BAĞDAT ESKİ BAĞDAT DEĞİL. ARTIK YANLIŞ HESAP NEREDEN DÖNECEK?
Deniz Bursalıoğlu
Evde hep bir kültür çatışması yaşıyoruz. Ben seviyorum bir şey söylemek istediğim zaman atasözlerinden, deyimlerden faydalanmayı. Doğal olarak bizimkiler bilmiyor bizim deyimleri, anlamını anlatmak zorunda kalıyorum.
Gerçi alıştılar artık.
Yumurtaları bir sepette taşımayacaksın diyorum, baba diyor kızım, ne yumurtası, ne sepeti. Yumurta kartonda satılıyor diyor, gülüyorum. Eskiler sepette satarmış, samanla sarıp sarmalarmış. Nerede o eski köy yumurtaları. Köyde yaşayanlar bile artık marketten alıyor yumurtayı, ekmeği.
Abilerimin yanında büyüdüm ben, şehirde büyüdüm. Yaş farkımız fazla olduğu için abi gibi değil de, bir baba gibi oldular. Gibi diyorum, çünkü gerçekten gibi gibi. Çünkü onların da kafaları karışıktı muhtemelen, benden çok büyük oldukları için abi olmak için fazla büyük, sorumluluk almak için, yani baba sorumluluğu için fazla küçük.
Çocukken pek farkına varamıyorsun bazı şeylerin. Dünya dönüyor da, sanki hep senin etrafında. Herkes herşeyi senin için yapmak zorunda gibi geliyor insana.
Halbuki doğduktan sonra artık yaşam savaşını sen vereceksin. Doğa insana fazla cömert davranmış. Hemen anamız alıyor kucağına, sarıyor sarmalıyor, doyuruyor karnımızı. Bir kuzu öyle mi, doğar doğmaz ayağa kalkmak zorunda hissediyor kendini. Hemen süt kokusuna yöneliyor. Bir civciv yumutranın kabuğunu kendi kırmak zorunda. Ne bulduysa tatmak zorunda etraftan. Anasını izliyor, ne yenir ne yenmez algılıyor bakarak.
Yeni doğmuş bir kanguru yavrusunun anasının kesesine ulaşmasını izlemiştim bir belgeselde. Anası anca yolu diliyle ıslatarak yardımcı oluyordu. Kesenin içinde meme başını bulduktan sonra, anne kanguru kendi hayatına devam ediyor. Yavru kanguru ne kadar sürede büyüyor da keseden ayrılıyor, doğa koymuş kuralını.
Eskiler iyi demiş, her koyun kendi bacağından asılır diye.
İşte hayatın değerini anlamak için biz çok vakit harcıyoruz. Belli bir yaşa gelsek de, kendi kafamızda kurduğumuz dünyamızın dış etkenlerle nasıl şekil aldığını bir tek biz biliyoruz. O kimi etkileri bir tehdit olarak da algılayabiliyoruz, düşünce dünyamıza bir destek olarak da.
Değer yargıları da içimizde kendimizce kurduğumuz dünyamızın kurallarına uyuyorsa bizim için bir önem arz ediyor. Bir anlamda kendi kendimizi gaza getirmeyi seviyoruz.
Kendi iç dünyamızda ne kadar tutarlı olursak, o kadar güçlü hissediyoruz kendimizi. Hele bir de etrafımızdaki insanlar durumdan kendileri için de bir güç devşiriyorsa, işte o zaman kendi kendimize senden büyük yok, aferin bana diye kendimizi kendimize övmeyi ihmal etmiyoruz. Kim olduğumuzun önemi yok, hepimiz böyle değerlendiriyoruz olayları.
Peki bu kurgu dünyamızla gerçek dünyanın gerçekleri çatışırsa ne olacak? Hayal kırıklığı!
O zaman bizim doğrumuz doğru, gerçek doğrular yanlış. Etrafımızdaki insanlar bize inanmıyorsa kendi kendimize hayıflanır dururuz. Bakırköy ruh ve sinir hastanesi böyleleriyle dolu.
Ya inanırlarsa peki, ya da kurulan düzenden nemalanıyorsa ve inanmasalar da sizin yönlendirmeniz ile hareket etmenin kendileri için faydalar sağladığını bu güne kadar tecrübe etmişlerse?
Bu durumda bir yol kazası olmadıkça kral sizsiniz. Yanlış hesap da yapsanız hesabın döneceği bir Bağdat yok.
Düş kırıklıkları kişisel seviyede kalsa sadece sizi etkiler, en fazla kapatıldığınız kapalı duvarlar arasında muhakemenizi kendi kendinize yaparsınız.
Ama toplumu etkileyen olaylarda düş kırıklıkları çoğunlukla vahşetle neticeleniyor. Hitler’in düş kırıklıklarının travması halen daha bütün dünyayı etkisi altında tutuyor. Bir Alman derinden hissediyor olanların vehametini. Ördek Hasan misali havada bulut var desen bile kızarıyor, bozarıyor.
Şimdi Putin’in iç dünyasını çok merak ediyorum. Kendince bir takım çıkarımlarda bulunmuştu muhtemelen. Gücü varken sorun olarak gördüğü Ukrayna meselesini çözmek istedi. Kendince haklı da belki.
Bölgede yaşayan etnik Ruslar Ukrayna devletinin başındaki yöneticilerden memnun değillerdi, kurulan düzende yaşamak istemiyorlar, kazançtan yeterince pay alamıyorlar, burası Ukrayna ve Ukrayna dilinde konuşacaksınız diye yapılan baskılara karşı çıkıyorlar, üstelik yolsuzluk ve yoksulluktan gına gelmiş, kanunsuzca yapılan saldırılarılardan, ölümlerden de bıkmış durumda Ukrayna’nın Batı’nın kuklası olduğunu düşündüklerinden, baştakilere karşı çıkıyorlardı.
Putin duruma el koymak zorunda hissetti kendisini. Kendince haklı mı, haklı belki de. Sadece yapılanlar mı motive etti, belki Batı’nın Rusya’yı köşeye sıkıştırması da motive etmiştir. Artık ne oldu da böyle bir karar verdi, bir tek kendi bilir. Kendi iç dünyasında etrafındakilerin verdiği bilgileri değerlendirdi, durum değerlendirmesi yaptı, gücünü tarttı, yapabilir miyim diye belki içini bir heyecan da kapladı, ve adımını attı.
İşte bu noktada artık iç dünyasının kurgusu ile dış dünyanın gerçekleri yüzleşmek zorunda.
Umutlar üç beş günde Kiev’i alıp yönetimi değiştirmek, gerçekler ölümle yüzleşen onca gencecik yaşam, tankların içinde cayır cayır yanan gencecik hayatlar.
Umutlar güllerle karşılanacak Rus ordusu, gerçekler Rusça da konuşsak sizi burada istemiyoruz diyen bir halk.
Umutlar kan dökmeden elde edilecek şehirler, gerçekler tecrübesiz Rus askerinin gelen direnişe tepki olarak panikle yerle bir ettiği hastaneler, okullar, sivil binalar. Her yer yanıyor, hepsi tuzla buz olmuş.
Umutlar düzenli ordunun başarısı, gerçekler batan Moskova gemisi.
Finlandiya ve Norveç bile korkuyor artık, NATO’ya üye olmayı düşünüyor. Tarafsız kalmayı büyük risk olarak görüyor, köşeye sıkışan Rusya’nın nasıl tepki vereceğini kimse bilmiyor. Korku sardı her yeri.
Rusya için şimdi vakit hesap vakti, nerede yanlış yapıldı, nereden dönülebilir, dönülebilir mı? Yanlış hesap nereden geri döner, Bağdat da eski Bağdat değil. Ağır ağır umutlar da yitiyor Moskova’nın batışıyla.
Umarım daha hırçın kararlar alınmaz, dönüşü olmayan bir yola girilmiş de olabilir. Daha şimdiden yeterince acı çekildi, yerinden edildi onca masum insan.
Bir yandan da fırsat kovalayan İsrail Suriye’ye saldırıyor, hem de Rusya ile birlik olup yapıyor bunu, hava sahasının kontrol düğmeleri kapatılıyor, İsrail giriyor ve vuruyor. Herkes fırsatçı, herkes güç devşiriyor durumdan. 
Dünyanın çivisi çıktı resmen. Ağır ağır karanlık çöküyor.
MERDİVEN
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak…
Sular sarardı…
Yüzün perde perde solmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisân-ı hafîdir ki rûha dolmakta
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…
AHMET HÂŞİM
BENZER HABERLER
-
Erkan Saltan: O kadar düşünüyorum!
-
ABD-İran müzakerelerini bekleyen yatırımcılar nedeniyle küresel piyasalarda tedirginlik sürüyor
-
Macron, Paris’te Lübnan Başbakanı Selam’ı ağırlıyor
-
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik: İmamoğlu 12 metrekare hücresinde de seçimi kazanır
-
Trump: İran’ın Pakistan’a heyet göndermekten başka seçeneği yok
-
Lavrov: Rusya, Körfez ülkeleri ve İran arasındaki ilişkilerin düzelmesine katkı sunmaya hazır
