DÜNYAYA RENK KATANLAR: Margaret Atwood

08.10.2017

61 Kişi Okumuş

0 Yorum

DÜNYAYA RENK KATANLAR: Margaret Atwood

Margaret Atwood, Pazartesi akşamı Southbank Centre Royal Festival Hall'da Telegraph gazetesinin kitap editörü Gaby Wood ile bir söyleşiye katıldı
Margaret Atwood, Pazartesi akşamı Southbank Centre Royal Festival Hall’da Telegraph gazetesinin kitap editörü Gaby Wood ile bir söyleşiye katıldı

‘Damızlık Kızın Öyküsü’nün feminist yazarı Margaret Atwood: Haklı olduğum için üzgünüm.

“Siz evde kalanlardan mısınız, yoksa evde çoluk çocuğa karışanlardan mı?

Nasıl?! Kim?

Yok yani soruyorum, siz şimdi bir kadın olarak evde mi kaldınız, yoksa çoluk çocuğa mı karıştınız?”

İstanbul’un Akatlar semtindeki taksi durağında bindiğim aracın şoförü, günlük, sıradan gördüğü bir muhabbetin parçası olarak soruyordu:

Öfke ve şaşkınlıkla, “Doğurmanın ve doğurmamanın bir tercih olabileceğini, dolayısıyla ayrımın absürt olabileceğini düşündünüz mü? Ya da boşverin, siz hiç feminizm okudunuz mu?” diye soruverdim.

Zira, bu muhabbetten 20 saat önce Londra’da Southbank Centre’da dinlediğim, “Damızlık Kızın Öyküsü”nün (The Handmaid’s Tale) feminist yazarı Margaret Atwood’un konuşması yankılanıyordu zihnimde.

Dizi olarak da yayınlanan kitap, erkek egemen, teokratik ve totaliter bir toplum distopyası. Atwood’un 1985’te kaleme aldığı kitap, üremeyi odağına alıp, kadınları doğurganlıklarına göre sınıflayan, kürtajın “cinayet” sayıldığı baskıcı bir düzeni anlatıyor.

Şimdi taksi şoförü bana “Damızlık Kız” ya da “Martha” olup olmadığımı mı soruyordu?

The Handmaid's Tale diziye de uyarlandı. Dizideki kadınların giydiği kıyafetleri giyen bir grup kadın, ABD'de sokakta yürürkenThe Handmaid’s Tale diziye de uyarlandı

Yani “iki bacaklı rahimler” olarak üst egemen sınıfa hizmetini doğurganlığıyla sağlayan bir “damızlık” ya da “doğuramadığı” için yine üst egemen sınıfa bu sefer ev işleri sırtlayarak hizmet eden bir “Martha”…

Dolayısıyla her türlü hizmetin yine erkeğe yapıldığı ve “evde kalmak”, “çoluğa çocuğa karışmak” gibi kavramların da erkekler tarafından yaratıldığı bir toplum.

Orası Kuzey Amerika’da yeni kurulan Gilead ülkesi, burası İstanbul Akatlar…

“Ama hanımefendi, sayın bayan ben şaka yapmıştım…” dedi bu sefer taksi şoförü, ciddiye alınamayacağını anlayanların su üstünde kalma çabasını sergileyerek. Ama 32 yıl önce yazılan bir distopyadaki rolünüzü de hatırlatıyordu.

‘Karakterimin böyle bir etki yaratmasından memnunum’

Southbank Centre’da yüzlerce kişinin ayakta alkışlayarak karşıladığı 77 yaşındaki Kanadalı yazar Margaret Atwood oditoryuma da böyle seslendi Pazartesi akşamı:

“Bu kadar haklı olduğum için çok üzgünüm, ama ben bir peygamber değilim…”

Bir “peygamber” değil ama kadınları, cinsiyetlerinden önce bir insan olarak gören ve insan haklarını kayıtsız savunan bir feminist ve doğa bilincini aşılama çabasında olan bir çevreci Atwood.

Yazarın çevreci duyarlılığı, zaman referansı vermeden yarattığı Gilead’da da kendini gösteriyor.

Atwood’un yarattığı dünya radyasyona gömülmüş, havasında, suyunda toprağında kimyasal maddeler olan bir yer.

Tavuk ve etin nadir bulunduğu ve bulunsa da yüksek fiyata satıldığı, eve üç beş yumurta götüren “Damızlık”a da takdirle bakıldığı bir toplum tasvir ediliyor.

Atwood’un öne sürdüğü bu gelecekte, yaşanan doğal felaketler ve doğaya verilen zarar nedeniyle özellikle üst kasttaki “Komutanlar”ın bir kısmının eşleri biyolojik olarak doğurganlık özelliklerini yitiriyor.

Rejimin kendisini yeniden üretmesi mümkün olamayacağı için, soylarının devamını sağlamak, yarattıkları “totaliter” rejimi sürdürebilmek amacıyla doğurgan kadınları zorla evlerine alıyorlar.

“Damızlıklar”, sistemin yarattığı bir tür kutsal ayinle en üst kasttaki “Komutanlar”ın hizmetine sunuluyor. “Damızlıklara” göre “tecavüze uğruyorlar”, “Komutanlara” ve “Komutan Eşlerine” göre ise yalnızca rejimlerinin devamını sağlayarak kutsal bir göreve hizmet ediyorlar.

Öyle ki, soyların devamı için kutsanan “Damızlık” kadınlar, Gilead ülkesi için, yine soyları tükenen diğer ülke ya da toplumlarla ticari ilişkilerde değerli ihraç ürünü olarak görülüyor.

Kadınlar satılmak isteniyor. Sadece doğursunlar diye… Kadınlar değerli görülüyor. Sadece doğurabiliyorlar diye…

Çevre ve kadın politikalarına karşı gösteriler

Kitaba gösterilen ilgi, özellikle ABD’de Donald Trump’ın başkan seçilmesinden sonra arttı.

Donald Trump, 2016 yılında kürtaj yaptıran kadınların ‘bir şekilde cezalandırılması gerektiğini’ söylemişti, ABD’nin yeni başkanı ayrıca Aile Planlaması’na ayrılan bütçeyi kesen yasayı Nisan ayında imzaladı ve birçok defa kadınları cinsel objeler olarak gördüğüne işaret eden açıklamalar yaptı.

Trump’ın yardımcısı Mike Pence de farklı değil. Doğum kontrol yöntemlerine karşı olduğunu ifade etmiş ve kadınların iş yerlerinde uğradığı ayrımcılığa karşı bir yasaya ret oyu kullanmıştı.

Trump yönetiminde kadınlara karşı tutuma karşı birçok gösteri düzenlendi. Washington’da, New York’ta, üreme haklarına ve tercihlerine yönelik tehditlere karşı sokağa çıkanların ‘Damızlık Kızların’ kostümleri isyanın, kadın bedeni üzerine yapılan siyasete tepkinin de temsili oldu.

Kadınlar, bedenleri üzerinden yapılan siyasete karşı Washington ve New York’ta, üreme haklarına ve tercihlerine yönelik tehditlere karşı, üzerlerine geçirdikleri “Damızlık Kız” kostümleriyle sokaklara çıktılar.

Atwood, “İnsanların bu (karakteri) böyle kullanmasından ve böyle bir etki yaratmış olmasından memnunum” dedi Southbank’te.

Kadın üzerinden iktidar mücadelesi Türkiye’ye uzak değil. Kürtaj, doğum kontrolü, kaç çocuk doğurulacağı, doğum yönetimi gibi konular siyasete malzeme edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kürtajı ‘cinayet’ olarak tanımladı, “Kadın erkek eşit olamaz” dedi, ‘en az üç çocuk yapılması’ tavsiyesinde bulundu ve 2016’da nüfus planlamasıyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddeden, evini çevirmekten imtina eden bir kadın iş hayatında ne kadar başarılı olursa olsun eksiktir, yarımdır.”

The Handmaid's Tale'den ilham alınarak yapılan bir sanat eseri New York'ta bir sergide

Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin Akatlar’daki bir taksi şoförünün bir kadına yaklaşımında kendini tekrarlaması, “Benim başıma gelmez” düşüncesinde olanlar için şaşırtıcı oluyor haliyle.

Bir toplumun kadın bedeni üzerinden yapılan siyasetle dönüşmesi bir zamanlar ihtimal sınırlarını zorluyor görünüyordu.

Ama orada, Southbank’te Atwood’un konuşmasını aklıma getirdi.

‘Ellerine gücü geçirdikleri zaman her zaman her yerde her şey olabilir’

Kitabı yazma gerekçesi ve süreciyle ilgili bir soruya da şu yanıtı veriyordu Atwood:

“Bu kitap, ‘Amerika totaliter bir rejim olsaydı, nasıl olurdu?’ sorusuna bir yanıt. İnsanların 1985’te ‘Bunlar burada yaşanmaz’ demesinden sıkılmıştım. Ellerine gücü geçirdikleri zaman her zaman her yerde her şey olabilir.'”

Atwood kitabında da toplumun Gilead distopyasına dönüşümü için şu satırları yazmıştı:

“Yaşardık her zamanki gibi, aldırmadan. Aldırmamak cesaretle aynı şey değildir, üstünde çalışman gerekir.

“Hiçbir şey bir anda değişmez: Derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan haşlanarak ölürsünüz.”

Bir kadın olarak haşlanmanın da bir süre sonra sıradanlaştığını ve değerlerin nasıl yok olduğunu da ‘damızlıkları’ eğiten “Teyze”nin sözleriyle anlatıyordu:

“Erkeklerin sizi aşağılamasına dayanmak zor. Sizden sonra gelenler için daha kolay olacak. Görevlerini gönül rızasıyla kabul edeceklerdir.

(Anlatıcı) Söylemediği buydu: Çünkü anıları olmayacak, başka bir yaşama dair.

(Anlatıcı) Söylediği ise şu: Çünkü sahip olamayacakları şeyleri istemeyecekler.”

Southbank’te soru bu sefer “Peki haşlananlar ne yapmalı?’ydı… Bir toplum nasıl kendini kurtarır?

“Yaşamak istediğiniz toplumu tasavvur edebilirsiniz ve ona göre davranırsınız, ya da belki de ona göre oy verirsiniz demeliyim” tavsiyesinde bulundu Atwood. Atwood’un seslendiği topluluk İngiltere’de, dolayısıyla tavsiyede bulunduğu oy verme hakkının yanı sıra, güçlü bir sivil toplum, güçlü kadın örgütleri ve iktidarları zorlayabilecek bir medyaya sahip.

Ve dönüşümün sorumluluğunu üstlenmesini istediği kadın ağırlıklı bir kitle vardı karşısında…

“Sorun olarak görürseniz, çözümün de parçası olursunuz” diyordu, kıvılcım gibiydi Southbank Centre’da.

Sözleri, kıvrak ve keskin esprileri oditoryumda yankılandıkça yanımda oturan feminist çocuk kitabı yazarı Anna heyecan ve duyduğu hayranlıktan yerinde zıplıyordu.

Atwood bize, fitilin ateşlenmesini bekleyen bir kalabalığa, kadınlara güç veriyordu.

Boşuna değildi… Benim bedenimdi, benim kararımdı…

 

Teşekkürler BBC Türkçe

Teşekkürler Çağıl Kasapoğlu

 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz