Husilerin ilerleyişi Suudi Arabistan petrolünü tehdit ediyor

-Dünya - 1 Ekim 2026 14:45

Önce Hürmüz Boğazı, şimdi de Kızıldeniz’deki Babülmendep: Husi saldırıları ve petrol ihracat yollarındaki kesintiler karşısında Riyad, ABD’nin ötesinde güvenlik ve yeni ortaklık arayışında.

Riyad’daki öğrenciler kısa süre önce Yemenli Husilerin olası saldırıları nedeniyle bir gün evde kalmak ve uzaktan eğitime katılmak zorunda kaldı. Öğrenciler ancak ertesi gün yeniden okullarına dönebildiler.

Suudi Arabistan ile İran destekli Yemenli Husi milisleri arasındaki savaş, artık krallığın günlük yaşamına da yansımış durumda. Husiler Temmuz ayından bu yana Suudi Arabistan’a füze ve insansız hava araçları (İHA) ile yoğun saldırılar düzenliyor.

Aynı zamanda Yemen kıyılarındaki konumlarını güçlendiren Husiler, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan, stratejik öneme sahip Babülmendep Boğazı’ndaki kontrollerini de giderek genişletiyor.

İstikrar yerine savaş

Suudi Arabistan açısından mesele yalnızca tek tek saldırıları püskürtmekten ibaret değil. Krallık, inşa etmek istediği ekonomik gelecekle doğrudan bağlantılı bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın geliştirdiği Vizyon 2030 projesi, yatırımlar, yeni sanayi kolları, turizm ve ekonominin çeşitlendirilmesine dayanıyor. Riyad’ın bunun için her şeyden önce istikrara ihtiyacı var.

Ancak gelişmeler ters yönde ilerliyor. Siyasi istikrar garantisi giderek azalıyor.

Almanya’da Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) yakınlığıyla bilinen Friedrich Ebert Vakfı’nın (FES) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Barış ve Güvenlik Yetkinlik Merkezi Proje Yöneticisi Markus Schneider, DW’ye şu değerlendirmeyi yaptı:

“Yemen’deki tırmanış Suudileri bölgesel savaşın daha da içine çekiyor. Oysa Suudi Arabistan aslında böyle bir savaşı önlemek istiyordu.”

Husi saldırıları, Suudi Arabistan’ın yalnızca güvenliğini değil, enerji altyapısı ve ekonomik istikrar hedeflerini de doğrudan etkiliyor. Riyad’daki bir yakıt deposundan yükselen duman, bu kırılganlığı somutlaştırıyorFotoğraf: REUTERS
“Çifte darbe”

Buna Suudi Arabistan’ın enerji altyapısının kırılganlığı da ekleniyor. Ülkenin doğusundaki petrol sahaları ve rafinerileri Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’na bağlayan Doğu-Batı Boru Hattı, aslında Suudi Arabistan’ı, Basra Körfezi üzerinden geçen ve şu anda tehlikeli ya da kullanılamaz durumda olan güzergâhlara daha az bağımlı hale getirecekti.

Ancak Husi saldırıları nedeniyle bu bağlantı da zarar gördü. Aynı zamanda “Gözyaşı Kapısı” olarak da bilinen Babülmendep deniz yolu da baskı altında.

Bu çerçevede düşünce kurulu Carnegie Endowment, söz konusu durumdan “çifte darbe” olarak söz ediyor: Boru hattına yönelik saldırılar ve Kızıldeniz’in güney girişindeki tehdit, Suudi Arabistan’ın iki önemli alternatif güzergâhını aynı anda etkiliyor. Bu durum, Riyad’ın, petrol ihracatında yeniden Hürmüz Boğazı üzerinden geçen rotaya daha fazla bağımlı hâle gelmesi anlamına gelebilir. Ancak bu güzergâh da şu anda ciddi biçimde kısıtlanmış durumda.

ABD’den yardım gelmesi de şimdilik beklenmiyor. Washington, Riyad’a istihbarat ve keşif desteği sağlayabilir ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın Husilere karşı doğrudan bir askeri harekâttan kaçınmak istediği belirtiliyor.

Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’ne (CSIS) göre, ABD silahlı kuvvetleri şimdiye kadarki savaş nedeniyle zaten önemli ölçüde yıpranmış durumda. Ayrıca önleme füzelerinde sıkıntı ve savaş gemilerinde bakım sorunları bulunuyor.

Dış İlişkiler Konseyi (CFR) de Patriot ve THAAD önleme füzeleri ile seyir füzelerinin stoklarının giderek azaldığına dikkat çekiyor. “Terminal High Altitude Area Defense” (THAAD), balistik füzeleri uçuşlarının son aşamasında imha etmek için kullanılan bir ABD füze savunma sistemi.

Buna, Husilere karşı yeniden askeri harekâta girişilmesi hâlinde, İran‘la yürütülen savaşta yeni bir cephe açılması riski de ekleniyor.

Babülmendep’teki Husi varlığı, Suudi Arabistan’ın petrol ihracatı için kullandığı deniz yolları üzerindeki baskıyı artırıyorFotoğraf: Abdulnasser Alseddik/AP Photo/dpa/picture alliance
Asimetrik bir çatışma

Ancak Washington müdahale etmek istese bile, ABD hava saldırıları temel sorunu çözemeyebilir. Dış İlişkiler Konseyi’ne göre, Husileri Babülmendep’i tehdit ettikleri bölgelerden geri püskürtmek için daha geniş kapsamlı ve koordineli bir kara harekâtı gerekiyor.

Suudi Arabistan’ın çekindiği de tam olarak bu. 2015 ile 2022 yılları arasında yürütülen savaş, ABD desteğine ve Birleşik Arap Emirlikleri‘nin (BAE) katılımına rağmen elle tutulur bir başarı sağlanamadan sona ermişti. Bu süreç, Suudi Arabistan’ın askeri gücünün sınırlarını da ortaya koymuştu.

Schneider şu analizi yapıyor:

“Husiler Yemen’de güçlü biçimde kök salmış durumda ve ağır darbeleri de göğüsleyebiliyorlar. Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 ekonomik projesi içinse her şeyden önce istikrara ihtiyacı var. Bu istikrar şu anda her zamankinden daha uzak.”

Askeri asimetri, burada belirleyici rol oynuyor. Suudi Arabistan modern silahlara sahip ve ordusuna çok büyük miktarlarda para harcıyor. Husilerin ise klasik anlamda bir savaşı kazanması gerekmiyor. Füze ve İHA kullanmaları, altyapıyı tehdit etmeleri ve gemi trafiğinde güvensizlik oluşturmaları yeterli.

Husiler, Yemen iç savaşında yıllar içinde önemli ölçüde güç kazandı. 2014’te Sana’daki askeri mevzileri ele geçirmeleri, hareketin ülke siyasetinde ve güvenlik denkleminde belirleyici bir aktöre dönüşmesinin önemli aşamalarından biriydiFotoğraf: Mohammed Hamoud/Anadolu Agency/picture alliance
Avrupa yardım eder mi?

Son haftalarda özellikle Fransa ve İngiltere’nin Suudi Arabistan’a yönelik adımları dikkat çekiyor. Fransa birkaç gün önce Yenbu Petrol Limanı’nın korunması için asker, radar sistemleri ve hava savunma unsurları göndereceğini açıkladı. Londra da, Suudi hava kuvvetlerine havada yakıt ikmali desteği vermek istiyor. İtalya ise kendi ticaret gemilerinin geçişini deniz kuvvetleri operasyonlarıyla güvence altına almayı planlıyor.

AB de Şubat 2024’ten bu yana “Aspides Operasyonu” kapsamında Kızıldeniz’deki uluslararası deniz taşımacılığını donanma unsurlarıyla koruyor.

Ancak uzmanlara göre, bu girişimlerin Yemen’de stratejik bir dönüm noktası oluşturması pek olası değil. Avrupa’nın, Yemen’de uzun sürecek bir savaşın siyasi ve askeri bedelini Riyad’ın yerine üstlenmesini beklemek gerçekçi değil.

FES’in Ortadoğu uzmanı Schneider, konuyla ilgili şu yorumu yapıyor:

“Fransa’nın şimdi somut askeri yardım sağlayacağını açıklaması, Riyad’da oldukça olumlu karşılandı. Ancak bunun askeri dengeyi gerçekten köklü biçimde değiştirip değiştiremeyeceği sorusu yanıtlanmamış biçimde duruyor.”

Riyad’ın Pakistan ve Türkiye ile kurduğu yeni Mekke İttifakı’nın da şimdiye kadar sınırları ortaya çıktı. Üç ülke karşılıklı yardım paktı imzaladı ve saldırılar üzerine genelkurmay başkanları görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak Ankara ve İslamabad, kendilerini doğrudan İran’la karşı karşıya getirebilecek bir çatışmanın içine kolayca çekilmek istemiyor.

Mekke Anlaşması kapsamında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan savunma alanında daha yakın işbirliği hedefliyor. Ancak Ankara ve İslamabad, İran’la doğrudan karşı karşıya kalabilecekleri bir çatışmaya temkinli yaklaşıyorFotoğraf: Turkish Defence Ministry/REUTERS
Umut yine diplomaside

Bu koşullar altında, diplomasinin öneminin yeniden artması mümkün. Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Abdulgani el İryani, daha önce DW’ye verdiği bir röportajda, Husilerin de Suudi Arabistan’la fonksiyonel ilişkilere ihtiyaç duyduğuna dikkat çekmişti:

“Yemen ekonomik açıdan tamamen Suudi Arabistan’a bağımlı. Hem insani yardım kaynağı olarak hem de Yemenli göçmen işçiler için bir iş piyasası olarak.”

Suudi Arabistan son yıllarda Husilerin etkisini diplomasi yoluyla ve birbiriyle anlaşmazlık içindeki Yemen hükümet güçlerini uzlaştırarak azaltmaya çalışmıştı. Milislerin son ilerleyişi ise, bu stratejinin sınırlarını ortaya koyuyor.

 

Kaynak: DW Türkçe

BENZER HABERLER