Cahit Kılıç: İnsanı, insan yapan ulvî değerler manzumesi…

-Yaşam - 1 Mayıs 2026 12:28

Cahit Kılıç

Cahitkilic54@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Aziz okurlarım…

Bugün sizlerle insanlığın en temel değerleri üzerine kısaca yazmak istiyorum. Vicdan, merhamet, ahlâk ve utanma duygusu…

Bu dört değer, insanı insan yapan, toplumu ayakta tutan sütunlardır. Eğer bunlara sahavet, yani cömertlik de eklenirse, hak ve adaletin kemale erdiğini görürüz.

Değerlerin Temeli: Vicdan, insanın iç sesi; merhamet, başkasının acısını kendi yüreğinde hissetme yetisi; ahlâk ise davranışlarımızı yönlendiren pusuladır. Utanma, yani ar duygusu ise, toplum içinde yanlışlıkları savunmaktan hâyâ etmek ve hakkın ve hukukun yanında yer almak için diğer mefhumlar kadar önemlidir.
Bunlar olmadan hukuk ve tesis etmek istediği gerçek adalet, kuru bir kuraldan ibaret kalır. Oysa adalet, ancak bu değerlerle yoğrulduğunda gerçek anlamına kavuşur.
Vicdanı, ahlâkı ve merhameti olmayanın adalet duygusu da olmaz. Hele bir de işin içinde menfaat varsa; sadece çıkarlarını gözetiyorsa, o vakit bir insan için olması gereken ulvî değerlerin tamamını yitirmiş demektir. İşte bunun adı da utanmazlıktır.

Adanmışlık ve Şartlanmışlık: İnsanın bir davaya, bir ideale, bir mefkûreye adanması kıymetlidir.
Fakat adanmışlık ile şartlanmışlık arasındaki farkı bilmek gerekir. Adanmışlık bilinçli bir tercihtir; özgür ruhun seçimidir.
Şartlanmışlık ise sorgulamadan kabullenmektir. Şartlanmışlık, düşünceyi daraltır, insanı körleştirir. Ruhun özgürlüğünü elinden alır!

Sabit Fikirlilik: Sabit fikirlilik, yani değişime kapalı olmak, insanı yozlaştırır. Gerçeklerden koparır, onu kendi dar dünyasına hapseder. Oysa fikirler değişir; olgunlaştıkça, geliştikçe, araştırdıkça, yeni şeyler öğrendikçe değişir. Değişmeyen tek şey, ilkeler olmalıdır.

Diyelim ki, sabit fikirli bir insan:
İntisap ettiği veya gönül verdiği siyasi partinin fikirlerine teslim olur!
Veya bir dindar insan. Bir cemaate, bir tarikata intisap etti ve onların fikirlerine teslim oldu…
Yani kendisi olmaktan çıktı, partizanlık veya müritlik ruhuna işledi ve artık doğruyu veya yanlışı ayırt etme iradesini kaybetti…
Ve açıkça akıl yitimine uğradı…
Bunun adı fikrin gelişmesi ve olgunlaşması değil…
Düpedüz yozlaşmasıdır…

İlkelerin Kalıcılığı: İlkeler, insanın hayat pusulasıdır. Farz edelim ki, okyanusta yüzen bir gemisiniz, sizi, kıyıya ve selamete çıkaracak pusula yol göstericinizdir. İşte ilkeleriniz o pusulanızdır.
Zaman ve mekân değişse de, uğruna fedakârlık yaptığımız, bedeller ödediğiniz ilkeler değişmez. Fikirler, yöntemler, yorumlar değişebilir; ama ilkeler, insanın varoluşunu anlamlı kılan sabitlerdir.

Sonuç olarak:
Öyleyse, vicdanı diri tutmalı, merhameti çoğaltmalı, ahlâkı korumalı ve sahaveti hayatımıza katmalıyız. Fikirlerimizi yenilemeli, ama ilkelerimizi muhafaza etmeliyiz. Çünkü insanı insan yapan, değişen fikirler değil; değişmeyen ilkeleridir.

Ve tabiî ki “utanma” duygusu da bu ilkelerin mütemmim cüzüdür!
Ar ve hâyâ duygusunun yitirilmesi, bütün melânet kapılarını açar!

Ve bu yazdığımız ilkeler, bütün ilâhî kitapların da va’z ettiği değerlerdir…
Ve yüz yıllara dayalı yazılı olmayan ama insan ve toplum hayatına yerleşmiş teamüller manzumesidir…

Günün tezatı:
Küçükken yalan konuştuğumuzda aile büyüklerimizden ve öğretmenimizden korkardık!
Büyüdük, çoğumuz yetmişi sekseni geçtik; doğruları yazmaktan ve konuşmaktan korkuyoruz!
Silivri soğuktur, ağa can!

 

BENZER HABERLER