Hemşehrimiz Fikri Çelik’in Anısına…

03.10.2018 18:44

426 Kişi Okumuş

1 Yorum

Hemşehrimiz Fikri Çelik’in Anısına…

Hemşehrimiz şapkacı Fikri Çelik, iki gün önce Hakk’a kavuştu. 11 Mayıs 2011 tarihinde kaleme aldığım yazıda merhumdan da söz etmişim. Aynı yazıyı merhumun anısına bir saygı olarak aşağı alıyorum. Allah rahmet eylesin.

Havadan Sudan

Karadağ caddesiyle Kâzım Paşa caddesinin köşesine yakın bir yerde şapkacı Fikri Çelik vardı. Çarşı polis karakolunun hemen altında. Olur ki ismini yanlış hatırlıyor olabilme ihtimaline karşılık peşinen bir affola. Fötr mötr değil canım, bildiğimiz köylü şapkalarını dikerdi Fikri Usta… En güzel şapkalar, son moda şapkalar hep onun dükkânında dikilir ve satılırdı.

“İyi sardırdın Kars nostaljilerine ha!”demeyiniz; bakınız aklıma ne geldi de, niye bunları yazıyorum. Yetmişli yılların sonlarına doğru, bir yakın arkadaşım, cumhuriyet savcılığına başında şapkasıyla girer. Daha yeni almış, Fikri Çelik şapkası…

Savcı, “Çık bakiim dışarı” der, “şapkanı çıkar da öyle gel”…

Bizimki sessizce çıkar, şapkasını eline alarak kapıyı tekrardan çalar ve içeriye girer. Yediği zılgıt yüzünden utanıp yüzü kızaracağına, gayet rahattır ve başlar pişkin pişkin gülmeye…

Savcı hiddetle sorar: “Ne gülüyon sen bakiim?”

“Bir devlet düşünün ki” der, “bir şapka kanunu çıkarıp adına devrim diyerek vatandaşına şapkayı zorla giydirsin; sonra da zorla çıkarttırsın! Sen olsan ağlar mısın?”

***

Kafkasların dibindeki bir şehir Kars. Nüfusunun da büyük çoğunluğu Küçük Kafkasların eteğinden gelmiş. Biz Gençler, en azından önemli bir kısmımız Kafkas kalpağı giymeye hevesleniyoruz.

Kalpak, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, Kurtuluş Savaşı komutanlarının tamamının giydiği o kalpak… Ne güzel, değil mi?

Amma gelin görün ki YASSAH!..

Daha on sekiz yaşına bile girmeyen gençleriz. Başımızda Kafkas kalpağı, caddelerde polisle köşe kapmaca oynuyoruz. Yakalananlarımız Çarşı karakoluna çekiliyor. Önce bir Atatürk İnkılapları nutku dinliyoruz… Sonra da suratlarımıza ikişer “şapalak”yiyoruz. Kalpaklara el konulduktan sonra popomuza da birer tekme patlatıp salıveriyorlar bizi…

Cumhursuz cumhuriyet manzaraları işte…

***

Ardıç Kuşu, gene bir “İspanya dönüşü klasikleri” döktürüyor. İspanyol iç savaşına ve Franco devrine ilgi duymamın, bir zamanlar ülkemizdeki palavradan ”No Pasaran”cılara inat, kaynaklar bulup okumaya çalışmamın müsebbibidir kendisi. Aslında, ucuz polemikler yerine hep bu tür yazılar yazsa keşke…  Zira, usta kaleminden çıkan bu minvâldeki yazılarının lezzetine doyum olmuyor…

Neyse…

Efendim, biz gelelim derin mevzumuza… (Büyük ihtimalle ölmüştür, Allah rahmet eylesin Cüneyt Yaprak ağabeyimize. Kendine özgü telaffuzuyla “Mevjûûlar derîîn” derdi…)

Ardıç Kuşu, İspanyolları anlatırken: “İçinde ‘kızıl’ ve ‘kırmızı’ geçen her şeyi değiştirmişler” diyor. “12 Mart döneminde ‘bizimkiler’ de Kızıltoprak’ı ‘Güzelyer’ yapmayı düşünmemişler miydi?” diye de soruyor.

Belli ki, 12 Martçılar’dan bile önce Kızılçakçak’ın Akyaka yapıldığını bilmiyor.

Kızılçakçak, Kızıltoprak gibi İstanbul’un göbeğinde değil ki, bilsin! Anadolu’nun en ücra nahiyesinde bir nahiye idi zaten. Eskiden, kızdıkları devlet memurlarına: “Seni Kızılçakçak’a sürerim ha”derlermiş. Sürecek devlet kadrosu mu vardı sanki?! Bir nahiye müdürü, bir jandarma karakolu bir de demiryolu istasyonu… O istasyon binasının üstüne de “Akyaka” yazmaları gerekirken “Akkaya”yazmışlardı. O tabela, yıllarca kaldı orada, kimsenin aklına söküp doğrusunu koymak gelmedi…

O civar köylerin tamamına yakınının adlarını değiştirdiler. Birçok güzelim adın yerine birçok saçma sapan adlar koydular…

Halktan kopuk, halkı yok sayan “aydın” düşünce madrabazlığı…

Yoksa “edebazlığı” mı deseydim?!..

***

Kars-Kızılçakçak arasındaki tren seferlerini de çoktan kaldırmışlar meğer… Rantable değilmiş! Okuduğum haberlere göre, AK Parti Kars milletvekili adayı da müjde niteliğinde vaad etmiş: “Kars-Akyaka tren seferlerini yeniden başlatacağız!”

Fakire kaybettiği eşeğini bulma sevinci yaşatacaklar… Utanma yok, arlanma yok…

***

Her yaşın ayrı bir güzelliği varmış derler ya! Biz ihtiyar mütekaitler de kendi yaşımızın güzelliğini yaşamaya çalışıyoruz…

Kimilerimiz, hırsını yenemeyip seksen yaşında politikaya atıldı, meclise girecek… Devleti ve milleti kurtaracak!

Kimilerimiz, kahvehanelerde al papazı ver kızı pişpirik oynuyor. Ya da okeye dördüncü oluyoruz…

Kimilerimiz, bir yanında torunu, elinde bir plastik kova ile bir olta balık peşinde vakit öldürüyoruz…

Kimilerimiz, dere kenarında oturup bitlerimizi kırıyoruz…

Kimilerimiz de, çökmüş klavye başına takır da tukur fıkra, makale, gazel mazel yazıyoruz. Nazma uysa da uymasa da!..

İlgili Terimler :

YORUMLAR