Hasret ve duyarlılık yaman şeydi…

-Genel - 3 Nisan 2021 10:56

(Nostaljik yazılar dizisi 14)

 

Bir ay dolup, yazı günüm gelince alıyor mu beni bir telaş! Yapı olarak fikri takip var, ağızdan çıkan ve yayın yönetmenine verilen söz var. Bizim kuşağın sözün arkasında durmak gibi bir özelliği ve hassasiyeti var.  Böyle öğrendik, böyle öğrettiler çünkü… 

Yazı günüm gelince! Tekrar da olsa zihnimin derinliklerinden memleketimle ilgili hangi anıyı çekip alsam, hangi bölümün altını çizsem, hangisini yazsam diye düşünüp duruyorum. Önümdeki bilgisayara, bakıyorum! Aklımdakileri ve içimden geçenleri yazmam gerek biliyorum! Bazı isimleri anmam gerek biliyorum! Bazı konuları paylaşmam gerek biliyorum! Aklım eskilere kayıyor, sorduğum sorulara aldığım yanıtları hatırlama telaşına giriyorum, anılarımda silinmez izler bırakan günlere gidiyorum, aile, akraba, hısım, dost, yakın, hemşeri, komşu ve arkadaşlarla dopdolu geçen günlerimizi hatırlıyorum…

Şimdi kuşak güzellemesi yapmadan(!) Kars’a gitme zamanıdır…

Farklı dinamikleri olan, farklı disiplinlerde eğitim gören kuşağımız; amasız, fakatsız, lakinsiz, ancaksız toprağını çok seven kuşaktı. Memleketinin adı geçince yerinde duramayan, anlatmaktan bıkıp usanmayan, gözleri hem parlayan, hem de dolup boşalan kuşaktı…

Mahrumiyet bölgesinin zorlu koşullarına rağmen; Ailevi olanakları çerçevesinde sınırları aşmadan zorluklarla baş eden, iyi ve güzel yaşamaya çalışan, yeri geldiğinde eleştiren, başkaldıran, isyan eden, katı kurallara karşı savaş açan, direnen, inandıklarından asla ödün vermeyen, alt yapısı sağlam olan kuşaktı…

Çocukluğunda ve gençliğinde sadece anne ve babasından değil, dede, nine, hala, teyze, amca, dayı gibi yakın akrabaları kadar mahalle büyüklerinden de çok şey öğrenen kuşaktı…

Çevresinde güvenebileceği, öğrenebileceği kim varsa bu öğretmen olur, okumuş dayı, amca, abla ya da ağabeyi olur, kim olursa ona olmadık zamanlarda olmadık soruları üşenmeden soran, aklındaki soru işaretlerine bıkıp usanmadan yanıt arayan kuşaktı…

Çok küçük yaşlardan itibaren Atatürk sevdasını bizlere ilmik ilmik dokuyan ailelerimizin, nakış gibi işleyen öğretmenlerimizin ellerinde şekillenen bu nedenle de gelişmiş kentlerdeki arkadaşlarımızdan eğitim düzeyi ve öğretmen kalitesi olarak geri kalmayan kuşaktı…

Büyük Atatürk’ün; “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözünü esas alarak O’nun kimsemiz olduğuna inanan, Atatürk ve Cumhuriyet değerlerini sahiplenmenin taktik ve tercih değil sorumluluk ve zorunluluk olduğunu bilen kuşaktı… 

O dönemde ilimizin ve çevremizin çok hassas olduğu, can alıcı noktası saydığı ve üzerine titrediği Mustafa Kemal sevgisi ve saygısıyla büyütülen ve eğitilen, “Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa” çaldığında yerinde duramayan kuşaktı…

Her Anadolu insanı gibi çileli bağrının barınağında çok şey biriktiren, henüz hayatın gerçekleriyle yüzleşmediği için aklına gelen her şey başına da gelen kuşaktı…

Durun! Anlatacaklarım daha bitmedi! Bu kadar çabuk biter mi? Binlerce sayfada, onlarca kitapta anlatılabilecek özlü sözlerimizi ezber eden, dağı taşı inletecek manilerimizi, türkülerimizi, salonları ayağa kaldıran oyunlarımızı, özgün figürlerimizi yeri geldiğinde sergileyen kuşaktı…

Kendi adıma da olsa sık sık; “Ah yüreğim, ah gençliğim. Ah memleketim! İyi ki vardın. İyi ki varsın. İyi ki yaşamımıza dokundun. Yoksa kime neyi anlatacak, kimi niye özleyecektik?” diyen kuşaktı…(hele de son yıllarda ve tam da burada ağlamaktan perişan olan kuşaktan biri olarak deneyim konuşuyor!)

Yine kendi adıma ben; babamdan sözünün eri olmayı ve vefayı, yaşamı onaran ve çoğaltan tüm anneler gibi annemden hayata derin ve hoşgörüyle bakmayı ve Kafkas mutfağının özel yemeklerini, ablamdan düzenli ve tertipli olmayı, teyzemden sofra adabıyla birlikte iyi yemek yapmanın püf noktalarını, abimden araba kullanmayı öğrendim. Her biri kimliğimin yapı taşlarını döşediler.  O nedenle yüreğimize koca bir bıçak gibi saplanan anılarımız var bizim! Hiç unutulur mu?

Döne döne bunu söyler, dönüp dolaşıp yine ve yeniden KARS ve çocukluğum derim…

Bunu bilip bunu söylerim. Ben taşrada büyüdüm. Biz taşrada büyüdük. Orası bana-bize muhteşem bir zenginlik kattı. Oralarda ve o zorlu doğa koşullarında ve mahrumiyet içinde bambaşka yolculuklara çıktım. Radyo dinleyerek, siyah beyaz ekranlara kitlenerek, Azerbaycan televizyonuna sık sık bakarak, ilimize gelen tiyatroları ve az miktardaki konserleri kaçırmayarak, her filme mutlaka giderek, her kademedeki öğretmenlerimden bilgilenerek, elimize geçenleri okuyarak, şekillendim. Bugüne gelişimde her şeyin ve herkesin katkısı vardır, her biri bana çok şey katan yapıtaşlarımdır.

Bu arada içime asılı kalanlar var, aklımdan hiç çıkmayanlar var, düşündükçe iç çektiklerim var. Misal; Baba nasihati, anne kaş göz işareti, abla çemkirmesi, abi kaş çatması, müdür yasağı, mahalle baskısı, gençlik havası derken gönlümüzce saçlarımızı rüzgâra karşı savuramadık gitti.  “Sıkı sıkı ör, arkadan topla, atkuyruğu yap, saçlarını omuzlarından kaldır, o ne at yelesi gibi!” diye diye geçti günler. Bir baktık ki ağarmalar başlamış, yaş kemale ermiş, oysa açık saç özgürlüktü, otoriteye başkaldırıydı, güzelliğin yansıması idi, gücün ve başkaldırının sembolü idi. İzin verselerdi kaybedeceğimiz bir şey yoktu ama kazanacağımız özgür bir dünya vardı… 

Önemli not: Göreceksiniz bu yazıyı okuyunca gözleriniz dolacak. Önerimi duyunca ben de varım diyeceksiniz. Bahse var mısınız? Ben varım…

Daha önemli Not: Bu toz duman dağılsın hep birlikte Kars’a gidelim. Bunu da bazıları gibi bir lütuf olarak değil, görev, sorumluluk, özlem, hasret türküleri söylemek, bar başı çekmek için yollara düşmek ve kentimizin bize verdiği şansa teşekkür etmek adına öneriyorum…

En önemli not: Fırsat bu fırsattır deyip hatırlatmak istedim. Karsın kışı bere, atkı, eldiven tanımaz dondurup geçer. Ancak harbi Karslılar bu soğuğa aldırmazlar. Dış mekânların ısıtıcılarının merhametine muhtaç olmaz benim hemşerilerim! Isıtıcı falan tanımazlar o da ayrı bir konu. Soğuk, don, kar, boran, tipi bize vız gelir demek istedim! Onun için buraların soğuğuna soğuk demeyiz biz…

Öneri notu: “Doğu Sineması” yazım üzerine hemşerimiz Tuncer Kırhan’dan bir ileti aldım. Başlığı görünce teyzesinin oğlu İsmihan abinin işlettiği Kars’taki Doğu Sineması sanmış. Hemen oturup o da bizimkini yazsın. Yazı dizisi yapacağım sözzzz!

NEŞE DOSTER


Yazı Arşivi

BENZER HABERLER