Neşe Doster: Altını kalın çizgilerle çizerek gerçeklerle yüzleşsek mi?

-Toplum - 20 Ağustos 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Yaşamımızdaki dibe vuruşlar, acılar, hüzünler, kayıplar, ruhsal- zihinsel- bedensel çöküşler, hayal kırıklıkları, bazen kabuk bağlayan, bazen kanayıp duran ve hiç kapanmayan yaralar, bütçe daraldıkça artan sorunlar, iç çekişler, iç döküşler, özlenen dertleşmeler vb. Tüm bunları düşündükçe; Karanlık ve yalnız geceleri  aylı- yıldızlı- güneşli havalara sokma isteği artmıyor mu? Ya da saran, kucaklayan, kavrayan, koruyan dostlara daha çok ihtiyaç duymuyor muyuz?

Bu süreçte bazen çocukluğun solmayan köklerinde, bazen gençliğin saklı kalan izlerinde, bazen yaşlılığın yoran ve zorlayan gerçeklerinde dolaşıp, bazen ülkemizin yakın tarihine tanıklık ederek hafızamızı uyanık tutanları ve unutturanları düşündükçe! Birden bire aklımıza 5 milyon gencin artık aramaktan ve bulamamaktan bıkıp iş aramadığını ve ev genci olduğunu hatırladıkça! Özetle; Acılarla, mutluluklarla, başarılarla, yenilgilerle, izleri silinmeyen anılarla yüzleşip durmuyor muyuz?

Tam da o sırada yaşamımızın ortasında yer alan, ya da kıyıda köşede sessiz kalanları düşünüp, bazen içimizdeki çocuğun büyümediğini hayal edip, önümüze dizili ilaç torbalarını görünce de gözlerimizi açarak aniden büyümüyor muyuz?

Yine tam da o sırada aklımıza küçük mutlulukların renklendirdiği çocukluk yıllarımız gelip, güne dönünce de her kayıp haberiyle azalan dostlarımıza hayıflanıp, ağır ağır, tane tane, adım adım eskilere, geçmişe, anılara dalıp gitmiyor muyuz?

Bitmeyen sorunlar ve yanıtsız sorular arttıkça; Aklımıza çocukluğumuzun yormayan, germeyen, üzmeyen, hayal kurduran, düşlere ve düşüncelere zemin hazırlayan koşulları gelip, yine derin ah’lar çekerek ve dalarak gerilere dönmüyor muyuz?

Araya giren yıllara ve yollara rağmen değişmeyenlere gelince…

Dünden bugüne, bugünden yarına ailesi, için, çocukları için çalışan, koşan, didinen, direnen, yoktan var eden anne ve babalarımızı düşünmüyor muyuz?

Sırtımıza ağır bir çanta gibi yüklenen ve nefessiz bırakan sorunları, belleğimizi zorlayan ağır yükleri, boğazımıza yapışan ve yüreğimize baskı yapan yanıtsız soruları görünce; Geçmişi, gençlik yıllarımızı, coşkularımızı, mutluluklarımızı, tadına doyamadığımız buluşmalarımızı aramıyor muyuz?

Değişen koşullarla birlikte, değişen davranış kalıplarını, unutulan vefa duygusunu, her yere hakim olan yapay zekanın ağız uçuklatan yaptıklarını, hele de taşıyıcı kolonların yerine gelenlerin yetersizliğini gördükçe; Erkenden göçüp giden ancak yaptıklarıyla ve bıraktığı kalıcı izlerle anısına ve adına saygı duyduğumuz yol arkadaşlarımızı anarak, iç çekmiyor muyuz?

Sayıları az da olsa dar ve zor günlerimizde yaslandığımız omuz olan, her koşulda koşan, esen rüzgara göre değil, dostluk temelli doğruları esas alan, yaşamımızdaki yerleri ayrı olan, araya yıllar- yollar, iller, eşler girse de hiç değişmeyen, sağlam, vefalı, özverili dostlarımızı arayıp, anmıyor muyuz?

Geçmişi anımsarken; Bazen gülümseyerek, bazen keder yüklü bakışlarla öfkelenerek, bazen eğlenerek, çoğu kez öğrenerek, şaşırarak, üzülerek, sevinerek, sorumlulukla duyarlılık arasında gidip gelerek, yüzleşerek, hesaplaşarak  hatırlayıp, sonra da dönüp anlamaya ve anlatmaya çalışmıyor muyuz?

Özetle her koşulda şu sorulara yanıt arıyoruz? İnsaf ve vicdan mı? Hiçbiri mi? Ölçme ve değerlendirme mi? Ölçmeden değerlendirme mi? Susup kalmak mı? Pek çok şeyi göze alarak konuşup rahatlamak mı? Noktalı virgül…

Özetin özetine gelince: Bu konu hakkında düşündüklerimi bu köşenin sınırlarına sığdıramam ama hoşgörünüze sığınabilirim…

 

-Toplum - 00:01 A A
BENZER HABERLER