Yalta Konferansı 75 yıl önce dünyayı nasıl yeniden şekillendirdi?

05.02.2020 11:24

89 Kişi Okumuş

0 Yorum

Yalta Konferansı 75 yıl önce dünyayı nasıl yeniden şekillendirdi?

1945 yılının Şubat ayında üç lider dünyanın geleceğini belirlemek üzere Kırım’daki bir tatil beldesinde bir araya geldi.

Nazi Almanyası diz çökmüş, Sovyet orduları Berlin kapılarına dayanmış, Müttefik kuvvetler Almanya’nın batı sınırlarına girmişti. Pasifik bölgesinde ise ABD askerleri Japonya’ya doğru sürekli ama kanlı bir şekilde ilerliyordu.

Orduları zafere yaklaşırken, dünyanın üç büyük lideri, ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet lideri Joseph Stalin, Karadeniz sahilinde Kırım yarımadasındaki Sovyet tatil kenti Yalta’da görüşmek üzere anlaştı.

Bundan tam 75 yıl önce, dünyanın en kanlı savaşı sona ererken, Müttefik kuvvetler aynı yıkımın bir daha yaşanmamasını istiyordu.

Ancak hem ABD hem de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), kendi koşullarını gözeten bir işbirliği istiyordu. Yalta Konferansı olarak tarihe geçen konferansta varılan anlaşmaya rağmen, Soğuk Savaş, iki yeni süper gücün dünyayı on yıllar boyunca ideolojik kamplara bölecek olan mücadelesi birkaç ay içinde başlamış olacaktı.

“Yalta’nın amacı, savaş sonrasında gerçekten barışçıl bir düzen kurmak idiyse eğer, o zaman konferans başarısız olmuştur” diye açıklıyor Boston Üniversitesi’nden Profesör Andrew Bacevich ve ekliyor:

“Ama ABD ile SSCB’nin birbirine zıt hedefleri dikkate alındığında, hiçbir zaman bu amacın olmadığı söylenebilir.”

Şubat 1945’te neler oldu?

1945 yılı başlarında Nazi Almanyası artık savaşı kaybetmişti. Çok sayıda cana mal olan direnişine çaresiz bir şekilde devam etti, ama savaşın sonucunu değiştirmeyecekti bu.

Sovyetler Birliği, Doğu Avrupa’da savaşın gidişatını değiştirmiş, dört yıldır savaştığı Alman ordularını darmadağın etmişti.

Ancak Alman askerlerinin dörtte üçü Sovyetler Birliği ile savaştığı Doğu Cephesi’nde hayatını kaybetmiş ve SSCB askeri olarak zafer kazanmış olsa da ülke büyük bir yıkıma uğramıştı.

Savaşta 27 milyon Sovyet yurttaşının, her yedi kişiden birinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Bunların üçte ikisini siviller oluşturuyordu. Bazı akademisyenler, savaşta ölenlerin sayısının çok daha fazla olduğuna inanıyor.

Sovyetler Birliği’nin kentleri ve en verimli toprakları savaşta büyük bir yıkım görmüş, ülke sanayisi, çiftlikleri, konutları, yolları yerle bir olmuştu.

Üç yıl savaştıktan sonra Sovyet ordusu Alman ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattıTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionÜç yıl savaştıktan sonra Sovyet ordusu Alman ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı

Liderler neyi hedefliyordu?

Sovyet lider Joseph Stalin ülkesini yeniden canlandırmakta kararlıydı. SSCB’yi korumak üzere etrafında bir tampon bölge oluşturacak şekilde Doğu Avrupa’da bir etki alanı oluşturmak amacıyla Yalta’ya gelmişti. Ayrıca yeniden bir tehdit haline gelmemesi için Almanya’yı bölmek ve oradan para, makine ve hatta insan gücü olarak alacağı büyük savaş tazminatlarıyla ülkesinin yeniden kalkınmasını sağlamak istiyordu.

Stalin, bunun için Batılı güçlerin onayını alması gerektiğini biliyordu.

Winston Churchill, Stalin’in amacını anlıyordu. Ekim 1944’te Moskova’da bir araya geldiklerinde, Avrupa’yı SSCB ve Batılı güçler arasında etki alanlarına bölme fikri üzerinde durmuşlardı. Churchill ayrıca Almanya’yı orta ve doğu Avrupa’dan süren Sovyet ordusunun Batı’da Müttefik güçlerden sayıca çok daha fazla olduğunu ve Stalin’in bu askerleri orada tutmaya karar vermesi halinde İngiltere’nin elinden bir şey gelmeyeceğini de biliyordu.

PolonyaTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionSavaş öncesi ve sonrası Polonya ve Avrupa haritası

Eylül 1939’da Almanya Polonya’yı işgal ettiğinde İngiltere savaş ilan etmişti. Savaştan galip çıkmak için İngiltere de ağır bedel ödemişti ve ülke iflasın eşiğindeydi. Churchill ABD’nin kendisine destek olacağını ve Stalin’e karşı çıkacağını umut ediyordu.

Ancak ABD Başkanı Roosevelt’in de kendi öncelikleri vardı. Savaş sonrası barışın teminatı olarak gördüğü Birleşmiş Milletler’e SSCB’nin katılması için Stalin’in onayını almak istiyordu.

Virginia Üniversitesi’nden Profesör Melvyn Leffler’e göre, Roosevelt, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından müttefikler arasındaki anlaşmazlıkların ABD’yi 1920’lerde ve 30’larda nasıl dünya politikasından geri durmaya ittiğinin farkındaydı. “Roosevelt her şeyden önce Amerika’nın izolasyon politikasına geri dönmesini önlemek istiyordu” diyor Leffler.

Roosevelt ayrıca Sovyetler Birliği’nin Japonya’ya savaş açmasını istiyordu. Savaşın gidişatı her ne kadar Japon imparatorluğu aleyhine dönmüş olsa da, Japon ordusu hala Pasifik’te ABD ordusuna büyük kayıplar verdiriyordu. Japon adalarının kanlı işgali konusunda endişeler ABD’nin stratejik planları üzerinde gölge oluşturuyordu.

Livadia SarayıTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionYalta Konferansı’nın yapıldığı Livadia Sarayı

Yalta’da neler oldu?

Roosevelt, liderler arasındaki görüşmenin Akdeniz’de bir yerde gerçekleşmesini istemiş, ancak uçak korkusu olan Stalin, Yalta’da buluşmayı önermişti. Liderler, 4-11 Şubat tarihleri arasında, ABD delegasyonu için ayrılan rezidansta bir araya geldi. Burası bir zamanlar Rus Çarı 2. Nikolay’ın yazları kaldığı Livadia Sarayı’ydı.

Üç lider daha önce 1943’te Tahran’da da bir araya gelmişti. Churchill Sovyet liderini büyük bir tehdit olarak görüyor, Roosevelt ise Stalin’e güvenme konusunda daha istekli davranıyordu.

Bir hafta süren müzakerelerin ardından üç lider aldıkları kararları dünyaya ilan etti. Koşulsuz teslim olan Almanya bölünecekti. Liderler, hem ülkeyi hem de Berlin’i dört işgal bölgesine ayırmayı ve bunları ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa arasında paylaştırmayı kararlaştırmıştı.

Konferans sonrası yayımlanan bildirgede de Almanya’nın “mümkün olduğunca büyük” bir savaş tazminatı ödeyeceği ve Moskova’da kurulacak bir komisyon ile bu miktarın belirleneceği ifade edilmişti.

Liderler ayrıca Polonya da dahil olmak üzere kurtarılmış Avrupa’da demokratik seçimlerin yapılmasını kararlaştırmıştı. Polonya’da “hem ülke içindeki hem de dışındaki demokratik liderleri kapsayacak şekilde” yeni bir hükümet kurulacaktı. SSCB, Varşova’da iktidara getirdiği geçici Komünist hükümetin genişletilmesi konusunda anlaşmıştı.

Ancak Stalin açısından demokrasi farklı bir anlam taşıyordu. Kurtarılmış Avrupa’da serbest seçimlerin yapılması konusunda onay vermiş olsa da, ona bağlı güçler, orta ve doğu Avrupa’da yerel komünist partiler için önemli devlet organlarını ele geçiriyordu.

Ayrıca Stalin’in isteği üzerine liderler Polonya sınırlarının batıya doğru kaydırılmasına, böylece SSCB’ye toprak verilmesine razı olmuştu. Baltık devletleri de Sovyetler Birliği’ne katılacaktı.

Berlin 1989'a dek bölünmüş bir şehir olduTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionBerlin 1989’a dek bölünmüş bir şehir oldu

“Demir Perde” adlı kitabında tarihçi Anne Applebaum, liderlerin “şaşırtıcı bir umursamazlıkla Avrupa topraklarının kaderini tayin ediyordu” diyor.

Roosevelt “yarım ağızla” Stalin’den Lviv şehrinin Polonya’ya dahil edilip edilemeyeceğini sordu ama fazla üstelemedi.

Roosevelt, Birleşmiş Milletler planı üzerinde yoğunlaşmıştı ve istediği oldu. Üç ülke de bu yeni uluslararası örgütün kurulmasına yardımcı olacak şekilde 25 Nisan 1945’te San Francisco’ya delege göndermeyi kabul etti. Ayrıca Stalin, Almanya’nın yenilgiye uğratılmasından sadece üç ay sonra, Japonya’nın işgali için harekete geçme sözü vermişti.

Churchill, Yalta Konferansı’nda alınan kararlara rağmen doğu Avrupa’daki durumdan endişeliydi. Savaş sona ermeden önce İngiltere ve Amerikan askerlerinin mümkün olduğunca doğuya kaymasını istedi.

Sonra neler oldu?

Birkaç ay içinde siyasi durum büyük ölçüde değişmişti. Roosevelt Nisan ayında beyin kanaması geçirip öldü, yerine Harry Truman geçti. Mayıs’ta Almanya şartsız teslim oldu. 16 Temmuz’da ABD yeni gizli silahını, nükleer bombayı Japonya üzerinde denedi. Ertesi gün Truman, Churchill ve Stalin ile Potsdam Konferansı için Berlin yakınlarında bir araya geldi.

Truman sadece dört aydır başkandı ve Stalin’le ilk kez karşılaşıyordu. Konferans sürecinin yarısında ise Mayıs 1940’tan beri iktidarda olan Churchill’in yerine 1945 seçimlerinde İşçi Partili Clement Atlee başbakan olmuştu.

Attlee, Truman ve Stalin Potsdam Konferansı'ndaTelif hakkıGETTY IMAGES
Image captionAttlee, Truman ve Stalin savaş sonrasında yapılan Potsdam Konferansı’nda

Konferanstaki ruh hali eskisinden oldukça farklıydı. Amerikalı siyasetçiler atom bombasının gücünü gördükten sonra daha özgüvenli hale gelmişti. Truman, Roosevelt’e kıyasla Stalin’e daha şüpheli yaklaşıyordu. Kendisi de danışmanları da SSCB’nin Yalta’daki anlaşmaya uyma arzusu taşımadığı kanısındaydı.

İki yıldan kısa zaman içinde ABD başkanı kendi adıyla anılan ve dünya çapında Sovyet yayılmacılığını sınırlama amacını güden “Truman Doktrini”ni ilan etti. Böylece Soğuk Savaş başlamış oluyordu.

Churchill de Roosevelt de Yalta’da Stalin’e fırsat vermekle eleştirilmişti daha sonra. Ancak ABD’nin de İngiltere’nin de yapacağı pek bir şey yoktu. Stalin’in orta ve doğu Avrupa’da askerleri vardı. Yalta’nın ardından Churchill, SSCB’ye saldırı içeren bir plan hazırlattı. Ancak İngiliz askeri stratejistler, “Düşünülemeyecek Operasyon” kod adıyla anılan bu planın gerçekçi olmadığına hükmetti.

Profesör Leffler, “Doğu Avrupa bakımından Yalta aslında sadece dönemin mevcut güç dengelerinin kabul edilmesiydi” diyor.

İlgili Terimler :

YORUMLAR