Dost acı söyler!

27.02.2019 00:01

645 Kişi Okumuş

0 Yorum

Dost acı söyler!

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

“İzmir’e suyu ben getirdim!” diyen, “pek çok yere üniversiteyi biz açtık!” diye övünen, neden oldukları ekonomi politikalar sonucu halkı kuru soğana mahküm edip, “gerekirse 81 ilde tanzim satışı yaparız” diyebilen bir yönetimin yaptıklarına aslında eyvahlar olsun demek bile az gelir ama! Üzülmemek ve üzmemek için özet geçelim…

Misal: Yerel seçimin sadece; Beka sorunu, CEHAPE ve Bay Kemal üzerine kurgulanıp götürüldüğü, 31 Mart belediye seçimleri için “bunun adı yerel seçim değil beka seçimi” denildiği ayan beyan biliniyorsa!

Misal: Cep telefonlarındaki ÖTV oranını belirlemekten, tanzim satışların dağılım noktalarına, 81 ilde belediye başkan adayı yerine konuşmaktan, muhalefetle söz yarışına, saraydan salonlara, meydanlardan ekranlara kadar pek çok konunun  pek çok sıfatı omuzlayan, her yere koşuşturan tek kişiden beklendiği açık ve netse!

Misal: Dam üstünde saksağan bile olmayan yanıtlarıyla gündemi belirleyenler! Yönetimin en çok kayırdığı kişiler! Basının anlı şanlı kalemleri! Seçim meydanlarında dağıtılan çay ve kahve paketlerini, kenevirden yapılmış torbaları tüm sorunların bitmesi olarak görüyorsa!

Misal: Öfke, hiddet, şiddet, havadan bakma, rakipleri aşağılama, hakaret, karalama gibi ülke içinde yaratılan korku ikliminden kaçmak için 12 bin aile yurtdışına göçmüş, bir çok kişi göç hazırlığı yapıyorsa!

Misal: Gerçek enflasyon açıklananın çok üzerinde seyrediyorsa, silahlı şiddet yüzde 70 artarak, her 4 saatte bir cinayet işleniyor ve öldürülenlerin çoğunu kadınlar oluşturuyorsa! Mahkeme kayıtlarına göre; Boşanmalar yüzde 85 artmışsa, yılda 600 bin hırsızlık olayı yaşanıyorsa, intihar vakaları artıyorsa, son birkaç yılda 3 bin 500 kişi canına kıymışsa, 25 milyon kişi davalı ve davacıysa, 40 milyon icra dosyası varsa!

Misal: Hayatın her alanını kucaklayanların, dünyanın her yerine yayılan ülke sevdalılarının, gazetecilerin, mimarların, hukukçuların, iş insanlarının, yazarların, sanatçıların, aydınların, gençlerin, kadınların, erkeklerin, öğrencilerin özetle her kesimden insanımızın gidişattan huzursuz ve endişeli olduğu ortadaysa!

Bunca misalden sonra soru şudur? Bu tablodaki gerçeklerin hangisini birinci sıraya koyalım? Hangisine kısa sürede çözüm bulunacağına inanalım? Her konuya bir kılıf bulma ustalarına bunun adı sosyal enkaz mı, Yeni Türkiye mi, ileri demokrasi mi  sorusunu mu yöneltelim?

Ya da doğrudan sahaya inen, her konuya hakim olan, miting alanlarında mevzi alan, çay dağıtımından torba dağıtımına kadar herşeyle ilgilenen, her şeyi üstlenen CB, bizi çekemeyenlere; “adaylar bu işi beceremez, o nedenle kendisi meydanlara iniyor” dedirtmez mi? Ya  da 81 ilin belediye başkanı olacakmış gibi çalışan bir CB ülke sınırlarını aşıp dünya liderlerine örnek olarak gösterilmez mi?

Bilgi notlarına gelince!

Kaynaklara göre Cumhuriyetin ilk yıllarında ihracatımız, ithalatımızdan fazla idi. Bugün Ukrayna’dan Rusyaya, Brezilya’dan Arjantin’e, Kanada’dan Fransa’ya, Sri Lanka’dan ABD’ye, Meksika’dan Hindistan’a, İran’dan Şiliye kadar; Buğdaydan kırmızı ete, mercimekten mısıra, çaydan pirince, kuru fasülyeden nohuda, üzümden soğana yüzlerce kalem malı ithal eder hale geldik.

Bu arada ülkemiz eğitimde 72 ülke arasında kendisine ancak 50.sırada yer bulabiliyor. Bunun açık anlamı şu demektir. Türkiye çocuklarını eğitemiyor. Ve bu yıl 162 İHL’ne karşı 9 Fen Lisesi açılması düşünülüyor. Yönetimin ifadesiyle beka seçimine az bir süre kala ülkemizdeki manzara-i umumiye budur!

Apartman dairesi, villa, gecekondu, gökdelen, baraka, çadır, site farketmez. Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın mutfakta yemek yaparken, soğan patates soyarken, çocuklarınızla oynarken, konuk ağırlarken, ütü yaparken, kitap okurken, ev işleriyle meşgulken, “beni gör ve duy diyen!” hep aynı ses size sesleniyorsa onu, görmezden, duymazdan gelemiyor, yokmuş gibi yapamıyorsunuz…

Ha bu arada görkemli İstanbul’un kent varlığı ve etkin kimliği ortadan kalkmış, insanlar kendilerini günlük yaşamın dar kalıpları içine hapsetmiş, kentin insanları da yaşadıkları yerler kadar payına düşeni almış. Önemli mi? Hayır…

Önemli olan, bizden istenen ve beklenenlerdir! Sus, yazma, konuşma, bağrına taş bas otur, başını kuma göm ve rahat et gibi…


Yazarın yazı arşivine ulaşmak için buraya tıklayınız…

İlgili Terimler :

YORUMLAR