Alper Lütfi Göncü: Hasret…
Alper Lütfi Göncü
agoncu@ yahoo.com
Onunla, ortaokul çağımıza denk gelen 1984-85 yıllarında, Kadıköy Anadolu Lisesi müzik öğretmeni ve TRT kabak kemane sanatçısı Hüsnü Aydoğdu’nun halk müziği korosu seçmelerinde tanıştık. Hüsnü hoca piyano başında biz de kuyruktaydık. Hemen arkamda duran bıyıkları terlemiş, büyük gözlüklü arkadaş, davudî bir sesle homurdandı;
“Ben koroda saz çalmak istiyorum ama hoca herkesi ses testine sokuyor, bende ses de var ama çaktırma!” diyor ve sıra ona geldiğinde koroya alınmamak için sesleri olması gerektiği gibi basmıyordu. “Ben Şükrü” dedi, tanıştık. “2 M sınıfındayım.” Okulumuzda M harfine kadar sınıf olduğunu şaşırarak öğrenmiş oldum. Sıra beklerken, Arif Sağ’ın talebesi olduğundan, sahneye çıktığından falan bahsedince birkaç gün sonraki koro çalışmasını bekler oldum. İyice meraklanmıştım…
Koro çalışmalarının haftada iki gün, bir saatlik öğle aralarında yapılacağı anons edilince, yemek falan düşünmeksizin müzik odasına koşturduk. İştahlı yıllarımızdı; ama müzik uğruna bir öğün yemesek de olurdu. Hem Şükrü de sazıyla gelecekti.
Koro düzenini alıp çalışmaya başladığımızda ne bizler ne de Hüsnü Hoca, aramızda deha seviyesinde bir müzisyen olduğunun farkındaydık. Ancak çalışmamız ilerledikçe Şükrü’nün bizlerden farklı bir tavırla çaldığını fark ettik. Korodaki sazların tamamı uzun, bir tek onunki kısaydı. Ara verilince hemen yanında gidip sazı inceledim. Gökten düşen kola şişesini inceleyen avcı-toplayıcı Pigme misali, saza hayranlıkla bakakaldım. Bizim sazlar hep oyma olduğundan yaprak sazı ilk defa görüyordum. Özel yapım Maun ağacı olduğunu söyledi. Teknesi ve sapı sedef işlemeli, cilâlı; pırıl pırıl…Hatırlamıştım, Arif Sağ 1984 Eurovision Şarkı Yarışmasında Halay adlı parçaya böyle bir sazla eşlik etmişti.
Bağlamanın, aşağı sınıfın enstrümanı gibi muamele gördüğü senelerde, sazı kısa, kendi uzun, kafayı sallayarak farklı bir sitilde ve solak çalıp okuyan Arif Sağ, 1982 yılındaki Şan Sineması konserinde, kısa sap bağlamayı yurt çapında tanıtıp, itibar kazanmasının önünü açmıştı. Kısa sapla ilgili ortada birçok tevatür dolaşıyordu. Bunlardan biri de Çetin Akdeniz’in babası Ragıp Usta’nın, gurbetçilere saz yaparken uçak kabinine sığsın diye sapını kısalttığı yönündeydi. Öyle veya böyle, kısa sap, hafif ve kompakt olmasıyla, icra kolaylığıyla, gençler arasında kabul gördü ve bu sayede kitlelere yayıldı. Esasında eskiden beri “Dede Sazı” veya “Balta Saz” denen ufak sazlar bazı yörelerimizde bilinmekteydi. Günümüzde, kısa saplı bağlamanın, bu mistik enstrümandan ilham alınarak geliştirildiği daha yaygın bir kabul olarak karşımıza çıkıyor.
O yıllarda, kızlar ateş başında gitar çalıp şarkı söyleyen erkeklere tav olur diye düşündüğümüzden sazımızı ürkek adımlarla taşır, omzumuzda saz olduğu görülmesin diye, ortamlara girmeden hızlıca sıvışırdık. Hasretle birlikte sazımızı gururla ve omzumuz dik taşımaya başladık.
O güne kadar gördüğümüz sazlar, oyma dut veya kestane tarzı orta düzeyde sazlardı. Hepsi de uzun sap olup alt tellerde bam teli yoktu. Şükrü’nün sazında gördüğüm bam teli, sazın tınısına zenginlik katıyor, sazdan dökülen notalar kulağa daha tok geliyordu. “İpekli bam” dedi. Bunu da yeni duyuyordum. Bana fazla bam telinden verdi, sazıma taktıktan sonra Anadolu saz kahramanlarının ( Neşet Ertaş, Bayram Aracı vs) sazı gibi ses vermeye başladı. Bir de üzerinde Arif Sağ Saz evi yazan bir tezene takımı hediye etti. Bunu da kırk senedir; kutsal bir emanet gibi saklarım.
Koro çalışmaları ilerliyor, milli bayramlar ve 18 Mart’ta sahneye çıkacağımız söyleniyordu.
Bir adının da Hasret olduğunu öğrendiğim sevgili arkadaşımla ne zaman oturup meşk etsek, yeni türküler, yeni teknikler öğreniyordum. Hatta kısa sap bağlamayı ondan öğrendim diyebilirim. Ama hiçbirimiz onun gibi çalamaz ve söyleyemezdik. O doğuştan ozan, doğuştan virtüözdü. Adeta Horasan erenlerinin ruhuyla tellere dokunuyor, kimi zaman bağlamayı coşturuyor kıvılcım saçıyor, kimi zaman da telleri okşuyor, mızrapsız çalıyordu. Sazı gitar gibi çalıp akor basmasına çok şaşırmıştık. Şelpe tekniğinin ülkemizde yaygınlaşmasının öncüsüydü Hasret Gültekin…
Hasret sadece saz çalmıyor; kabak kemane, piyano, tar, mey, zurna ne bulursa hakkını vererek icra ediyordu. Üstün bir müzik yeteneği ve ilâhi bir sezgiyle doğmuş, çocukluğundan beri memleketin en önemli ozan ve müzisyenleriyle meşk ederek sanatını geliştirmişti. Bir sohbetimizde, Ahmet Kaya’nın 1987 yılında piyasaya çıkan ve ortalığı kasıp kavuran “ Yorgun Demokrat” albümündeki Hit parça olan “ Hani Benim Gençliğim” adlı eserin kendine ait olduğunu ama Ahmet Kaya’ya verdiğini, Ahmet Kaya da bir röportajında Hasret’i çocukluğundan beri tanıdığını, aralarında abi-kardeş ilişkisi olduğunu söylemişti.
Albümün piyasaya yeni çıktığı günlerden birinde, öğle teneffüsünde, Çamlık’ta gezinirken, kömürlüğe yakın mıntıkada müzik sesi duyduk. Sesin geldiği yer, kullanım dışı olan bir derslikti. Usulca içeri süzülüp bir köşeye iliştik. Hasret ile genç bir müzik öğretmeni, Ahmet Kaya’nın yeni albümünü dinliyorlardı. Biz de onlara katılıp kasetin bir yüzü bitene kadar huşu içinde dinledik. Albümdeki tüm parçalara bayıldık. O yıllarda istediğimiz kaseti istediğimiz vakit alabilme lüksümüz yok idi. Harçlıklarımızı bir süre biriktirdikten sonra yeni kasetimize kavuşur, günlerce haftalarca önlü arkalı dinlerdik.
Zamanla Hasret’i daha yakından tanıdık. Dost meclislerinde dinledik, dinlerken adeta hipnotize olduk Sadece kısa sap değil uzun sapta da harikalar yarattığını, icra etmesi zor eserleri bile hakkını vererek çaldığını gördük.
Hasret’in adı artık tüm okulda duyulmuş: özel gün ve gecelerle, anma törenlerinde, oratoryo, müzikal gibi etkinliklerde hep başrolde olmuştu. Sazıyla yatar kalkar, deyişlerle, nefeslerle beslenirdi. Okulumuz zordu, çıtası yüksekti. Hasret belli bir seviyeden sonra okula devam etmedi. Zira kendi albümlerini yapmakla kalmıyor, diğer sanatçılara da sazıyla eşlik ediyordu. Bu yoğun tempoyu okulla beraber yürütemedi, yürütmek istemedi.
1987 senesinde ilk albümü Gün Olaydı ile Türkiye çapında tanındı, sevildi. Zamanın ötesinde diyebileceğimiz, çok sesli düzenlemeler ile geleneksel tınıyı harmanlayan bu albümdeki tüm parçalar hit oldu. Aynı sene Moda Sinemasında ilk resitalini verdiğinde henüz 16 yaşındaydı. Ama sazı ve sesini ilk defa dinleyenler onu çok daha ileri yaşlarda sanıyordu. Tavrı, hareketleri, duruşu yaşının çok çok ilerisindeydi. Konser öncesinde biletler kısa zamanda tükenmiş, bizim sınıftan birkaç kişi de bilet bulabilmek için beni aracı koymuşlardı. Teneffüste Hasret’i okul bahçesinde yakaladım, bilet sıkıntımızı ilettim. Hemen elini ceketinin cebine atıp birkaç tane davetiyeyi bana uzattı. Hepimiz sevindik ve heyecanlandık.
Kısa zaman içinde Hasret ünlü oldu, TRT de şelpe çalarken gördük, sesi Almanya’dan, Hollanda’da duyuldu. Pir Sultanların, Hacı Bektaş’ların adının geçtiği her yerde o da vardı.
Sadece bağlama icracısı değil, aranjör ve besteciydi. Halk müziğinin geleneksel formunu koruyarak yeni düzenlemeler, yeni enstrümanlar ile müziğimizin ufkunu genişletti.
Sivas’ta yaşamını yitirdiğinde, ardında deyişler nefesler değil, yarım kalmış bir ömrün hüznünü de bıraktı Hasret…O 22 yıllık ömrüne 220 yıl sığdırarak, bıraktığı izin derinliği ile hatırlanacak bir efsane oldu. Onu sadece albümlerinden veya titrek video kayıtlarından tanıyan nesiller, türkülerini deyişlerini sazdaki tavrını yaşatıyorlar. Hasret için tutulan yasın en belirgin tarafı, onun sesinin ve sazının ilelebet yaşayacak ve bağlamasının genç müzisyenlere daima ilham verecek olmasıdır.
2 Temmuz 2021 tarihinde Hasret’in hediye ettiği tezene ve kısa saplı sazımızı sırtımızda Aladağların 3734 metre yüksekliğindeki Emler zirvesine çıkararak, Dizil Karlı Bizim Dağlar türküsünü çalıp söyleyerek, Hasretimizi andık.
Cumhuriyet tarihinin en ağır toplumsal travmalarından biri olarak kabul edilen Sivas Katliamı yüreklerde sızı olmaya devam ediyor.
Menzili Mübarek, Devri Daim olsun…
-
Alper Lütfi Göncü: Hasret…
-
Trump: İran helikopterimizi düşürdü, karşılık vermemiz gerekiyor
-
Erkan Saltan: Kayboldum kendimde!
-
Guterres’ten Orta Doğu için acil çağrı: Tüm saldırılar durmalı
-
Küresel belirsizlik İspanya turizmini artırdı, ülkeyi 100 milyon turiste yaklaştırdı
-
Fransa, İsrail Maliye Bakanı’nın ülkeye girişini yasakladı
