Gazeteci Alican Uludağ hakkında tahliye kararı
Tutuklu DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında açılan davanın ilk duruşmasında mahkeme tahliye kararı verdi. Yargılamanın 18 Eylül’de devam etmesine hükmedildi.
Üç aydan bu yana Silivri’de tutuklu bulunan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında “cumhurbaşkanına alenen hakaret,” “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla açılan davanın ilk duruşması bugün Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Mahkeme Alican Uludağ’ın tahliyesine ve duruşmanın ise 18 Eylül’e bırakılmasına karar verdi.
İstanbul’da yetkisizlik kararı verilmesi üzerine dosya Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
Saat 10.00’da başlaması beklenen duruşma hakim izinli olduğu ve davaya geçici olarak 27’nci Asliye Ceza Hakimi baktığı için dört buçuk saat gecikmeyle başladı.
Salonun fiziki şartları yeterli olmadığı için çok sayıda basın mensubu, STK temsilcisi ve avukat duruşmayı ayakta izledi.
“Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlamasıyla 20 Şubat’tan bu yana tutuklu olan Uludağ, Ankara’da görülen duruşmaya İstanbul Silivri’deki Marmara 9 No’lu Cezaevi’nden SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla bağlandı.
Duruşma başladığında Uludağ, salonu iyi göremediğini hakime iletti. Hakim salondakileri sessiz olmaları, aksi halde aile dışındaki izleyicileri salondan çıkaracağı konusunda uyardı.

Alican Uludağ: Suç işlemedim, gazetecilik yaptım
Alican Uludağ, savunmasına “90 gündür ailemden ve Ankara’da işimden uzaktayım. Herkesten uzakta gizlenerek yargılanıyorum. Mahkeme huzurunda olamadan yargılama başlatıldı. Dilekçelerimin gereği yapılmadı. Bugün ekranla kendimi savunmak zorunda bırakıldım bu adil savunma hakkımın ihlalidir” sözleriyle başladı.
Bu koşullarda adil yargılama beklemenin doğru olmadığını savunan Uludağ, “22 yıldır Ankara’dayım, 18 yıldır Ankara Adliyesinde yargı muhabiriyim, basın odasında masam boş şekilde beni bekliyor. Buradan soruyorum İstanbul’da benim ne işim var” diye ekledi.
“Fethullahçıların yargıyı ele geçirmesinin başlangıcında bu meslekte günlerimiz oldu, o sırada haber yapabilen, zorlu şartlada bu mesleği öğrenen bir gazeteciyim. O gün de bugün de tarihin doğru yerindeyim” diyen Uludağ, “Bağımsız gazeteci olarak gerçekleri yazmaya ve halkın haber alma hakkını savunmaya çalıştım. Çok kez tehdit edildim ama vicdanım rahat uyudum. Asla pişman olunacak bir gazetecililik yapmadım. Anayasada güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmemesi gerekir” şeklinde devam etti.
Uludağ, “Gözaltına alındım ama tutuklanmayı hak edecek suç işlemedim. Tweetler dışında hiçbir eylemim yoktur” diyerek ekledi: “Kim bu savcı tutuklanmamı isteyen? Terör savcısı bu. Basın savcısı değil. Savcı önce beni suçlu ilan edip sonra suça gitmiş. Bu benim susturulmak istenen bir gazeteci olduğumu gösteriyor.”
Uludağ, “Savcı benim tweetlerimi toplamış ve aynı gün Adalet Bakanı daha koltuğuna yeni oturmuşken hakkımda soruşturma izni verdi. Tutuklanma gerekçem olan sosyal medya paylaşımlarımın tamamı 2025 tarihli ve hatta Ekim 2025 öncesine ait. Ancak savcı iddianamede nasıl hakaret etmişim onu yazmamış” ifadelerini kullandı.
“Genel olarak eleştiri yaptım, yargı ile siyaset arasındaki bağı eleştirdim. Suçlamalar arasında birkaç tweeti örnek göstermek istiyorum” sözlerinin ardından sosyal medya paylaşımlarını tek tek anlatmaya başlayan ve bu paylaşımlarda hakaret olmadığını söyleyen Uludağ, “Ben bir yargı muhabiri olarak yargıdaki operasyonları sosyal medyada eleştirmişim, bunun neresi suç bilmek istiyorum” sorusunu yöneltti. Hakim ise buna karşılık “Sosyal medya derken Whatsapp mı yoksa başka bir şey mi kastediyorsunuz” diye sordu. Uludağ ise paylaşımlarını X platformunda yaptığını belirtti.
“Döneceğim yer adliyenin basın odasıdır”
Savunmasında Tayfun Kahraman hakkındaki AYM kararlarını hatırlatan Uludağ, cezaevinde Kahraman ile konuşma imkanı bulduğunu belirterek “Bugüne kadar olayları hep dışarıdan takip ettim ve içeri girince ilk kez Kahraman’ın gözlerindeki adaletsizlik duygusunu gördüm. Biz bunları dile getirmeyeceksek, bunları cezaevinde yaşayan ölüye çevireceksek bu ülke nasıl demokratik olabilir” ifadelerini kullandı.

“Ben bir yargı muhabiriyim ve görevim yargıdaki gelişmeleri takip ederek haber yapmak. Basın Kanunu maddelerinde vurgulanmıştır ki gazetecinin görevi halk adına devleti ve kurumlarını denetlemektir. Kamu yararı vardır. Erdoğan’ın Özgür Özel’e ‘Eleştirilere tahammül gösterilmeyen günler geride kaldı’ sözleri doğru ise benim cezaevinde ne işim var” diyen Uludağ, beraatini istedi:
“Suç işlemedim, gazetecilik yaptım. Hakaret etmedim, suç işlemedim, hakkımda beraat talep ediyorum.”
Savcı ve hakimin sanki kaçmaya çalışırken yakalanmış gibi gerekçe yazdığına işaret eden Uludağ, “Sayın hakim, beni bugün bırakırsanız bulabileceğiniz yer de döneceğim yer de adliyenin basın odasıdır” dedi.
“Bugün dışarıda olmakla içeride olmanın silikleştiği bir dönemi yaşıyoruz. İnsanlar korku ikliminde yazmaktan korkuyor. Demokratik anayasal düzen büyük bir tehlike altında. Ya demokratik olacağız ya da ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın dediği gibi otokrasi hakim olacak” diyen Uludağ, yaklaşık 25 dakikalık savunmasını şu sözlerle bitirdi:
“Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar. Onun için yaşasın Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyet. Yaşasın gazetecilik.”
“Alican’ın tutuklu olmasını Cumhurbaşkanı da istemiyor, şikayeti yok”
Alican Uludağ’ın savunmasının ardından söz alan avukatı Abbas Yalçın, “Biz istemezdik dosyamızın hakimi olmadan sorgu verelim. Muhtemelen siz de istemezdiniz başka bir mahkemenin tutuklu dosyasına bakmayı. Alican ve ailesi istemezdi Silivri’de tutuklu olmayı ve iş yerinde (adliye) olmadan sorgu vermeyi. Cumhurbaşkanı da istemiyor Alican’ın tutuklu olmasını, yargılanmasını. Şikâyeti yok çünkü” dedi ve ekledi:
“Peki kim istiyor? Yetkisiz İstanbul Terör Savcığı. Tek istekli onlar. Yetki ve görev sınırlarını aşarak üstelik.”
Soruşturmanın 19 Şubat’taki tek bir paylaşım üzerinden başlatıldığını, ardından geçmişe dönük sosyal medya paylaşımlarının dosyaya eklendiğini ve müvekkilinin 22 saat içerisinde kendini cezaevinde bulduğunu aktaran Yalçın, bu noktaya nasıl gelindiğini şu sözlerle anlattı:
“İstanbul Terör Savcılığı öyle istekli ki Alican’ın tutuklanması için, eşi benzeri görülmemiş bir hızla 22 saat içerisinde Ankara’daki evinden alınıp Metris’e koymayı başardı. 22 saat içerisinde; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla gözaltı kararı, yakalama – el koyma, İstanbul’a getirme, savcılık ifadesi, sorgu, cezaevi… Tüm bu işlemler açıkça hukuka aykırı.”
Yalçın, tutuklama kararında yer alan “kaçma şüphesi,” “delil karartma” ve “tanığa baskı” değerlendirmelerinin somut olayla bağdaşmadığını savundu.
“Tutuklama gerekçeleri hem hukuka hem de gerçeğe aykırı”
Dosyada tüm delillerin zaten toplandığını, suçlama konusunun sosyal medya paylaşımlarından ibaret olduğunu belirten Yalçın, delil karartma ihtimalinin bulunmadığını savundu. Yalçın, somut olay bakımından ne toplanacak başkaca bir delil ne de dinlenecek tanık ya da başka bir kişi söz konusu olmadığını vurguladı.
Müvekkilinin 18 yıldır Ankara’da çalışan, adresi ve işi belli bir gazeteci olduğunu belirten Yalçın, kaçma şüphesi iddiasının gerçekçi olmadığını ifade etti.
Yalçın, bu nedenlerden dolayı tutuklama gerekçelerinin yalnızca hukuka değil gerçeğe aykırı olduğunu savundu.
Avukat Yalçın, Ankara’da görülen bir davada sanığın Silivri’de tutulmaya devam etmesinin ve duruşmaya SEGBİS ile katılmasının savunma hakkını zedelediğini belirtti.
Üç ayda çiğnenmeyen tek bir usul kuralı, yasa hükmü kalmadığını vurgulayan Yalçın, “Dava açıldı, yetkisizlik hukuken tescillendi derken şimdi de savunma hakkımız kısıtlanıyor. Müvekkil yüzlerce kilometre ötede SEGBİS ekranında. Dosyamızın hakimi yok, müvekkilim hakkında karar verecek olan hakimin huzuruna çıkamıyor” ifadelerini kullandı.
Uludağ’ın, TCK 299’dan ceza verilmesi olasılığında bile hapiste yatarı olmayacak bir suçtan dolayı 3 aydır tutuklu olarak kapalı cezaevinde tutulduğuna işaret eden Yalçın bu gerekçelerden yola çıkarak tutuklamanın hukuki zorunluluktan değil cezalandırma anlayışından kaynaklandığını savundu.

“Müvekkilimiz sorgusunu verdi. Tüm deliller zaten dosyada. Tanık yok. Müşteki yok. Kaçma şüphesi ise tamamen uydurma” diyerek Uludağ’ın derhal tahliyesini talep etti:
“Gelinen aşamada, müvekkilimizin ceza alsa dahi 90 gün cezaevinde yatmayacağı böylesi bir dosyada müvekkilin tutukluluğu peşinen cezalandırmayı da aşan hukuksuz bir eziyete dönüşmüştür. Müvekkile yaşatılan bu eziyete son vereceğinizi umuyor, derhal tahliye kararı vermenizi diliyoruz.”
Hakim tahliye kararı verdi
Savunmanın ardından savcı Alican Uludağ’ın tutukluluk halinin devamını talep etti.
Bunu üzerine hakim Alican Uludağ’a yeniden söz verdi. Uludağ, “Soyut kavramlarla 90 gündür tutuklu olan gazetecinin tutukluluğunu savunuyor olmak… Diyecek sözüm yok” dedi.
Alican Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın ise mütalaaya katılmadıklarını belirterek, Uludağ’ın tahliyesini talep etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme Uludağ’ın “Tutuklulukta geçen süre, iddia edilen suçların tarihleri, sanığın mesleğine ve sabit ikametgahının oluşu, delillerin sadece Tweetlerden ibaret oluşu ve bunların tamamının dosya arasına alınmış oluşu, sanığın karartabileceği herhangi bir delilin bulunmayışı, kaçacağına ilişkin dosyaya yansıyan bir delilin bulunmaması ve son olarak kaçağına ilişkin dosyaya yansıyan bir delilin olmaması sebebiyle” tahliyesine karar verdi. Yargılamaya ise 18 Eylül’de devam edilmesine hükmedildi.
Ne olmuştu?
DW Türkçe yargı muhabiri Alican Uludağ hakkında, 19 Şubat’ta sosyal medya platformu X’te yaptığı bir paylaşımın ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldı. Aynı gün Ankara’daki evinden gözaltına alınan Uludağ, kara yoluyla İstanbul’a götürüldü. 20 Şubat’ta İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından “cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçlaması kapsamında tutuklandı.
Soruşturma daha sonra yalnızca 19 Şubat tarihli paylaşımı değil, 2025 yılına ait çok sayıda sosyal medya paylaşımını da kapsayacak şekilde genişletildi. Uludağ’a TCK 299, TCK 217/A ve TCK 301 kapsamında suçlamalar yöneltildi.
İstanbul 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi, 1 Nisan’da iddianameyi kabul etmekle birlikte yer yönünden yetkisizlik kararı vererek dosyayı Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Buna karşın Uludağ, yargılamanın Ankara’da yapılmasına rağmen Silivri’deki Marmara 9 No’lu Cezaevi’nde tutulmaya devam etti.
Savunma tarafı süreç boyunca soruşturmanın İstanbul’da yürütülmesinin hukuka aykırı olduğu, tutuklamanın ölçüsüz olduğu ve Uludağ’ın duruşmada fiziken hazır edilmemesinin savunma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle çok sayıda itiraz başvurusu yaptı.
Kaynak: DW Türkçe
-
CHP için mutlak butlan ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun göreve dönmesi kararı verildi
-
Gazeteci Alican Uludağ hakkında tahliye kararı
-
Çin’den ABD’ye Küba uyarısı: ‘Tehdidi bırakın’
-
Kurban Bayramı düzenlemesi Resmi Gazete’de: Köprü, otoyol ve toplu ulaşım ücretsiz oldu
-
ABD ve İran arasında kritik anlaşma trafiği: Tahran’dan Washington’a yanıt hazırlığı
-
Rusya, NATO ile gerilim tırmanırken Belarus’a nükleer başlık sevk etti
