak gideceğim Kars’a! Söz, söz, söz! Bu arada men Dilek’in lokantasında “dibi gartollu erişde piloyu” yiyende, Çetin akordeon çalacak! İnsan daha ne ister aziz hemşerilerinden? Bu arada Adıgüzel çifti sözüm sizedir!

NEŞE DOSTER


Yazı Arşivi

İlgili Terimler :

YORUMLAR