Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Bilincimiz kirlenmiş, nasıl arınalım? Böyle bir soruya düz bir mantıkla cevap veremezsin. Gel gör ki veriliyor hem de cevap bolluğu var. Mesela: Dua edelim, zengin olanlar kurban kessin, tövbeleri artıralım, “Ya Kuddus” zikrini çok yapalım, Anıtkabir’i ziyaret edelim, Diyanetten görüş alalım vb.
Görüyor musunuz cevapları? Oysa derdimiz belli, bilincimiz kirlenmiş!
Daha bir ilim ve daha bir derin kavrayış, işte çare budur. Bu işin ahlaki boyutu da iftiradan uzak durmaktır.
Eğer ilim eğilirse bunu yine ilim düzeltir. Eğer din eğilirse bunu da ilim düzeltir. Eğilen dini din düzeltmez. Dünya mücadelesinde olaylara yabancı kalınarak bilinç arındırılamaz. Bilinç kaynakları hakkında fikir sahibi olmak bir aydın için şarttır.
Eğer bir mesele varsa o mesele olduğu yerde kavranılmalıdır. Böyle bir kavrayış yoksa bütün düşünce ve eylemler ıstırap verici bir mekanizmaya dönüşür. Buna “modern zamanın şaşkınlığı” da denilir.
Güçlü sorular karşısında büyük bir susuş ve koskoca bir boşluk neyin sonucudur? Devlet bazında çarpık ilişkilerin, millet bazında çapkın!
Milliyetçilere şu sorular sorulabilir: Ülkemizde Türklük, toplum katında ve insani ilişkilerde bir belirginlik kazanabilmiş midir? Keza: Türklük, bir sosyal gereklilik temeline sahip midir? Bir başkası: Acaba Türklük, mutlak bir politik gerekliliğin uzantısı mıdır, bunun yanında yoksa Türklük bir iç mesele midir? Son sorumuz da şu olsun: Türklük fiilen yaşamakta mıdır?
Bazı sorular mühimden öte ehemdir. Böyle sorulara, istiyorum ki hazır cevaplar değil, hazırlanmış cevaplar verilsin, alt yapısı olsun.
Türk milliyetçilerinin meseleleri çoğaldı mı yoksa ağırlaştı mı? Her ikisi de değil, pisleşti. Azerbaycan’da “kötü ve pis” kelimelerinin ikisi de kullanılıyor ama işler kötüleşti demezler pisleşti derler. İşte bunun gibi.
Demek istediğim; millet evlatları arasında insani ilişkiler pisleşti. Bunlar zor sözlerdir, bir itham var burada. Pisleşmenin altında alçak muhafazakarlıkla korkak aydının varlığı yatar.
Muhafazakarların yapıp ettikleri alçaklıklar insanımızı dinden imandan çıkardı. Ortak cümle Şu: “Eğer Milliyetçilik bu ise veya eğer İslam bu ise ben bundan değilim!” Görüyor musunuz bu alçaklık insanımızı ne hale getirmiş.
Ya korkak aydınlar: O da bir başka bela. Hiçbir şeyin gailesini çekmiyor. Ortada hızlı bir manevi buhran var. Çıkıp da bir duruş sergilemiyor. Hatta yangınla kömürle gidiyor. Bütün maneviyatla alay ediyor, saldırıyor, doğrusu budur demiyor.
Şimdi başa dönelim, verdiğimiz cevabı soruya dönüştürelim: Türk milliyetçilerinin derdi çoğalıyor mu, zorlaşıyor mu yoksa pisleşiyor mu?
Ülkemizin kaçırılan fırsatlara vah edilecek zamanı yoktur. Türkiye’nin siyasi yapısı nedir ben bunu net olarak bilmiyorum. Bundandır köklü analizlerden kaçınıyorum. Fakat şunu biliyorum: Atatürk’ün dışında bütün liderlerimizin makyaj liderler oldukları, yani nabız liderler! Hakları da var, beden böyle olunca baş buklemin olur.
Türk milliyetçilerine şöyle bir soru sormak istiyorum: Acaba sizler bu ülkede hiç baş oldunuz mu? Maalesef!
O halde demezler mi, siz kimsiniz; in misiniz, cin misiniz. Sözüm ona: “Ne sen gelin oldun ne ben güveyi, cumbullu cumbullu aslanım aslan” yoksa siz cumbullu musunuz?
Millet olarak bizi gerçek kılan nedir? Eğer bu soruya epistel cevap verirsek bir daha bilincimiz kirlenmez. Eğer buna bir cevabımız yoksa biz gerçek bir millet değiliz olgusuyla karşı karşıya kalabiliriz.