Teftiş için gidilen ücra taşra kasabalarında tebliğler dahil ilgili mevzuatı bulmak kolay olmazdı. Bu tür yayınlar ya hedefine hiç ulaşamamış olur; ya zamanın ilkel ve elverişsiz arşiv olanakları yüzünden arasan da bulunmazdı; ya da çoktan kıskanç ve işgüzar bir memurun kişisel arşivine kaçırılmış olurdu. O yüzden biz müfettişler için “kendi mevzuatını kendin taşı” kuralı geçerli idi..ç
Sonuçta, teftişe çıkmadan önce aynı konumdaki diğer arkadaşlarla birlikte keçi derisinden yapılmış kocaman birer valiz edindik. Bu arada devre arkadaşımız Biltekin Özdemir’in teşvikiyle, Sirkeci’de bir yerlerden birer tane de “Blaupunkt” marka radyo aldık. Biltekin haklıymış; bu radyolar o uzun, yorucu ve sıkıcı yaz ayları boyunca bizim can simidimiz oldu.
1964 yılı Haziran ayı başında bir gün İstanbul’dan uçağa bindim ve ver elini Diyarbakır. Uçak havaalanına indiğinde, en önde ben, uçağın kapısının açılmasını bekliyorduk. Vakit taö öğle saatleri. Ve kapı açıldı. Aman Allah’ım, sanki birisi alev makinesiyle üstümüze geliyor; hava o kadar sıcak. Önceden uyarıldığım için kapağı hemen Demir Otel’e attım; çünkü otel klimalı. “Oh, dünya varmış.” O gece orada kaldım. Ertesi sabah bir minibüsle yola çıktık, Mardin’de durmadan Midyat’a geçtik. Beni tam hükümet konağının önünde indirdiler. Keçi derisinden mamul valizin takviyeli sapı minibüsün üstünden indirilirken koptu. Bu vukuatı bekliyordum, ama bu kadar da çabuk değil…
Günlerden cuma, vakit yine öğle saatleri. Doğrudan hükümet konağına giriyorum. Bizim sapı kopuk valiz öylece yolun kenarında kaldı. Kalsın, nasıl olsa içeri getirecek birisi bulunur. Birisi çalmaya kalksa zaten iki adım atmadan vazgeçer, öylesine ağır. İlk yapılacak iş kasa küçük ambar sayımı. Mal Müdürlüğüne vardığımda, veznedarın cuma namazında olduğu anlaşıldı. Bir süre bekledik. Veznedar koşarak geldi, sayımı gerçekleştirdik; her şey normal görünüyor, rahatladım. Çünkü sayımda açık çıkması sorun demek; tahkikat, takibat, mahkeme, bir yığın üzüntü, can sıkıntısı demek. Ancak, tam bu sırada önüme “mutemet avansı” konusu çıkıverdi.
Taşta teşkilatında, her dairenin bir mutemedi bulunur; bunlara icabında dairenin ufak tefek ihtiyaçlarını süratle karşılamak için bir miktar avans verilir. Mutemetler harcamaları yaptıkça, gerekli evrakları muhasebeye tevdi ederek eski hesaplarını kapatırlar, kendilerine yeni avans verilir. Mutemetler bu paraları uygun bir yerde muhafaza etmek ve sorulduğunda yetkili makama ibraz etmek durumundadır. Bu paraların kişisel maksatlarla kullanılması suiistimal sayılır. Bu ilçede mal müdürlüğünün mutemedi veznedarmış. Kayıtlara göre bir gün önce bir parça mutemet avansı almış görünüyordu. Kendisine paranın nerede olduğunu sordum.
“Ceketimin cebinde,” dedi. Halbuki Maliye geleneklerine göre, mutemet veznedarsa mutemet avansı kasada muhafaza edilir. Hafif canım sıkıldı. Avans miktarı çok değildi, ama Maliye memurunun her türlü şaibeden ırak olması önemlidir. Bunun üzerine “ceketinin nerede olduğunu” sordum.
“Cuma namazı için abdest almak üzere eve uğradım, hava sıcak, ceketi musluğun yanına astım, orada kaldı,” dedi.
Biraz gençlikten, biraz da elimde Maliye memurlarının da adının geçtiği bir tahkikat konusu olduğu için, kişiler hakkında doğru kanaat sahibi olabilmek amacıyla, “Peki, öyleyse gidip bakalım,” dedim.
Mal Müdürü dahil üç kişi kasabanın dar sokaklarından geçerek, büyükçe bir kapının önüne geldik. Veznedar içeri seslendi, hanımı ceketi kapıya getirdi. Veznedar ceketin sol iç cebinden bir zarf çıkardı ve açtı; avans bakiyesi kuruşu kuruşuna zarftaydı.
Öğrenmiş olduk…