Fatma Sahur
fatmasahur1@gmail.com
İnsan düşünüyor… Söze nereden başlamalı diye. Çünkü artık yaşadığımız şeyler sadece bir olay değil, toplumun gözümüzün içine baka baka değişmesi olmuş. Eskiden büyükler bir söz söylerdi: “Bir toplum önce utanmasını kaybeder.” Şimdi dönüp bakıyorum da galiba en çok kaybettiğimiz şey utanma olmuş.
Özellikle genç kızlarımıza, genç erkeklerimize sormak istiyorum… Daha 20 yaşındasınız. Kendinizden 30 yaş büyük biriyle gerçekten aşk diye bir yola girer miydiniz? Diyelim adamın parası yok, arabası yok, makamı yok… Yine de aynı duyguyla “Ben seviyorum” der miydiniz? İnsan bunu düşünmeden edemiyor. Çünkü artık öyle şeyler görüyoruz ki, aşk mı başka bir hesap mı insan ayırt edemiyor.
Bizim zamanımızda sevgi başkaydı. Birine gönül vermek demek, onun yükünü taşımayı göze almak demekti. Saygı vardı, emek vardı, fedakârlık vardı. Erkek kadını korurdu, kadın yuvasını sahiplenirdi. Şimdi bakıyorsun, modernleşme adı altında her şey normal gösterilmeye çalışılıyor. Kusura bakmayın ama modern olmak; aileyi yok saymak değildir. Modernleşmek; utanmayı unutmak değildir.
Sosyal medya çığırından çıkmış durumda. Evli karı koca, yanında çocukları var ama utanmadan uygunsuz hareketlerle ekranlarda boy gösteriyorlar. Sonra buna “normal” deniliyor. Kusura bakmayın, her şeyi normalleştirmeyin. Çünkü çocuk dediğin gördüğünü öğrenir. Büyükler örnek olmazsa geleceğin çocuğundan ne beklersin? Bugün anne babasını izleyerek büyüyen bir çocuk yarın aileye, çevresine, topluma nasıl faydalı olacak?
Biz yokluk gördük, zorluk gördük ama edebimizi kaybetmedik. Bu zamanda bir erkeğin de ata duygusu vardı, ar duygusu vardı, sahiplenme vardı. Türk milletinin mayasında aileye saygı vardı. Kadın erkeğine, erkek yuvasına sahip çıkardı. Şimdi herkes gösteriş peşinde olmuş. Sosyal medya için yaşar hale gelmişiz. İnsanlar artık yaşadığı hayatı değil, gösterdiği hayatı önemsiyor.
Size yaşanmış bir olayı anlatayım… Aslında başlı başına ibretlik bir olaydır. Büyük hacı amcam anlatmıştı. Iğdır’ın Melekli köyünde amcam İsak Sahur küçükmüş. Tarladan dönerken yolda bir çay kaşığı bulmuş. Çocuk aklı işte, alıp eve getirmiş. Babaannem Zeynep Sahur bunu görünce amcamı çağırmış: “Bunu nereden aldıysan götür yerine bırak” demiş. Hatta bir iki tokat da vurmuş. Sonra amcam sormuş: “Ana, ben bunu çalmadım ki, yolda buldum.” Babaannemin verdiği cevap ise yıllar sonra amcamın anlattığı kadarıyla hep hafızamda kaldı:
“Biliyorum yolda bulduğunu… Ama bize ait olmayan şey alınmaz. Yolda bile bulsan o senin değildir. Bu eve bize ait olmayan hiçbir şey giremez. Terbiye küçüklükten başlar.”
İşte mesele tam da buydu… Eskinin insanı çocuğunu korkuyla değil, ahlakla büyütürdü. Çünkü bilirlerdi ki küçük yaşta öğretilmeyen edep, büyüyünce kolay kolay verilmez.
Eskiden çalışan bir kızın da erkeğin de kazandığı para belliydi. Eve geldiğinde anne sorardı: “Kızım bu fazla para nereden geldi?” Baba sorardı: “Oğlum bu harcama neyin nesi?” Çünkü mesele karışmak değildi, mesele sahip çıkmaktı. Şimdi kimse kimseye bir şey sormuyor. Sonra yarın bir yanlış olduğunda herkes şaşırıyor. Kusura bakmayın, bugün görmediğin yanlış yarın kapını çalar.
Bizim zamanımızda evlilik gösteriş değildi. İnsan sevdiğiyle bir ömür kurmaya çalışırdı. Şimdi bakıyorsun, dedesi yaşındaki adamlarla ilişki yaşayan gençler var. Sonra buna aşk deniliyor. Ben kimsenin hayatına karışmam ama toplumun da bir dengesi, bir ahlakı vardır. Her şeyi normalleştirirsek yarın çocuklarımıza neyi doğru diye anlatacağız?
Hiçbir anne evladının kötü olmasını istemez. Ama sevgi sadece Ne yaparsan yap demek değildir. Sevgi bazen hesap sormaktır. Bazen “Dur evladım, bu yol doğru değil” diyebilmektir. Çünkü çocuk sadece büyümez, gördüğüyle şekillenir.
Bugün küçük gördüğümüz şeyler yarının büyük yaraları olur. Bir toplum aileyi kaybederse, saygıyı kaybederse, utanmayı kaybederse geriye sadece kalabalık kalır. İşte benim korkum da tam olarak budur.