Türk Entelijansiyası…

07.10.2017 12:15

488 Kişi Okumuş

0 Yorum

Türk Entelijansiyası…

Cahit Kılıç
cahitkilic@tanyerihaber.com

Çok afili bir tanımdır başlıktaki “Türk Entelijansiyası” tanımı…

Ülkemizde kendisini böyle bir tanımın içine dâhil etmek için çok çırpınan, “entelektüel” görüntüsü vermeye can atan çok adam gördüm…

Hatta hazırlayıp sunduğum bir TV programımda “Ben, bir aydın olarak” söze başlayan bir konuğum bile oldu…

Bir konuda uzman olmanın veya birçok şeyi bilmenin “aydın” sıfatını kazanmak için yeterli kriter olduğunu sanan çok insan var bu ülkede…

***

Aslında “Jön Türkler” kadar bilinir ve kullanılır bir tanım değil… Ve hattı zatında “Jön Türkler” seviyesine çıkmış, onların mücadelesine eş değerde bir mücadele vermiş herhangi bir Türk Entelijansiyası da bugüne kadar varlık göstermiş değil…

***

Millet olarak, on dokuzuncu yüzyılın ortasından itibaren başlayan ve yirminci yüzyılın başlarına kadar devam eden bir süreçte; yetiştirdiğimiz aydınlar (Jön Türkler de dâhil) kadar bir aydın topluluğunu bir daha yetiştiremedik…

Özellikle 1925’ten sonra sertleşen Cumhuriyet devri de, 1950’ye kadar geçen süreçte varlık gösteren aydınlarımızın çabalarının bireysel çabalar olmaktan öteye geçmesine izin vermemiştir…

150’liliklerin affı, kısa bir süre için soluk almaya imkân vermiş olsa da, İkinci Dünya Savaşı’nın şartları, yeni baştan aydınların nefeslerini kesmeye devam etmiştir…

***

1950’den sonra ise, daha önceki kötü tecrübelerin tesiri ile olsa gerek; asla bir “Türk Entelijansiyası” diyebileceğimiz aydınlar topluluğu kurulamamış, bireysel çabalar, toplu mücadele verebilecek bir ortamın yaratılması için yeterli olmamıştır.

1950’lilerin başlarında alınan kısa bir soluk da, kısa bir süre sonra boğulmaya mahkûm can kafeslerine dönüşmüştür…

1965-1970 arasında yine bir soluk alma olarak nitelenebilecek kısa süreç ise, 69’lular hareketiyle “aydınlar topluluğu” yaratma yerine “gençlik hareketine” dönüşmüş ve gençliğin heyecanı ve tecrübesizliği ile anarşik ortama alan açmıştır…

***

1980’den günümüze kadar olan sürece bakarsak, hiçbir aydınlanma hareketine şahit olmadığımız görülmektedir…

Son 70 yıldaki başlıca eksikliğin, belki biraz da kamplaşmanın etkisiyle, aydın çabalarının hep bireysel olmaktan öteye gitmediğine şahit oluşumuzdur…

Ve en acı tarafı ise…

Tanzimat öncesi ve sonrası, zıt kutuplarda olan aydınlarımızın bile, iş aydınlanmaya veya hak ve hukuk talebine geldiğinde; fikir birliği oluşturmaktan asla kaçınmadıkları gibi ortak mücadeleye de direkt olarak katkı sağladıkları gerçeğini, son 40 yıldaki aydınlarımız ne gördüler, ne idrak ettiler, ne de denediler…

***

İnandığı yolda ve dâvâda; Cenevre’de tek başına kalsa dahi, taş baskıyla Hürriyet gazetesini çıkaran Ziya Paşa’dan kaç tane var günümüzde?!

Paris – Londra – Cenevre üçgeninde hürriyet mücadelesi veren Ziya Paşa, Namık Kemal ve diğerlerinin o günkü şartlar altındaki azimlerini, gayretlerini ve ortaya koydukları canlarını dikkate aldığımızda:  İletişim çağının zirvesini yaşadığımız günümüzde; çok daha fazla maddi ve manevi imkânlara sahip aydınlarımızın, hangi çabalarını onlarla kıyaslayabiliriz?!

Jön Türklerin, 1888-1908 yıllarında “insan hakları” adına verdikleri mücadeleyi, bugün hangi aydınlar veriyorlar Allah aşkınıza…

Kastımız, bireysel aydın mücadelesi değil; “Aydınlar Topluluğu” yani bir “Türk Entelijansiyası” diyebileceğimiz bir hareketin var olmamasıdır…

Eğer biz, bugün gerçek bir istibdat devri yaşıyorsak; ki yaşıyoruz. Bunun belki de en büyük sebebi, son kırk yıldaki aydınlarımızın eksikliklerinden ve gerçek aydın kimliklerini sergilemek yerine yüzlerine çeşitli maskeler takmalarındandır…

***

Her müstebit çok iyi biliyor ki, ülkeyi ele geçirmek arzularında başarılı olabilmelerinin yolu, herkesten önce toplumun aydınlarını ve o aydınların sesi olan hür basını susturmalarından geçer…

Aydını susturulmuş ülkenin yolu, karanlıklar dehlizine gider…

Cemil Meriç merhumun tespit ettiği gibi: Aydınların susturulduğu toplumlar, şarlatanların elinde yok olmaya mahkûm olurlar…

***

Ve aydın olmak, bir ya da birkaç diplomaya sahip olmak, akademik kariyer yapmak, makam ve mevkie malik olmak değildir…

Aydın olmanın birinci şartı, bilgi birikiminin, dünyaya ve insanlığa vakıf olmanın da ötesinde, vicdan sahibi olmaktır…

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz