Kimi Puşkin, kimi pişkin…

16.02.2018 17:42

1.288 Kişi Okumuş

0 Yorum

Kimi Puşkin, kimi pişkin…

Cahit Kılıç

cahitkilic@tanyerihaber.com

Büyük Rus şâir Aleksandr Puşkin, meşhur İstanbul şiirinin ilk iki kıtasında aynen şunları söylüyor:

Gâvurlar bugün İstanbul’u övüyorlar,
Ama yarın demir kılıç kabzalarıyla,
Uyuyan yılan gibi ezerler
Ve öylece bırakıp giderler.
İstanbul, beladan önce uyudu.

İstanbul peygamberinden feragat etti;
Köhnemiş Doğu’nun gerçekleri
Yalancı Batı kandırdı onu
İstanbul tatlı günahların esiri oldu
Doğayı ve kılıcı aldattı.
İstanbul savaş terini unutup
Namaz saatlerinde şarap içiyor.(*)

Sadede gelmeden önce meraklısı için Rusça aslını da verelim:

Стамбул гяуры нынче славят,
А завтра кованой пятой,
Как змия спящего, раздавят
И прочь пойдут и так оставят.
Стамбул заснул перед бедой.

Стамбул отрекся от пророка;
В нем правду древнего Востока
Лукавый Запад омрачил —
Стамбул для сладостей порока
Мольбе и сабле изменил.
Стамбул отвык от поту битвы
И пьет вино в часы молитвы.

***

Büyük şâir, bu şiiri 1830 yılında yazıyor…

Osmanlı’nın, bizim Kars deyimiyle “daha bro-bro zamanı”… Üç kıtada hüküm sürüyor ve kılıcının önü de kesiyor, arkası da…

Puşkin, müneccim değil ama…

Özellikle Doksan Üç Harbi (Hicri 1293, Miladi 1877-1878) ile başlayan büyük çöküşü o günden kestiriyor büyük şâir…

(Bilahare büyük Rus yazar Dostoyevski’nin, daha mistik bir tavırla “Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberdir  demesinin buna bir dahli var mıdır bilemiyorum. En azından ironik ama gerçekçi bir tespittir denilebilir.)

Ki, 1840 yılında doğan Namık Kemal, 1880 yılında:

Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten…”

Diyerek feryat ettiğinde, Puşkin, daha o doğmadan bir düelloda çoktan pisipisine ölmüştü…

***

Gâvurlar bugün İstanbul’u övüyorlar,
Ama yarın demir kılıç kabzalarıyla,
Uyuyan yılan gibi ezerler”

Tarih adına azıcık mürekkep yalayan dostlar, söyleyiniz lütfen! Aynen öyle olmadı mı?

Çelikten kılıç kabzalarıyla ve demir ökçeleriyle girip İstanbul’u ayakları altında ezmediler mi?

Kadınlarımızın iffetine lâf ettiği için üçüncü bölümü buraya almadım ama ikinci kıtada:

“İstanbul peygamberinden feragat etti

Derken, başımızda durup bize hükmeden, aynı zamanda “Halife-i Rû-yu Zemin” sıfatını taşıyan Padişah efendimiz değil miydi?

Ayrıca:

Halife-i Rû-yu Zemin efendimizin kulları daha o zamanda ne yapmışlar?

“Savaş terini unutup, namaz saatlerinde şarap içmişler…”

Ne yapmışlar, ne yapmışlar?

Daha 1830’lu yıllarda namaz saatlerinde şarap içmişler…

Fehim molla?

***

İmdiiii…

Tarih, Türk milletinin kaderine tesir edecek bir oyun oynadı…

“Çelik kılıç kabzalarıyla ve demir ökçeleriyle İstanbul’u ayakaltında ezen “gâvurları” “Geldikleri gibi giderler” diyen ve sözünü tutarak onları tıpış tıpış kovan adama tam doksan yıl boyunca küfreden zihniyet, geldi bu milletin başına oturdu…

1830’larda namazı terk edip şarap içen zihniyetin mürâileri, ateş çemberinin içinden elleriyle bir avuç vatan parçasını kurtaran adama “ayyaş” dediler…

Tarih bilgileri de, “anayasa profesörü” unvanına sahip bir mensuplarının “Doksan Üç Harbine bizi İttihatçılar soktu” tespiti kadardır…

***

Doğu ile Batı, Müslüman ile Hıristiyan, Türk Birliği ile Arap Birliği arasında sürekli yalpalamaları da, neyi ne kadar bildiklerinden değil; hiçbir şeyi bihakkın bilmediklerinden kaynaklanıyor…

Anlamak için dahi olmaya gerek yok.

Zira…

Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz…

 

(*): Çeviri: Cahit Kılıç


Yazarın yazı arşivine ulaşmak için buraya tıklayınız…

İlgili Terimler :

YORUMLAR