Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Editoryal bağımsızlığa sahip ilk özel gazetemiz olan Tercüman-ı Ahvâl, aynı zamanda Osmanlı-Türk gazeteciliğinin öncüsü vasfıyla iş görmüştür.
Tercüman-ı Ahvâl, uygulamaları ve yenilikleri bakımından “ilk”lerin gazetesi olarak basın tarihimize geçmiştir. Bu yönüyle, Tanzimat Devri’nde kendisinden sonraki gazeteler için “rol model” olmuştur. Günümüzde artık dijitalleşmeye başlayan yazılı basınımızda hâlâ devam eden başyazı/başyazarlık geleneğinin temellerini atan gazete, gerek mizanpaj gerekse yayın anlayışı ve içerik bakımından arkadan gelen özel gazetelere rehberlik etmiştir.
Şinasî’nin yönettiği gazete, “Halkın anlayabileceği sade bir lisanla” yayın yaparak okur sayısını kısa zamanda artırmıştır. Gazete, ağdalı ve Osmanlıca tamlamalar içeren cümleler yerine, sade ve anlaşılabilir Osmanlı Türkçesi ile yayın yapmıştır. Denilebilir ki bu gazete, II. Meşrutiyet zamanında çıkarılan ve dilde sadeleşmeyi savunan “Genç Kalemler” dergisinin görüşlerini neredeyse 50 yıl önce dile getirmiştir. Şinâsi’ni yönettiği gazetenin devrin basın anlayışına getirdiği diğer yenilikleri ise özetle şöyle sıralayabiliriz:
* Haber ve yazılarda noktalama işaretleri, paragraf, ara başlık ve alt başlık ilk kez kullanılmıştır.
* Tekzip ve düzeltme, gazetecilik mesleğinin zorunlu görevlerinden, prensiplerinden biri olarak kabul edilmiştir.
* “Tefrika” ve “Abone” kavramları, bu gazete sayesinde basınımıza mâl olmuştur. Abonelik sistemini uygulayarak, taşraya posta hizmetleri aracılığıyla ilk defa gazete gönderilmiştir.
* Bayiden gazete satışları, yine ilk kez Tercüman-ı Ahvâl tarafından sistematik hâle getirilmiştir. Beşiktaş, Üsküdar, Şehzâdebaşı, Kasımpaşa ve Salıpazarı’ndaki kıraathane ve dükkanlarda (özellikle tütüncü dükkânlarında) gazete satışı yapılmıştır.
* Hergün reklam tarifesini sayfalarında yayınlayan gazete, bunun yanısıra Türk basın tarihinde “Bulmaca”ya yer veren ilk yerli basın organı olmuştur.
Şimdi gelelim, gazetenin devlet tarafından yayınının durdurulmasına, yani kapatılma sebebine…
Tercüman-ı Ahvâl, “Devlet Terbiyesi” ile yetişmiş; yabancı dil bilen; Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı anlamda modernleşmesinini savunan münevverlerin kalem oynattığı bir gazete idi. Âgah Efendi ve Şinasî’nin yanısıra Ahmed Vefik Paşa, Ziya Paşa, Mustafa Refik Bey, Hasan Suphi Efendi, Sarı Tevfik Bey, Mehmed Şerif Bey gibi devrin önde gelen aydınları, bu gazetenin yazarları arasındaydı. Çoğu, devlet kurumlarında memurluk etmiş, yetkin ve liyakâtli kişilerdi. Bu aydınlar, iktisadî-siyasî konularda eleştirel yazılar kaleme alıyorlar; bir bakıma yeni dönemde devlet yöneticilerine de istikamet vermeye çalışıyorlardı.
Ancak, Şair-Yazar Ziya Paşa (O zamanki adıyla Ziya Bey), devletin eğitim politikalarını sert bir üslûpla eleştiren “Maarife Dair Bend-i Mahsûstur” başlıklı makalesini gazetede yayınlayınca olanlar olmuştu. Bâb-ı Âli Hükümeti, zaptiye göndererek gazetenin kapısına kilit vurdurduğunda, takvim yaprakları 12 Mayıs 1861’i gösteriyordu.
Bu hadise, bizim basın tarihimizdeki ilk gazete kapatma hadisesidir. Esasında, Tanzimat Devri’nde, fikir ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne vurulan ilk darbe olarak da değerlendirilebilir.
Tercüman-ı Ahvâl, 17 gün süreyle kapalı kalmıştır. Bu süre bazı kaynaklarda 30-35 gün olarak geçer. Resmî olarak, 17 Haziran 1861 itibarıyla yayın hayatına yeniden başlamasına “müsaade buyurulmuştur”.
Altı yıllık yayın ömrüne sahip olan bu gazetenin basın tarihimize armağan ettiği “İlk”ler yazmakla bitmez…
Devam edeceğiz.