Çöp Kamyonu…

19.07.2017 15:32

410 Kişi Okumuş

0 Yorum

Çöp Kamyonu…

Şenol Durmuş

 

Bu öyküyü mutlaka yazmalıydım. Saatime baktığımda yarım saatlik bir sürem kalmıştı. İş yerim ile evim arasındaki mesafeye bu süre yeterliydi. Aksi halde hafızamdan uçup gitme tehlikesi vardı. Çünkü hastaydım. Her geçen gün her geçen saat beynim eriyordu. Acilen patronu görmem şarttı. Ama önce onun emir erini görmeliydim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde koltuğunda tüm ihtişamıyla bana gülümseyerek bakıyordu. Dolgun göğüsleri, kalın bacakları ile muhteşem sarışın Afrodit heykeli o koltukta oturuyordu. Hemen önünde diz çöktüm :” Ey sekreterlerin en güzeli bu sefil dünyaya bir daha gelirsem eğer ve zengin biri olursam eğer; seni haremime önce sekreter sonra sarayıma kraliçe olarak almazsam dünyanın en şerefsiz adamıyım” dediğimde sekreter kahkahalarla gülüyordu. ” Patrondan izin mi istiyorsun ” dedikten sonra ayağa kalktı ve kutsal patronumuzun makam odasının kapısını açtı.

İçeri girer girmez bir asker ciddiyetiyle bizim Sezar’ın karşısında durdum. Sezar elli kiloluk bedeni ile koca koltukta bir basket topu gibi duruyordu. Gözyaşlarımı zor zapt ederken sorunu mu ilettim : ” Sevgili patronum maalesef kara bir gün yaşıyorum. Az önce aldığım bir habere göre sevgili kayınpederim, hepimizin babası değerli insan, oğlumun dedesi, rahmetli babamın dünürü hacı Eşref efendiyi elim bir bir trafik kazasında kaybettik. Eşim az önce telefon ile aradı beni bekliyorlar. Siz değerli patronumdan yarım gün izin isteyecektim.” dedikten sonra sustum. Basket topu hiç oralı bile olmadı. Acımasız adam suratıma bile bakmamıştı. Eminim bilgisayar ekranında porno izliyordu. ” Demek öyle. Galiba sülalende ölmeyen son kişi buydu ve bunu da kaybettin. Bir yıl içerisinde otuza yakın cenaze izni kullandın. Her neyse başın sağ olsun . Gidebilirsin ” derken beni adeta alay edercesine bir sinek gibi odasından gönderdi. Aşağılık kapitalist, burjuva bozuntusu işte böyle biriydi. Ama Soma madencilerinin yanında yine de halime şükrediyordum. Koşar adım telaş içerisinde Pangaltı ‘daki iş yerimden çıktım. İspark’taki park halinde otomobilime binip çalıştırdığımda bana doğru koşar adım gelen o at hırsızını gördüm. İspark görevlisi adam panik halinde fişi bana uzattı: ” Dur lan yine kaçma. Öde şu altı lirayı ” diyordu.

Kurtuluş son durağa kadar hiç gaz kesmeden on dakika kadar bir sürede gitmiştim. Gözlerime inanamıyordum. ” Neredeydi şu belediye otobüsleri, nerdeydi tüp, su, ekmek, hafriyat, beton kamyonları, taksiler neredeydi bunlar yüce Tanrım neredeydi ” diye sorarken Kasımpaşa’ya inmiştim. Son bir güzergah kalmıştı. Evime ulaşmam için tek yön olan üç yüz metrelik yola girdiğimde on dakikalık bir sürem kalmıştı. Heyecan içerisinde panik halinde yolu yarılamıştım ki onu gördüm. Olamazdı. Hayır bu olamazdı. Kalbim patlayacak gibiydi. Ya öfkem. Adeta bir yanardağ gibi patlamak üzereydi. Eğer kendimi kontrol edemezsem beni sırasıyla şunlar bekliyordu. Kavga, hastahane, karakol sonra cezaevi. Sonra eşimin hapishane ziyaretleri. Sonra eşimin beni aldattığı haberleri. Sonra oğlumun uyuşturucu kullanımından dolayı tedavi gördüğü gibi haberler beni bekliyordu. Bunun olmasına asla müsaade edemezdim. Kesinlikle bu olmamalıydı. Aracımdan indiğimde çöp kamyonunun şoförü de inmişti. Çöp toplayan iki askeri de onun yanında hazır vaziyette yumruklarını sıkmış halde bana bakıyordu.

Birbirimize kin ve nefretle bakıyorduk. Bir kaç dakikalık soğuk ve gergin geçen o sert bakışlardan sonra birden gülümsedim : ” Tamam arkadaşlar bu kez kavga etmeyeceğim. Sizi dövmeyeceğim. İnanın artık bıktım bundan. Alzhimer hastası olduğumdan dolayı acele ediyorum. Çünkü aklımdaki bir konuyu yazıya dökmem için az bir sürem kaldı. Şimdi karar verdim. Ben de size yardım edeceğim. Bir an önce şu çöpleri hep beraber toplayalım ve yol bir an önce açılsın evime ulaşayım ” dediğimde üçü de gülüyordu. Şoför çok mutlu olmuştu. Sol gözünden akan yaşı silerken gözündeki morluk hala geçmemişti. Bir ay öncesi o göze bir kafa atmıştım. Çöp toplayıcısı yardımcısının ise burnu kırılmıştı ve bu yüzden iki adet mahkemem Çağlayan adliyesinde devam ediyordu. Şoför: “Sağol gardaş” dedikten sonra bana bir çift sarı eldiven verdi. Yol kenarlarında birer inci gibi dizili olan çöp torbalarını toplamaya başladık. Hepimiz de mutluyduk. İnsan sevgisinin hiç umulmadık anlarda neler yapabileceğini ve bir dünyayı nasıl mutlu hale getirebileceğini kanıtlamıştık. Çöpçünün biri türküsünü tutturmuştu bile ” Uzun ince bir yoldayız vay vay ” derken ben de : “Ağzına sağlık yiğidim ” diyordum. El birliği içerisinde poşetleri bir yıldırım hızıyla topluyorduk. Çöp poşetlerini de bir yandan inceliyordum. ” Maşallah bunlarda sırf makarna, bulgur yiyor hemşerim. Hiç et parçasına rastlamadım . Tavuk kemiklerini saymazsak bir şey göremedim. Sizde ne var ” ” diye sorduğumda bir tanesi gülümsedi : Abi sen ne diyon ne eti. Bunlar pintiliklerinden dolayı yemiyor. Bunlar yüzünden zavallı köpekler, kediler açlıktan ölmemek için çöplükleri terk edip zengin muhitlere göç ettiler.” diyordu.

“Öyle diyorsun da, ya bu prezervatifler ne böyle . Maşallah hepsi de azgınmış ? Peki etsiz bu işi nasıl yapıyorlar diye sorduğumda şoför cevap verdi. ” Hemşerim bilmez misin sen fakirin fukaranın sermayesidir çiftleşmek. Bu garipler de yaz kış gece gündüz demeden şey edip duruyor.”
” Ya bu şırıngalar ya ilaç şişeleri, ya bu uyuşturucu kalıntıları bunlar ne kardeşim ” diye tekrar sorduğumda: ” Abi çiftleşmeden üreyen çocukların kullandığı malzemeler. Ana baba, namazında çoluk çocuk ne halde. Allah kimseyi şaşırtmasın ” diyorlardı. Tekrar sordum : ” O halde çöp topladığınız bu yol ipek yolu mu oluyor dediğimde “Evet abi sen ipek yolu diyorsun bizim belediye tek yön diyor bazı gazeteler de göbeğini kaşıyan adam yolu ” diyor işte cevap verdiler.

Kafamda kıvılcımlar, şimşekler çakıyordu. Yazacağım öykünün boyutu değişmişti ve bunu sağlayan çöpçüler olmuştu. Üstelik yeni bir yarım saatlik bir süre kazanmıştım. Yolu bitirene kadar göbeğini kaşıyan adamın bütün pisliklerini temizlemiştik. Yol bitiminde ayrılma vakti geldiğinde sarılıp öpüştük. Günlük çöp toplama saatlerini bana telefonla bildirmelerini rica ettim. Aracımı çalıştırıp hareket edip o yoldan çıktım. Mutluydum. Bu uzun ince yolda bana daha ne konular ne malzemeler çıkar diye düşünüyordum.

İstanbul, 03 Haziran 2014

İlgili Terimler :

YORUMLAR