Fatma Sahur
fatmasahur1@gmail.com
Günlerdir yazmak istemiyorum. Aslında içimde biriken çok şey var ama kalem elimde ağırlaşıyor, kelimeler boğazımda düğümleniyor. Çünkü neye değinsem eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Her gün yeni bir acı, yeni bir utanç, yeni bir hayal kırıklığı ile uyanıyoruz.
Bir yanda kadın cinayetleri… Hayalleri, umutları ve yaşam hakları ellerinden alınan kadınlar. Diğer yanda çocuklara yapılan kötülükler, vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği olaylar. Sokaklarda aç kalan hayvanlar, kesilen ağaçlar, yok edilen doğa… Ülkemizin değerlerine, tarihine ve kurucusuna yönelik saygısızlıklar… Televizyonu açıyoruz başka bir gündem, sosyal medyaya giriyoruz başka bir üzüntü.
İnsan bazen şaşırıyor; hangisini savunalım? Kadını mı, çocuğu mu, hayvanı mı, ağacı mı, geleceğimizi mi, ülkemizi mi?
Bir toplumun gündemi bu kadar ağır olmamalı. İnsanlar sabah uyandığında güzel haberler duymayı, umutla güne başlamayı hak etmiyor mu? Ne zaman bu kadar öfkelendik? Ne zaman birbirimizi anlamaktan vazgeçtik? Ne zaman vicdanımızın sesini kısmaya başladık?
Eskiden de sorunlar vardı elbette. Ancak bütün zorluklara rağmen geleceğe dair bir umut hissediliyordu. İnsanlar yarının daha güzel olabileceğine inanıyordu. Bugün ise toplumun büyük bir kısmını güvensizlik, kaygı ve tükenmişlik duygusu sarmış durumda. Kimse kimseye güvenemiyor. İnsanlar artık çocuklarını, sevdiklerini, hatta kendilerini korumak için endişe duyuyor.
Beni en çok üzen ise duyarsızlığın normalleşmesi. Bir olay oluyor, birkaç gün konuşuluyor, ardından başka bir gündem geliyor ve her şey unutuluyor. Acılarımız bile kısa ömürlü hale geldi. Oysa her unutulan olay, yeni yanlışların önünü açıyor.
Bazen sosyal medyadan uzaklaşıyorum. Televizyon izlemek istemiyorum. Çünkü sürekli karşımıza çıkan olumsuzluklar insanın ruhunu yoruyor. Fakat sonra düşünüyorum; susmak da çözüm değil. Belki bir yazı, belki bir söz, belki bir farkındalık bir kişinin bile düşünmesine vesile olursa yine de konuşmaya devam etmek gerekiyor.
Bu ülke bizim. Bu topraklar bizim. Bu güzel vatan sadece şehirlerden ve binalardan ibaret değil; insanıyla, doğasıyla, kültürüyle ve ortak değerleriyle bir bütün. Eğer bir ağacı koruyamıyorsak, bir çocuğun geleceğini savunamıyorsak, bir kadının yaşam hakkına sahip çıkamıyorsak, yarınlarımızı da koruyamayız.Bugün belki birçok insan gibi ben de yorgunum. Belki umutsuzluğa kapıldığım anlar oluyor. Ama yine de inanmak istiyorum. Çünkü bu ülkenin vicdanlı insanları hâlâ var. İyiliğe inananlar, doğruları söylemekten vazgeçmeyenler, haksızlığa karşı duranlar hâlâ var.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır: Vicdanı, saygıyı, adaleti ve insanlığı hatırlamak.
Çünkü umudu kaybettiğimiz gün, kaybedeceğimiz şey sadece geleceğimiz değil, insanlığımız olacaktır.