Çok özlenen bir kente, Kars ellerine merhaba…

14.07.2020 00:02

595 Kişi Okumuş

2 Yorum

Çok özlenen bir kente, Kars ellerine merhaba…

NOSTALJİK YAZILAR

Kars’la ilgili kitaplarımı okuyan ve babasının görevi nedeniyle bir dönem bizim ellerde yaşayan batılı bir dostum; “senin memleket sevgine ulaşılmaz, bu kitabı yazan parmaklarından öpüyorum:” deyince hem ağladım, hem de durumdan vazife çıkarıp klavyenin başına oturup, uzun süredir ihmal ettiğim hasret mektuplarından birini yazayım dedim. 

Ben ne zaman memleketime gitsem; Yazılı olmayan günlüklerimde dolaşmaya, zamanı durdurmaya, uzun uzun geçmişi yaşamaya çalışırım. Yetinmem sıcacık bakışlarıyla sarıp sarmalayan dostlarıma, dolup boşalan bakışlarla mukabele ettiğim yıllarımı hatırlarım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Doğası ile büyüleyen, tarihiyle gururlandıran, geldiği yerle içimi burkan, Ani harabesi, kalesi ve Sarıkamış ormanlarıyla insanlığa karşı umudumu yeşerten, yönetimlerin ilgisizliğiyle coşkumu solduran bir coğrafyayla karşılaşırım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Toprağımı benim için, bizim kuşak için sığınılacak bir liman, iyileştiren, zor koşullara direnen ve evlatlarını bağrına basan bir ana kucağı, bir baba ocağı gibi görür, o sıcaklığa sığınırım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Görmüş geçirmiş, yeri gelmiş sömürülmüş, yeri gelmiş görmezden gelinmiş, ancak hep çocuklarına iyi bir gelecek yaşasın diye kendini feda etmiş cefakâr, iyi niyetli, dirençli, çalışkan anneleri- babaları görürüm…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Bilmem bunu söylemeye gerek var mı ama! Benim üstün başarılarım olmasa da, üstün yaramazlıklarım vardı çocukluğumda! Bunu hoş gören öğretmenlerimi, sıra- sınıf, mahalle arkadaşlarımı, daha o yıllarda hızımı ve hırsımı durduramadığım yazı merakımı övgüyle karşılayan, gururu gururum, başarısı başarım olan arkadaşlarımı ararım. Şirinleştirerek söylemeye çalışırsam! Muzip ve afacan hali hiç bitmeyen, anılara çok girmeden hayallere odaklanan, düş olarak kalsa da yıllarımı dolduran okul yıllarıma gençlik anılarımıza dalarım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Kalabalık bir ailede en küçük olarak o yıllarda işimin kolay olmadığını, bazı alanlarda bazı derecelerimin olduğunu, mahalle arkadaşlarımı kendi çapımda dövmek gibi, teyzemin oğlunu bisikletini bana vermediği için hortumla ıslatıp, bisikletini bıçakla çizmek gibi. Rahmetli teyzemin kendi gibi kibar sesiyle bana bisikletini vermeyen oğluna; “o da çocuk, biraz da o binsin!” şeklindeki o saran, kucaklayan sözleri karşısında nasıl da yerin dibine girdiğimi hatırlarım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Hepimizin hayatında yeri olan, eski bir dost gibi kucaklaşmayı sabırsızlıkla beklediğimiz günlerin- buluşmaların- toplantıların- etkinliklerin coşkusunu yaşarım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Şimdi yerinde yeller esse de; Anılar, yağmur gibi yağıp gözlerimi ıslatıp, yüreğimi sıkıştırırken, Kars’ın geniş caddelerinde, evimizin bulunduğu sokakta ve lise yıllarındaymışım gibi dolaşırım… 

Ben ne zaman memleketime gitsem; Cesaretimi annemden, disiplinimi babamdan, kendimle alay eden, olayları karikatürize eden esprili yanımı abimden, düzen merakımı ablamdan aldığımı hatırlarım… (Hepsini rahmet ve özlemle anarak)

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Onlar konuştukça benim büyülendiğim büyüklerimizi, nerede olursa ve ne zaman olursa olsun 36 plakayı görünce hissettiklerimi, nereye gidersem gideyim yanımda memleketimi de götürdüğüm için, hüzünle, özlemle, iç çekerek aradığım Kars yıllarımı hatırlarım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Şimdi oralar bana hüzün verse de, bir zamanlar birlikte olduğum, konuşup dertleştiğim aile bireylerimin ve dostlarımın büyük çoğunluğunun ya hayatta olmadığını, ya da oralarda olmadığını hatırlayarak, anılarımın baskısında kalırım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Tanıyamadığım okulumu, bulamadığım hekim lojmanlarını, çok değişen çalıştığım kurumları, sık sık buluştuğumuz parkları, hayatımıza renk katan sinemaları, tadına doyamadığım evimizin boyanmayalı seneler olmuş duvarlarını, karların kapadığı yolları, kara saplanıp kalan araçları, toza dumana, kara borana rağmen özlediğim renkli çocukluğumu derin ahlar çekerek ararım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Olmazsa olmaz dostlarımı, görülmezse olmaz toprağımı, sarılmalı -ağlamalı buluşmalara tanıklık eden salonları, yüzümde güller açtıran yöresel fıkralarımızı, hep anılarımda yaşayan yerel tınılarımızı düşünürüm…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Masalarına kurulduğumuz mütevazı mekânlarda, belleğimdeki ve yüreğimdeki hasret dolu yerini hep koruyan doyumsuz sohbetler eşliğinde, önümüze koyulan lezzet küpü yemeklerimizi tadarım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Oradan ayrıldıktan sonra uzun zaman düşlerime giren, bana daha ne isterim dedirten, bir taşra kentinde aklımızı başımıza getiren, yerden kesik ayaklarımızı sağlam basmamıza zemin hazırlayan, karma, bütüncül, çağdaş bir öğretim modeli olan eğitim yıllarımızı düşünürüm…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Yüreklerimiz ufak, hülyalarımız enginken; disiplini, azla yetinmeyi, dayanışmayı hele de okumaktan vazgeçmemeyi öğreten o sistemi, diplomadan başka güvencemizin olmadığı okul yıllarımı yâd ederim…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Geçmişte; her yerin, her şeyin hele de hocalarımızın adeta kutsal olduğu talebelik yıllarımı, bize düşünmeyi öğreten okullarımızı, baharın bir harika, hele de Mayıs ayının tadına doyulmadığı eski günleri düşünürüm…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Göğün masmavi, toprağın bereketli, dağın bayırın yemyeşil olduğu yazlarımızı, “bir kilo çiğid at, 10 kilo semişka ver” sözlerini, kulaklarını çınım çınım çınlattığım hemşerilerimi, merfetti hemcinslerimi selamlarım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Hayata ve olaylara karşı benzer bakışlara sahip olmasak da, aynı semtlerin çocukları olarak hiç kopmadığımız arkadaşlarımı ararım. Varlığı da yokluğu da paylaşmanın, yaşam boyu sürecek dostlukların ne olduğunu bilen kuşaklar olarak; “Sana dün yine İstanbul’dan baktım Ey güzel KARS!” diyenleri anarım…

Ben ne zaman Kars’a gitsem; Başka hiç bir yerde yakalayamadığım yerel tatları, çocukluğumu hatırlatan yöresel lezzetleri, buluşmalarımızda artık konuşulan konular ağırlıklı olarak sağlıkla ilgili olsalar da kolesterolden çıkıp şekerden girip yürüyüşten dönüp, vitamin desteğiyle sohbeti zenginleştirsek de, damak çatlatan balımızı, yağımızı hem yer, hem de dönüş için stoklarım…

Ben ne zaman memleketime gitsem; Kars lisesinden bi türlü mezun olamadığımı, hep Kars liseli kaldığımı, çocukluğumun ulusal bayramlarını, hele de 6 Ekim Atatürk’ün Kars’a gelişinin ve 30 Ekim Kars’ın Kurtuluş gününün biz Karslılar için ne anlama geldiğinin onurunu yaşarım…

Ben ne zaman toprağımı özlesem; Bu yazdıklarımın yetmeyeceğini, roman yazsam, belgesel çeksem yeridir diyerek, çocukluğumun, gençliğimin, öğrencilik yıllarımın şehri olan Kars’ı ne çok sevdiğimi, bizim kuşağın memleket sevdasını anlatmaya çalışırım…

Ve ben ne zaman hasret mektupları döşensem;  Kars’ın mahalle kültürünü ne çok sevdiğimi, dostluklarını ne çok önemsediğimi,  sokaklarını ne çok arşınladığımı, caddelerinde ne çok koştuğumu,  yokuşlarında ne sık düştüğümü, karına, kışına, dağına bayırına ne çok özlem duyduğumu anlamaya çalışırım…

Yetinmem! Uzaktan el salladığım şimdilerde, gözlerimi ne çok sildiğimi söylemeye çalışırım… 

NEŞE DOSTER

İlgili Terimler :

YORUMLAR