İktidar ve mülk…

-Genel - 24 Eylül 2024 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

Sistem üzerine yazı yazanlar “iktidar ve mülk” kavramlarını çok kullanırlar. Aslında demek istedikleri şudur: Ya mülkiyet iktidarı satın alır ya da iktidar mülkiyeti teslim alır. İşte savaş bundan ibarettir. Geniş boyutlu bir meseledir bu.

Dikkat edilirse, ortada bir döngü vardır, satın alma ve teslim alma!

Ülkemizde böyle bir seyir çizgisi yok. Mesela: Oligarşi ve kartelleşme gibi! Fakat ciddiyeti önemsenmeyen ama her şeyden daha ehem bir tehlike var; yağma! Bu yağma bütün karalarımızı yok edebilir, bizi iflasa götürebilir.

Her seçim bir yağmadır, milletvekili sayısı bir yağmadır, yabancılara toprak satımı bir yağmadır, deniz kıyılarımızın gelişigüzel heba edilmesi bir yağmadır. Orman yangınları, tarım arazilerinin yok edilişi, genel müdürlüklerin makam arabaları, iftar sofraları, ayrıca hastanelerde ve silahlı kuvvetlerde çöpe dökülen yemek ve ekmek israfı devletimize ağır bir darbe vurabilir.”

Uluslararası ilişkiler de israf kadar ehemdir. Bu ilişkiler özerk bir çalışma alanıdır. Burada büyük teorik tartışmalar yapılır. Süreçlerden, tarihi dönemlerden, olaylardan bahsedilir, geniş bir analiz çerçevesi sunulur. Bu analizler bizlere teorik araçlar sağlar.

Aslında analistler, dünyada bir güç mücadelesi olduğunu söylemek istiyorlar Hedef, bu mücadelenin siyasi sonuçlarını kim ve nasıl elde edecek?

Güç mücadelesini yeterince dikkate almadan buna cevap veremezsiniz.

Acaba ülkemizde öteden beri bir güç mü var yoksa güç mü elde ediliyor? Sürece baktığımızda her ikisi de var. Eski güç tartışma konusudur. Yani derin devlet vb! Peki, elde edilen yeni bir güç var mı? Var! Yakın tarihimizde ANAP ve AK partisi buna en güzel örnektir.

Şimdi sorumuz şu: Türk milliyetçileri ve devrimciler, sizler bu işin neresindesiniz? Sizler eski gücün yanında iseniz peki, halk bunu neden görmüyor? Hayır, biz yeni güç elde edeceğiz derseniz; tamam da nesiller değişti neden elde edemiyorsunuz, bir mani mi var?

Eğer varsa ve sizler bu maniyi aşamıyorsanız ne işiniz var bu harmanda, vızıltınızdan insanlar rahatsız oldu.

Ülkemizde milliyetçilerin fikir tarihi ile devrimcilerin mücadele tarihini konuşmak lazım. Birinin fikir tarihi diğerinin mücadele tarihi. Neden; çünkü birinde mücadele yok diğerinde fikir! 

Milliyetçilik güçlü fikirdir ama kayda değer bir mücadeleleri yok. Bunun yanında vakalar vardır. Partilerinin kapanması, hapishane günleri, birkaç tane siyasi idamlar vb. Bunlar da bir tarih oluşturmaz.

Devrimcilerin yerli bir fikir tarihi yoktur, dışarıdan esen fikirlerle hareket ettiler. Ülkemiz çevri kitaplarla donandı. Fakat mücadele tarihleri güçlüdür.

Ülke içinde, ülke dışında ve beynelmilel sahalarda vuruştular, telef oldular. Gah ihanet ettiler, gah ihanete uğradılar.

Devrimciler Atatürk’ü milliyetçilerden daha çok anlamaya çalıştılar, ulusalcı bir çıkış yaptılar. Milliyetçi kesimin bir kısmı farkına varmadan ümmetçiliğe kaydılar.

Her iki kesimin de iç yansımaları şudur; diyorlar ki: Türk siyasi liderlerinin ülke için hizmet edeceklerini düşünmek bir aptallıktır; çünkü bu liderler ülke için bir şey yapma kudret ve ruhuna sahip değillerdir. O halde gözümüzü dış güçlere çevirelim bakalım bu güçler ülkemiz için ne kara verecekler?

Bizim yakın tarihimiz, Atatürk’ün dışında dış güçlerin verdiği karaların tarihidir. Bu kararların uygulanıp uygulanamayacağını düşünmek bir düşüncesizlik emaresidir, hem de anında uygulanır. Amade politikası! Emrine amadeyim! Bundandır ki Milliyetçi ve devrimci aydınların işi çok zor.

Dünya siyasetini izleme çetin bir iştir.

Ülkemizde aydınlarımızın entelektüel bir bakış açısına bir an önce geçmelerine acil ihtiyaç vardır. Nedir bu?

Fikirde inşacı olmak, inşacı fikirlerde de açıklayıcı! Bunun yanında karşı güçlerin açıklamalarını inşa edeceksin, inşa fikirlerini de ifşa edeceksin. Perspektif böyle yakalanır.

BENZER HABERLER