Suudi Arabistan’ın İnanılmaz İslam Düşmanlığı

31.01.2020 00:01

354 Kişi Okumuş

0 Yorum

Suudi Arabistan’ın İnanılmaz İslam Düşmanlığı

İsmail Bendiderya

ismailbendiderya@gmail.com

Osmanlı devletini yıkmak için İngilizler tarafından kurulan ve son yıllarda açıkça terör ve işgal devleti Siyonist İsrail’le adeta bütünleşip, resmi açıklamayla kendisini “İsrail’in bölgedeki garantörü” olarak tanımlayan Suudi Arabistan Vahabi devleti, İslam tarihinin unutulması ve İslam’ın o topraklardaki iz ve işaretlerinin silinmesi için imam ve sahabe mezarlarını yıkıyor.

Suudiler bununla da kalmayıp, her biri birer İslam tarihi olan bu önemli şahsiyetlerin mevcut izini silebilmek için onların mezarlıklarının ziyaret edilmesini de engelliyorlar.

Peygamber efendimizin -s- kutlu Ehlibeyt’inin -s- Medine’de bulunan Cennet’ül Baki kabristanındaki mezarlarını da yerle bir eden Suudi vahabileri, bu Müslümanların bu isimsiz mezarlara yaklaşmasını engellediğinden, bu mezarların kimlere ait olduğunu bilen Hicazlı bazı Müslümanlar, Suudi Vahabi devriyelerinin bulunmadığı saatlerde büyük bir heyecanla koşup bu kutlu mezarları heyecanla ziyaret ettiler.

Ziyaretçilerin sosyal medyada paylaştığı bu görüntüler, Ehlibeyt -s- dostu Müslümanları gözyaşlarına boğdu.

Siyonistlerle bütünleşen Suudi devleti, İslam büyüklerinin mezarlarını yerle bir etmekle kalmıyor, bu mezarların tanınmaması için mezar taşlarına isimlerinin yazılmasına da engel oluyorlar.

Peygamber efendimizin de -s- mübarek türbesini defalarca yıkmaya kalkışan Vahabiler, çeşitli zaman dilimlerinde engellendiler. Onları engelleyen Osmanlı padişahlarından biri olan padişah ikinci Mahmut, kendileri dışındaki bütün Müslümanları tekfir de eden Suud’lara çok kızmış ve İngilizlerle elbirliği edip Hicaz topraklarını onlara peşkeş çeken ilk Suud devleti’nin lideri Abdullah bin Suud’u yakalatarak İstanbul’a getirmiş, padişahın emriyle Vahabi Abdullah bin Suud`un kafası kesilip, kellesi denize atılmıştır.

SON DÖNEMDE CENNET’ÜL BAKİ’Yİ DE YIKIP YERLE BİR ETTİLER

21 Nisan 1925 tarihinde Medine-i Münevvere’de inanılmaz bir vahşet yaşandı. O tarihte Vahabî inancına bağlı kral İbni Suud, Cennet’il Baki kabristanındaki bütün türbeleri ve kabirleri, “Vehhabî” âlimlerinin fetvalarına dayanarak tahrip ettirdi!

Bu türbelerin tamamı hz Resulullah efendimizle -s- onun mutahhar Ehlibeyt’i -s- ve ashabına aitti!

İşin en iğrenç tarafı; bunu yapan Suudi hanedanı krallarının kendilerini halka “Haremeyn-i Şerifin’in hizmetçisi” olarak tanıtmasıdır.

Yeşil Petro-dolarlar sayesinde bugün de bazı Müslümanların (!) Suudi hanedanını bu mukaddes sıfatla anması “hayretâmiz” dir…

SUUD HANEDANININ ASLI ASTARI KARANLIKTIR

İngilizler tarafından kışkırtılan aile fertlerinin ayaklanmaya başladığını gören 2. Mahmut bunun hemen ardından bin suud’un üç oğlunu, istanbul’da üç ayrı meydanda idam ettirdi. Cesetler padişahın emriyle ibret olması için çürüyene kadar bekletildi. Bu sırada tarih: 1818’i gösteriyordu…

Bu vakadan yıllar sonra, 1891’de ve tabi ki İngilizlerin yardımıyla yine bir Suud devleti kuruldu ama Osmanlı imparatorluğu bu devleti de kanlı biçimde alt etti.

Aynı yıllarda petrolün geleceğin en önemli hazinesi olduğu ve bu hazinenin de Suudi kabilesinin yaşadığı Arabistan’da bolca bulunduğu Batılılar tarafından fark edilmişti. İşte o yıllarda Osmanlı, Almanya ile ittifakta olduğundan, İngilizler iğrenç ve şeytanca bir plan yaparak bu topraklarda Osmanlı aleyhine ayaklanma başlattılar..

Bu ayaklanmanın, tıpkı bugün de İngilizler tarafından beslenip arenaya sürülen ışid adlı tekfirci terör örgütüyle birebir aynı slogan, aynı argüman ve hatta aynı fetvalar ve görünümlerle organize edilmiş olması ışid’in göbeğinin kimlerle kesildiğinin de tartışmasız bir ispatıdır.

1890’lı yıllarda Osmanlı yönetiminde olan Arabistan’da işinde gücünde normal, ılımlı insanlar yaşıyordu ve dini baskı çok az düzeydeydi. Osmanlı tarafından iki kez bastırılan ve sert şekilde cezalandırılan Vahabi selefi Suudi ailesi, adlarının söylenmesinden korkar biçimde sindirildi. Şimdi İngilizler Hicaz topraklarını, yani bugünkü Arabistan yarımadasını  doğrudan işgal etseler sadece Osmanlı`yla değil, ülkedeki ılımlı çoğunluk olan Müslümanlarla da savaşmak zorunda kalacaktı… İşte bu sırada İngilizlerin aklına, Osmanlı korkusundan çöllere kaçıp kaybolmuş bu Vahabi ailelerin artıklarını bulma fikri geldi, bölgeye gönderilen birileri tarafından, Arabistan’a dağılmış güçsüz vahabi-selefi kabileleri bulundu, bunlarla tek tek anlaşıldı.

İngiltere Krallığı bu Vahabi ailelerin hepsine silah verdi, beslediği Suudi köpeklerine herkesi kesip, öldürmelerini, herkesi yok etmelerini emretti.

Bu inanılmaz katliamlar sonucu Arabistan yarımadası kana bulandı, arkalarında İngiliz ve Yahudi silah ve sermayesinin gücü olan bu acımasız çöl katilleri, önce kendi topraklarındaki tüm ılımlı Müslümanları öldürdüler ve herkese zorla biat ve itaat ettirdiler.

Tıpkı birkaç yıl önce burnumuzun dibinde, Irak ve Suriye’de DAİŞ veya IŞİD denilen ve aynı el tarafından sahaya sürülen vahşi güruhun “El Bağdadi” adlı “ABD tarafından azad edilip eğitilmiş İslam Halifesine (!) biat” ettirdiği gibi!

İngilizler tarafından tekrar silahlandırılıp örgütlendirilen Suudi kabilesi ve yanına aldığı bedeviler Osmanlı ile savaşa giriştiler; bu savaşta da tıpkı birkaç yıl önce ışid vahşilerinde şahit olduğumuz gibi, cephenin her iki tarafı birbirine “Allah” diye saldırıyordu.

Kendileri dışındaki bütün Sünni ve Şia mezheplerini kafir ve müşrik ilan eden Vahabiler, ingilizlerin sonsuz silah ve para yardımıyla Osmanlı’yı yendiler. O gün adına “Hicaz” denlen Arabistan’daki son Osmanlı komutanı rahmetli Fahreddin Paşa İngiliz subayların yönettiği Suudi ordusuna yıllarca ve yiğitçe direndi, üstelik bunu, halifeden gelen aksi bir fermana rağmen yaptı… Ama sonunda, ordusunun cephane ve azığı tükendiğinden, Peygamberimizin -s-  mezarında iki gün dua ettikten sonra bu kutsal toprakları istemeye istemeye İngiliz egemenliğine bıraktı. Fahreddin paşa ömrünün geri kalanını ibadetle geçirecek, Atatürk onun için “sağlığında tarihe altın harflerle yazılmış nadir insanlardan” biridir diyecek ve ölene kadar bu yiğit insanın makberini sürekli ziyaret edecekti…

Bugün Suudi dolarlarının dolaylı veya direkt beslediği bazı Müslümanlara sorsanız bu yalandır ve Atatürk böyle bir şey yapmamıştır, zira Suudiler asla böyle bir girişimde bulunmamışlardır!

Halbuki aynı şey, İran devriminin ilk günlerinde de tekrarlanmak istendi ve henüz hiçbir devlet gücü olmamasına rağmen İmam Humeyni de Suud’u uyararak, Hz Resulullah’ın türbesine dokunması halinde cihad-ı umumi ilan edeceğini kendilerine iletti…
Kaderin ne tuhaf cilveleri var….

“MÜTTEFİK ARAPLAR” DENİLEN…

Bugün birlerinin “müttefik Araplar veya Arap ittifakı” dediği şey aslında İngilizler tarafından yönlendirilip sevk ve idare edilen bu Suudi Vahabi ailesi ve onun para ve şantaj gücüyle yanına yedeklediği Katar, Abu Dabi, Dubai, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri,Umman gibi minik, ama petrol deryası kabile devletçikleridir…… Tamamı, 150 yıl önce İngilizler tarafından silahlandırılan ve İngiltere’ye bağlılık yemini edip Osmanlı’yı yıkıp dağıtan, kendi vatan ve topraklarını da alçakça İngilizlerin iradesine teslim eden kabile reisleridir.

Mesele Suudi hanedanı ve bugünkü Hicaz toprakları olunca söylenecek ve yazılacak çok şey var, ama…

Sahi; kabir ziyaretlerinin bidat olduğunu söyleyen ve kendilerini “Haremeyn-i Şerifeyn’in hizmetçisi” olarak tanımlayan Suudi yönetiminin, eğlence merkezi ve gazino açtığından, adına “helal içki” diyerek alkollü içecekleri burada yaydığından haberdar mısınız?

Bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki… Ama söz çok uzadı… Başka zamana inşallah… Hakkınızı helal edin…

Sağlıcakla kalın efendim…


Yazı arşivi için tıklayınız

İlgili Terimler :

YORUMLAR