Hristiyanlıkta Usul-i Din (İmanın Esasları)

-İslâmî Yazılar - 31 Ocak 2025 00:01

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

Hristiyanlıkta “Usul-i Din” 5 dir. Biz bu bilgileri halkımızın bilmesi ve hafızasında tutması için, gayet özet bir şekilde anlatmaya çalışacağız:

Tüm Hristiyanların iman etmesi gereken 5 dini esas (Usul-i Din) vardır!

Birincisi; “Teslise” iman etmek! Yani Allah’ın; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh gibi üçlü bir güçten ibaret bulunduğuna inanmak!

Aslında buna “Salus” (üçlü birlik) demek daha doğru bir tabir olur! Zira “Teslis”; bir şeyin 3 kısma taksim edilmesi anlamına geliyor! Oysa ki “Salus” kavramı; Allah’ın bir olduğunu, aynı zamanda da 3 yönü bulunduğunu ifa eder! Yani üç şeyin birliğine işaret eder! Örneğin denilir ki “Allah, bir yönüyle babadır ve O, bu yönüyle evreni ve her şeyi yaratmış ve onlara hükmetmiştir! Bir yönüyle de oğuldur, yani İsa Mesih’tir ve İsa Mesih de insanlara kurtuluş getirmiştir! Diğer bir yönüyle de          Kutsal Ruh ’tur. Bu yönüyle de insanlarla olan manevi bağlantı kurup, rehberlik (hidayet) önderliği yapmaktadır!

İslam dininde ise, İnsanlar ya da nebi ile Allah (vahiy) arasında vasıta olan şey, Cebrail’dir! Ayrıca, şu aracı olması yönüyle Kuran’da geçen ruhta da, sanki Allah’tan da bir şekil bulunmaktadır! Zira Kuran’ın Kadir suresinde şöyle buyurulmaktadır:

-“O gecede Melekler ve ruh, Rablerinin izniyle her türlü iş için yer yüzüne iner!”  (Kadir :4)

Ayetteki “ruh” tan kasıt, tabi ki Cebrail değildir! Çünkü Cebrail de meleklerden biridir ve “melekler” kavramının içerisinde yer almıştır! Dolayısıyla ayette geçen “ruh” hakkında farklı görüşler ortaya atılmıştır! Yani “acaba ruh Allah’tan mıdır yoksa mahluk mudur?” diye tartışılmış ve farklı düşünceler ortaya atılmıştır! Fakat Kuran tefsircilerinin birçoğu onun mahluk olduğunu ve meleklerin en büyüklerinden biri bulunduğunu iddia etmişleridir!

Hıristiyanlık açısından “ruh”, Allah’ın 3 yönünden biridir. Yani o da ilahtır! Fakat bu hususta da Hıristiyan mezheplerinden üç tanesinin birbirinden farklı görüşleri bulunmaktadır!

Aslında Hıristiyanlığın ilk ortaya çıktığı dönemlerde “salus” ya da “teslis” diye bir inanç söz konusu değildi. Diğer bir ifadeyle; birinci ve ikinci asırlarda İsa Mesih ile ilgili konular, günümüzdeki gibi bilinmezdi. O asırlarda, yalnızca İsa Mesih’ in peygamber olduğuna iman ediliyordu. Sonraları Pavlus adındaki Yahudi asıllı biri, Yahudi olmayan putperest Yunan ve Romalıları harekete geçirip onlar arasında İsa Mesih’in Tanrı olduğu inancını yerleştirdi ve onlara: “Tanrı, İsa Mesih’te tecessüm etmiştir (cisimleşmiştir)” dedi. Böylece teslis meselesi Pavlus’un öğretisiyle gerçekleşti!

Miladi ikinci asırdan sonra, yine Yahudi asıllı Aryus’ un İsa Mesih hakkındaki görüşleri de öne çıktı! (Aryus; Hıristiyanlık öncesi dönemde yaşamış Yahudi lideri ve alimi olarak bilinirdi! Ayrıca, İsa Mesih hakkındaki Aryus’un görüşleri, Yahudi gelenek ve öğretilerine dayalıdır! Bu nedenle Kilise, 4 ncü asırda Aryus’un görüşlerini tümüyle iptal etti!)

Aryus şöyle derdi:

-“İsa Mesih insandır, fakat Vaftizden sonra ona “kelime” hulul etmiştir! “Kelime” ise Allah değil, fakat Allah ile beraberdir!”

Yuhenna İncilinde de öyle denilmektedir! Yani o İncil’de de “Kelime” nin İsa’ya hulul ettiği ve “kelime” nin Allah ile (ya da Allah katında) olduğu geçmektedir! Daha sonraları Hristiyanlar içerisinde; “kelime” Allah’tır denildi!

Aryus, İsa Mesih ile Allah’ı şu şekilde ayrıştırır ve der ki:

-“Kelime” oğuldur ve İsa’ya hulul etmiştir! (Nitekim İncil’de de öyle geçer!) Zamandan önce vardır, fakat “ezeli” değildir!”

Bu konunun aynısı Müslümanlar arasında da “Sadiru’l-Evvel” olarak geçer!

Yani bu konu hakkında irfan ve felsefede “Sadirü’l-Evvel” tabiri kullanılır! Arifler der ki “Sadirü’l-Evvel” (Allah’tan sonra ilk varlığa bürünen şey) Muhammed’in nurudur veya “Muhammedî hakikatlerdir!” Yani Sadirü’l-Evvel, Allah gibi “ezeli” değil, fakat zaman öncesidir!

Kısacası Aryus’un dediklerini Müslümanların kalıbı içerisinde aktarmalı olur isek, Aryus şunu söylüyor:

-“Kelime”; Sadirü’l- Evvel’dir! “Kelime”; Allah ile İsa’nın ya da insanların arasında bir vesiledir ve İsa Mesih’e hulul etmiştir!”

Aryus’un bu görüşü, İsa Mesih’in Tanrılığını nefyediyordu! Bunun için Hıristiyanlar onun görüşlerini reddedip bütünüyle iptal cihetine gittiler! Daha açıkçası Aryus’un o düşüncelerini ortadan kaldırıp, yokluğa mahkûm ettiler!

İsa Mesihi Tanrılaştıran Martin Luther ile onun Tanrı olmadığını savunan Aryus’tan sonra, üçüncü bir görüş de, şimdiki adı İstanbul olan Konstantiniyye’nin ilk dönem papazlarından “Aziz Basileois” tarafından ortaya atılmıştır! Bu görüş, miladi 3 ncü asırdan sonra ortaya çıkıp, günümüze kadar “Ortadoks” ismi altında devam etmiştir!

Bu görüşün kabul ettiği tezler şunlardır:

-“Salus/Teslis” (üçün birliği) diye bir şey yoktur! İsa Mesih Allah ile irtibata geçti ve kutsal ruh ona hulul etti! Bu hululden sonra İsa’da, “Nasuti” ve “lahuti” olmak üzre 2 yön ve 2 kişilik vücuda geldi!”

Söz konusu bu görüş; 4 ncü asırdan günümüze kadar devam etmiştir ve bu görüşü benimseyenlere “Ortodoks Hıristiyanları” denilmiştir!

Bunlara göre İsa Mesih Tanrıdır ve Tanrı da İsa Mesih’tir! Derler ki; evet, İsa Mesih’in Meryem’den doğduğu doğrudur, fakat onun ondan doğması “Ruhü’l-Kudüs” ün yardımıyla olmuştur! Yani Tanrı’nın ruhu oğluna hulul etmiştir ve dolayısıyla da İsa Mesih’te iki yön/kişilik belirmiştir! Biri “Lahuti/İlahi” diğeri de “Nasutî/Beşerî” sıfattır!

   Hıristiyanlıkta Usulü Din’in İkincisi “Tecsid” e İman Etmektir!

   Yani Hıristiyanlıkta “teslis” ten sonra, ikinci iman edilmesi gereken şey, “tecsid” konusudur!

Hıristiyanlıkta “Salus” (üçlü birlik) için sürekli itirazlar yapılmış ve hala dahi yapılmaktadır! Böyle bir inancın akla ve mantığa ters düştüğü öne sürülmüştür! Fakat Hıristiyan din adamları bunun gaybî sırlardan biri olduğunu öne sürmüş ve aklı ikna edici herhangi bir cevap verme yoluna gitmemiş, yalnızca şöyle bir iddiada bulunmuşlardır:

-“Bir şeyin 3 yönü bulunabilir! Örneğin dikili bir ağacın 4 yönü vardır! Ve yine seyir halindeki bir arabanın da birçok yönleri bulunmasına rağmen, tek bir yönde yürümesi gerekmektedir! Allah’ın da 3 yönü vardır. Sınırsız evrenin yaratılışı ve ona hükümranlık yönüne bakıldığında, bu işin baba tanrıya ait olduğunu görüyoruz! İnsanların hidayeti ve onlara hükümranlık boyutuna bakıldığında da bu boyutun oğul Tanrı’ya ait olduğunu müşahede ederiz! Yine varlık alemiyle irtibat kurup onları yönlendirme boyutuna bakıldığında, onun da Ruhu’l- Kuds Tanrı’ya ait olduğuna şahit olmaktayız!”

Biz Müslümanlarca asıl sorun şuradadır: Evet onlar Allah’ın yönlerinden söz ediyorlar ama, fakat aynı zamanda bununla O’nun infisalinden (ayrılıp bölünmesinden) de söz etmiş oluyorlar! Yani Allah’ın oğlu İsa’yı gönderdiğini ve onun bedenine girdiğini, İsa Mesih çarmıha çekildiğinde de o ilahi ruhun ondan ayrıldığını dillendiriyorlar!

Böyle bir inanç, hayli ilginçtir. Çünkü zati itibarıyla tek olan Allah, yeri geldiğinde fasıl da olabiliyor (bölünmüşlük içerisine de girebiliyor!) Oysaki zati itibarıyla tek olan Allah’ın infisali (bölünmesi) ve O’nun ikiye bölünmesi mümkün değildir! Bundan olsa gerek Hıristiyanlar akıl dışı olan bu konuyu asırlardır ki bir türlü izah edemiyor ve en fazla bunun gaybî bir sır olduğunu ve bu şekilde ona iman edilmesi gerektiğini söyleyip duruyor ve başka bir seçenek sunamıyorlar!

Allah’ın “Tecessüm” konusu, O’nun  infisal (bölünme) konusundan daha ilginçtir! Çünkü hem Allah’ın tek olduğunu söylerler hem de aynı zamanda iki şahsiyetli olduğundan bahsederler! Yani tek bir şahısta iki şahsiyetin bulunduğuna iman ederler! Başka bir deyişle; hem İsa’da sınırsız olan ilim, kudret vs. gibi Allah’ın sıfatlarının bulunduğunu öne sürerler hem de onda yorgunluk, açlık, hastalık, uyku vs. gibi sınırlı olan beşerî sıfatların varlığından söz ederler!

Şayet İsa Mesih’teki sıfatlar “mürekkep sıfatlardır” deseler, böyle bir görüş makbul kabul edilebilir! Örneğin bir Altun madeninin bir kısmı Altun, diğer bir kısmı bakır ya da demir vs. gibi madenlerden mürekkep olabilir! Bunlar makuldür! Fakat Hıristiyanlar hem Allah’ın tek olduğunu söyler hem de ona sınırsız sıfatlar ile sınırlı sıfatları birlikte yüklerler! Yani hem Allah bizatihi tektir derler hem de aynı zamanda üçlü olduğundan söz ederler! Oysaki Madenin tek olduğunu söyleyip başka cinsleri de ihtiva ettiğini iddia etmek, asla kabul edilebilir gibi değildir! Sonunda da bunu “tecessüm” (Allah’ın bedenleşmesi) olarak vurguluyorlar!

Peki Allah neden “tecessüm” etmiştir?

   Hristiyan bilginlerin inançları içerisinde yer alan konulara dokunulduğunda: “Bunlar gaybî sınırlardır, bunlara bu şekilde iman etmek gerekir” derler! Peki: “Allah neden İsa’da bedenselleşmiştir?” denildiği zaman, şu cevabı verirler:

-“Allah, onlarca nebiyi Yahudilere gönderdi. Bu nebilerin hiçbir faydasının olmadığını gördü. Yani Yahudiler, onlara gönderilen o peygamberlerin hiçbirinin vasıtasıyla ahlaklı, ihlaslı, samimi vs. insanlar olmadılar! Aksine dünya ehli, fitneci, çıkarcı, zalim, sihirbaz, kâhin vs. kimseler oldular! Hatta din adamları (kahinler) daha da azgın bir güruha dönüşüverip din üzerinden bolca dünyalık devşirdiler ve yine hem Allah’ın hem de gelen elçilerin aleyhine çalıştılar! Bunlardan daha acı olanı ise, gönderilen nebiler de dini ve Allah’ı İsrailoğulları halkına tahsis ettiler. Gönderilen o dini, diğer kavimlere ulaştırmadılar, bir tek Yahudi halkına tebliğ ettiler! Oysaki Allah’ın hiçbir kimseyle ya da hiçbir ırk ve millet ile herhangi bir akrabalığı söz konusu değildir! Çünkü her kesi yoktan var eden odur! Allah, elbette ki tüm insanların mümin kullar olmalarını sever! Fakat gönderdiği nebiler dini, imanı ve Allah’ı, yalnızca İsrailoğullarına hasrettiler! Bundan dolayı, o işleri önlemek için, Allah oğlunu (İsa Mesih’i) gönderdi ve onu göndermekle de artık nebileri gönderip, insanları onların vasıtasıyla tedavi etme programına son verdi. Yani artık oğlunu gönderdikten sonra nebi gönderme işini sonlandırdı! Bundan dolayıdır ki Hıristiyanlar; “en son din, en son nebi Mesih’tir, Mesih’ten sonra kim gelip peygamberlik iddiasında bulunacak olursa, o bir Deccaldır!” derler ve bunun içindir ki nebi Muhammed’e iman etmeyi reddedip şöyle derler: “Muhammed bir kuldur, Allah’ın kendi oğlunu göndermesinden sonra bir kulu göndermesinin hiçbir faydası olmaz!” Hatta İncil’de de şöyle geçer: Mesih der ki, benden sonra gelip de peygamberlik iddiasında bulunan her kes yalancının tekidir!”

Aslında nebi Muhammed de Mesih’in Allah’ın oğlu olduğu konusunu inkâr etmiştir! Çünkü şayet nebi Muhammed Mesih’in Allah’ın oğulluğu konusunu tastık etmiş olsaydı, ona şunu söylerlerdi: “Senin elçilikle ne işin vardır? Çünkü sen kul olduğunu söylüyorsun!”

Ve yine şayet Allah bu iş için oğlunu göndermiş ise, Kureyş ve Araplar derlerdi ki; “bizler Allah’ın oğlunu bırakıp da niçin bir kula iman edelim ki?” Bundan ötürü nebi Muhammed, Mesih de dahil olmak üzere tüm nebilerin Allah’ın kulu olduklarını söyledi!

Fakat başka bir açıdan da nebi Muhammed İsa Mesih’in “Kelimetullah” olduğunu itiraf etmektedir! Çünkü Kuran, onun “Kelimetullah/Allah’tan bir kelime” (Nisa: 171) olduğuna yer veriyor!  “Kelimetullah” ise, onun ezeli olduğunun ve “kul” olmadığının işareti olabilir! Çünkü “kul”, “kelime” değildir! Kelime tektir ve o da “Mesih”tir!

İncil açısından “kelime”, Allah ile birlikte olan, ya da “Allah olan” demektir! Bundan dolayıdır ki Kuran’ı tefsir edenler, bu kelimeyi nasıl tefsir edecekleri hususunda şaşırıp kalmışlardır! Çünkü İncil açısından “kelime”, nebi Muhammed’den üstündür ve o, Allah ile birlikte olandır ve “Allah” tır! Kısacası Hristiyanlara göre Allah gelmiş ve Kelime’de (İsa Mesih’te) tecessüm etmiştir!

“Tecessüm” hususunda da 3 farklı Hristiyan mezhebin değişik görüşleri söz konusudur! O ekol sahiplerinden biri olan Aryus şöyle der:

-“Kelime; Allah tarafından yaratılmıştır, fakat zaman öncesi yaratılmıştır! Yani “Kelime”, Allah ile birlikteydi ama Allah değildir! (Yani İsa Mesih Allah değildir!)”

Diğer bir görüş ise, “Nasturi” mezhebinin görüşüdür! Nasturî mezhebi “tecessüm” konusunu şöyle değerlendirir:

-“Her ne kadar kutsal ruh Mesih ile birlikte olsa da, fakat aralarında kamil bir ittihat söz konusu değildir! Mesih, kendisinde ilahi gücün bulunduğu bir insandır!”

Şu anda Nasturi ekolüne sahip Hıristiyanlar İran ve Irak gibi bölgelerde bulunmaktalar!

Üçüncü görüş ise Ortadox Hıristiyanlarına aittir! Onlar şöyle derler:

-“Evet, Allah ile İsa Mesih arasında ittihat mevcuttur fakat, bu ittihat, “ikili ittihattır!” Yani İsa Mesih de Allah’tır ama, ikili bir şekilde Allah’tır! Yani Mesih’te hem Allah’ın sıfatları mevcuttur hem de beşerî sıfatlar mevcuttur! Bir boyutuyla Mesih’te sınırsız ilim, kudret, yaratıcılık vs. gibi ilahi sıfatlar vardır ve bu ilahi sıfatlar ile baba Allah, onun (Kelime’nin/İsa Mesih’in” vasıtasıyla tüm evreni yaratmıştır!”

Nitekim Gulat Şiiler de öyle söyler ve derler ki; Allah önce imamları yarattı, sonra da imamlar insanları ve diğer varlıkları vücuda getirdi! Kısacası gulat Şiiler de Hıristiyanların Mesih hakkındaki söyledikleri şeyin aynısını imamlar hakkında söylerler! Bununla ilgili İmam Cafer Sadık’tan da şöyle bir söz naklederler:

-“Biz Allah’ın yaratıklarıyız, bizden gayrileri  de bizim yaratıklarımızdır!” (Biharü’l- Envar, C. 53, S. 178)

Hıristiyanlıktaki Usulü Din’in Üçüncüsü; İsa Mesih’ın İnsanların Günahlarının Bağışlanması için Kendini Feda Ettiğine İman Etmek!

   Yani Hristiyanların 5 olan Usul-ü Din’ in (inanç esaslarının) üçüncüsü, İsa Mesih’in, tüm beşerin günahlarının bağışlanması için çarmıha çekildiğine iman etmektir! Bu durum, Hıristiyanlar için önemli bir olaydır ve İsa’nın, Tanrı’nın bir oğlu olarak insanlık için yaptığı en büyük fedakârlık olarak nitelendirilir! Diğer bir ifadeyle; Hristiyanlıkta bu olay hususunda Mesih İsa’nın, beşerin ilk günahının affı için kendini feda ettiğine inanılır!

Hıristiyanlar açısından beşerin ilk hatası şöyledir:

-“İlk insan (Adem), Allah’ın kendisine yasakladığı elma ağacından yedi! Bu, onun Allah’a karşı işlediği ilk isyandı ve bu günah, miras olarak gelecek nesillere intikal etti! Yani Hıristiyanlar açısından beşer, zati itibarıyla günah işleyen bir varlıktır! Onlara göre Âdem, o yasak ağacın meyvesini yemekle suç işlemiş oldu ve zatı bozuldu! Bundan dolayı da insanoğlunun ıslahı mümkün gözükmüyordu!”

Oysaki İslam dini, insanın günahlara karşı tövbe etmesiyle de ıslah olabileceğini söyler! Fakat Hıristiyan dini bunu kabul etmez.

Hıristiyanlık inancı, günahın/suçun miras olarak Adem’den evlatlarına intikal etmesi nedeniyle, insanoğlunun zatının bozulmaya yüz tuttuğunu söyler! Bundan dolayı derler ki Allah, şayet insanları arındırmak için yer yüzüne gelmeseydi, insanlar asla ıslah olmazdı!  Bu ıslah işi de ancak, oğlu İsa’nın Çarmıha çekilmesi ve kendini beşer için feda etmesiyle gerçekleşebilirdi!

İslam ise şöyle der: “İsa’nın çarmıha çekilmesine ne gerek var, Allah insanları bağışlayabilir de!”

Hıristiyanlar da şöyle derler: “Bu, mümkün değildir! Çünkü bağışlama, adalete ters bir şeydir! Adalet mağfiret ile uyuşmaz! Çünkü adalet, tüm günahların cezalandırılmasını gerektirir! Mağfiret ise, birinin affedilmesi, diğerinin affedilmemesi şeklinde gerçekleşir! Bu ise, adalet değildir! Dolayısıyla, suça karşı ceza gerekir!”

Yani onlara göre Allah, kullarına karşı merhametli olduğu için, onların günahlarını bağışlamak maksadıyla, çarmıha gerilmesi için kendi oğlunu yer yüzüne gönderdi! Nasıl ki katil ya kısas ediliyor veyahut da ondan fidye alınıyor ise, ya da birisi örneğin askerlik yapmamak için devlete bir miktar fidye ödemesi gerekiyor ise, Allah da oğlu İsa’nın, beşerin günahları karşılığında yaptığı bu fedakarlığını (fidyesini) kabul edip, onları cezalandırmaktan vazgeçmiştir! Kısacası İsa Mesih, tüm beşerin günahlarını üstlenmiş ve onların cezalarının karşılığını kendi canını feda etmekle ödemiş ve kendini fidye vermekle telafi etmiştir! Bundan dolayıdır ki Çarmıh, Hıristiyanların nezdinde önem arz eden bir inançtır! Yani insanın çarmıh olayına iman etmesi şartıyla, onun da günahları affedilir ve bu inanç, onun işlediği günahların keffaresi sayılır!

   Hristiyanlıktan Usulü Din’in Dördüncüsü; Kıyama İman Etmektir!

   “Kıyam” dan maksat; İsa Mesih’in Çarmıha çekilip öldükten 3 gün sonraki kabrinden kıyam etmesidir! Nitekim onlara göre İsa Mesih, İncil’de de bu durumdan haber vermiş ve demiştir ki, “ben öleceğim ve ölümümden 3 gün sonra da yeniden hayata döneceğim!” Ve onlara göre İsa’nın dediği de aynen olmuş ve şu anda dahi hayattadır!

Hristiyanlar, İsa Mesih’in bu kıyamını, çarmıha çekilmesinden daha önemli görürler! Çünkü derler ki, her kes ölebilir ve çarmıha çekilebilir, fakat birisi şayet ölümünden sonra tekrardan dirilmiş olursa o durum, o kimsenin Tanrı olduğunu gösterir! İsa Mesih dışında hiçbir nebinin öldükten sonra dirilmesi görülmemiştir. Şayet birisi öldükten sonra tekrardan kıyam eder ise, o kimse “ölümü” öldürmüş olur! Dolayısıyla kim böyle birine iman etmiş olursa, o da o şahıs gibi ikinci bir hayatı hak etmiş olur ve ona da ikinci bir hayat (sonsuzluk hayatı) yazılır!

Hristiyanlıkta Usulü Din’ in Beşincisi; Kutsal Kitaba İman Etmektir!

   Müslümanlar nezdinde Kuran nasıl en önemli bir değer ise, Hristiyanların nezdinde de Kutsal metinler öyledir!

Hristiyanlar açısından kutsal metinler “Ahd-i Kadim” ve “Ahd-i Cedit” olmak üzere iki ahitten ibarettir! Ahd-i Kadim (Allah ile eski ahitleşmeler), önceki nebilerin getirdikleri ve Allah ile yapmış oldukları “ahitlerdirler!” Bu ahitler/kitaplar, 70 tanedir! Eyyûb, Davud, Musa, Yuşa vs. ve en sonunda da Yunanlı Yunus nebinin getirdiğidir!

“Ahd-i Cedit” (Allah ile yapılan yeni ahitleşme) ise 4 İncil, Pavlus, Yuhenna vs. nin yaptıkları ve söylediklerinden ibarettir! Bu kitapların tümü de Allah tarafından vahiy edilmiştir! Müslümanların Kuran’ları nasıl Allah tarafından nazil olmuş ise, onlar da öyledir!

Fakat Kutsal metinler hakkında Katolikler ile Protestanlar arasında görüş ayrılıkları vardır! Katoliklerde asıl olan Kilise ve Papazdır! Onlara göre Kutsal metinler Kiliseye tabidir! Yani onlara göre hakimiyet papaz ve Kilisenin elindedir! Kutsal metinlere hâkim olanlar bunlardır! Yine kutsal metinlerin tefsir ve yorumlarını küçümserler, onların başka dillere tercüme edilmelerini de yasaklarlar. Böylece bununla Kilise ve Papazın asıl olduğunu vurgulamak isterler!

Protestan ve Martin Luther de derki, hayır! Asıl olan Kutsal metinlerdir, Kilise ile papaz ise onlara tabidir! Çünkü Kilise, meşruiyetini kutsal metinlerden almaktadır. İsa Mesih kutsal metinlerde “benim Kilisem şöyledir, benim kilisem böyledir” demiştir. Dolayısıyla Kilise, Kutsal metinlere tabidir. Bundan ötürü de bu Hristiyan mezhepleri arasında düşmanlıklar vuku bulmuş ve denilmiştir ki, “yönetim, hep kutsal metinler ile yapılmıştır, Kilise ile değil!” Hatta Kilise dahi değerini kutsal metinlerden almıştır! Bu düşünce farklılığı günümüze dek Katolik ve Kiliseler için tehlike oluşturmuştur!

İşte kısaca Hristiyanlığın Usul-ü Din (iman esasları), özet olarak aktardığımız bu 5 şeyden ibarettir! Müslümanların hatırında kalsın diye ben bu 5 şeyi özet bir şekilde aktarmaya çalıştım!

 

BENZER HABERLER