Doç. Dr. Çağlar Erbek: Her Şeye Yetişmek Zorunda Değiliz!

-Yaşam - 22 Ağustos 2026 21:35

Doç. Dr. Çağlar Erbek

caglarerbek@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Bir süredir hep aynı duygunun peşinden koşuyoruz: Yetişmek.

İşe yetişmek, toplantıya yetişmek, mesajlara cevap vermek, okunacakları okumak, izlenecekleri izlemek, yapılacakları tamamlamak… Bir günün içine sanki iki günlük hayat sığdırmaya çalışıyoruz. Üstelik gün bittiğinde çoğu zaman hâlâ eksik kalmış hissediyoruz.

Belki de sorun gerçekten yetişemememiz değil. Belki sorun, her şeye yetişmemiz gerektiğine inandırılmış olmamız.

Modern hayat insana tek bir ölçü verdi: Ne kadar meşgulsen o kadar değerlisin.

Oysa bu, yakın zamanda icat edilmiş bir inanç. Bozkırın eski zaman algısında saat çizgisel akmaz, mevsimle birlikte döner; göçer bir topluluk için önemli olan her günü doldurmak değil, doğru zamanı beklemektir. Otlağın hazır olmasını beklemek, sürüyü dinlendirmek, hareketsizliği tembellik değil bir bilgelik saymak.

Biz bu bilgiyi kaybettik. Şimdi boşluğu suç, sessizliği eksiklik sayıyoruz. Takvim doluysa hayat anlamlı, boşsa boşa harcanmış sanıyoruz.

Fakat çok az insan bize şunu söyledi: Bazen dur.

Yaş aldıkça insanın öğrendiği önemli şeylerden biri sanırım bu. Gençken zaman sonsuzmuş gibi gelir. Yapılacakların listesi uzadıkça insan heyecanlanır. Her kapıyı açmak, her yolu görmek ister.

Sonra bir noktada insan şunu fark ediyor: Hayatın değeri yaptığı şeylerin sayısıyla ölçülmüyor.

Bazı şeyleri yapmamak da bir tercih. Bazı insanlardan uzaklaşmak da. Bazı tartışmalara hiç girmemek de. Bazı fırsatları kaçırmak da.

Çünkü her “evet”, başka bir şeye söylenmiş küçük bir “hayır” aslında.

Bir toplantıya evet dediğinizde belki evinizde geçireceğiniz sakin bir akşama hayır diyorsunuz. Bir işi daha kabul ettiğinizde belki okumak istediğiniz kitaba ayıracağınız zamanı bırakıyorsunuz. Telefonunuzdaki her bildirime döndüğünüzde belki tam o anda yanınızda oturan insanın sesini kaçırıyorsunuz.

Ve günün sonunda insanın gerçek zenginliği, yaptığı şeylerden çok neye zaman ayırdığıyla ortaya çıkıyor.

Bazen bir kahvenin başında yarım saat oturmak gerekir. Pencereden dışarı bakmak. Bir kitabın aynı paragrafını iki kez okumak. Uzun zamandır aramadığınız birini aramak. Yürürken hiçbir yere yetişmemek.

Bunların hiçbiri büyük başarılar değildir. Ama hayatın büyük kısmı zaten büyük başarılardan oluşmaz. Hayat dediğimiz şey çoğu zaman küçük anların toplamıdır.

Biz ise bazen o küçük anları gelecekte yaşayacağımız daha büyük bir hayat uğruna feda ediyoruz.

“Şu işler bitsin.” “Bu dönem geçsin.” “Biraz rahatlayayım.” “Sonra yaparım.”

Fakat hayatın garip tarafı şu: İşler hiçbir zaman tamamen bitmiyor. Bir dönem geçiyor, başka bir dönem başlıyor. Yapılacaklar listesinin sonuna ulaştığımız gün pek gelmiyor.

Belki de beklediğimiz o sakin hayat, gelecekte bir yerde bizi beklemiyor. Onu bugünün içinde açmamız gerekiyor.

Küçük bir yer. Küçük bir zaman. Kendimize ait.

Bu yüzden bazen telefonun sesini kısmak, bir işi ertesi güne bırakmak, bir daveti reddetmek ya da hiçbir şey yapmadan oturmak tembellik değildir. Bazen bunlar insanın kendi hayatına yeniden sahip çıkmasının küçük biçimleridir.

Her yere yetişemeyeceğiz. Her kitabı okuyamayacağız. Her filmi izleyemeyeceğiz. Her şehri göremeyeceğiz. Her tartışmada fikrimizi söyleyemeyeceğiz. Hatta bazı insanların bizi yanlış anlamasına bile engel olamayacağız.

Ve belki de buna gerek yok. Çünkü hayat bir tamamlama listesi değil.

Önemli olan her şeyi yapmak değil; gerçekten önemli olan birkaç şeyi fark edebilmek.

Bir insanı sevmek. Bir dostluğu korumak. İyi bir kitap okumak. Bir ağacın gölgesinde biraz fazla oturmak. Çocukların büyüdüğünü fark etmek. Anne babamızın sesini hâlâ duyabiliyorsak o sesi biraz daha uzun dinlemek. Akşamüstü gökyüzünün renginin değiştiğini görmek.

Bunlar yapılacaklar listesine yazılmaz. Ama yıllar sonra insanın hatırladığı şeyler çoğunlukla bunlardır.

Belki bu hafta sonu kendimize küçük bir izin verebiliriz. Bir yerlere yetişmemek için. Bir şeyleri eksik bırakmak için. Takvimin boş kalan bir saatini hemen başka bir işle doldurmamak için.

Çünkü bazen hayatın en güzel kısmı, tam da programlamadığımız yerde başlar.

Ve insan sonunda şunu öğreniyor: Her şeye yetişmek zorunda değiliz.

Belki yalnızca hayatımıza yetişsek yeter.

 

BENZER HABERLER