Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Önem arz eden meseleler, hesabı verilmemiş meselelerdir. Sadece olup bitenleri açıklama önem arz etmez. Peki, ne imiş bu önem arz eden meseleler?
Sen bu ülke için hangi eylem ve müdahale seçeneğini yaptın. İşte önem arz eden mesele!
Eylem ve müdahale hem görüşümüzü hep de ufkumuzu belirler. Bazen görünümü olan bir mesele üzerinde yazar çizeriz, görüş sunarız, bir gerçekle karşı karşıyayız sanırız, bu bir yanılsama olabilir. Sanal fenomen!
Teoriler üzerine konuşmak yaşadıklarımız değildir. Peki, gerçek nedir? Gerçek; aydınların eylem ve müdahalesidir.
Aydın muti değildir. Bundandır ki hükümetler aydınlardan çok üniversitelerle iş görmek isterler. Oysa üniversiteler büyük sorulara cevap vermekten çok uzaktır. Üniversiteler ne yaparlar? Sizi dar konulara odaklarla. Kendini tekrar et dur!
Düşünce insanları bu gibi yerlere odaklanmazlar; çünkü buralar hakikati öğretmez ancak yöntem öğretir. Mesela Oxfort hocaları meditasyon yaparlar, yani “iç bakış!” Bu öğretiye kulak verirler. Meditasyon onlar için hiç de bilimsel araştırmaya ters bir şey değildir.
Üniversiteler insanı tevil etmezler ancak bir aşama kazandırırlar, bir anlatı aşaması! Bu arada şunu sormuş olayım: Türk aydını hayatında hiç medita oldu mu? Yani derin düşünce! Peki, acaba İslam’ın meditası nedir?
Yazıların yerine oturması için cevaplara ihtiyaç var. Ne yazık ki ülkemiz insanının bir cevap verme alışkanlığı yok, aydınlarımızın bile!
Aydınlarımızın doğası ile sosyal yapısı bir model arz etmiyor. Ne kadar da tenakuz! Burada Atatürk’ün bir bariz özelliği daha ortaya çıktı. Atatürk sosyal yapısı ve doğası tam bir modeldir.
Doğası kişinin özüdür, sosyal yapısı davranışları!
Sosyal yapı bir boyuttur. Aydınlarımızın sosyal yapıları doğal oluşlarından kaynaklanmıyor, çarpık görüşlerinin getirdikleridir bu. Aydınlarımız içinde ne bir gerçek din adamı ne de bir ahlak filozof yetişmedi. Din adına cemaatleri tanıdılar, ahlak adına da suçlama ve iftira! Bakınız, bu iftira var ya; Türk’ün ezeli hastalığıdır. Gerçek bir aydının sosyal davranışları öz yapısına çok yakındır. Bu belirgin bir haldir.
Örneğin; din adına konuşmazlar. Billah-tillah yeminleri yapmazlar ama dindardırlar. Mesela: Rakı haramdır deyip yine de içmiş değildirler. Yaşamın gereğidir diye açıktan içmişlerdir. Diğer kesim gibi haramdır deyip ama gizlide götürmemişlerdir.
Mesele anlaşılsın diye misalleri tek düze verdim.
Öz ve sosyal yapılarımızı yükseğe çekelim. Dayanak noktalarımız, ister akıl ister nakil olsun o başka meseledir!
Cumhuriyet aydınları hala ergenlik dönemini yaşıyorlar. Oysa onlardan istenen erginlikti. Delikanlı erken evlendi diye ona ergin mi diyelim? Şu da bir gerçektir: Ülkemizde milli ve devrimci aydınlar hep horlanıp ezilen insanlardır. Bunun yanında karşı gücün de dayandığı kesimdir. Garip bir durum! Tenakuz dediğim budur işte!
Aydınlarımızın zaman içinde kökten bir çözüm arayışları yoktur, güncel isyanları vardır. Ayrıntılarda bazı düzenlemeler istiyorlar hepsi bu. Halbuki içinde bulunduğumuz durum düşünce üretimini gerektirir.
Mesela eski bir Türk geleneği olan aksakallılar ekibi neden kurulmuyor. Bu ekip bir zamanlar Azerbaycan’da vardı. Bu ekip kurulmazsa bağımsız olarak oluşan problemleri kime götüreceğiz? Aslında iyi veya kötü, verilen kararlara ne kadar da ihtiyacımız var.
Onların yanlışlarında bile gerçek olan bir taraf vardır. Şartları harika insanlar yaratır.