İnsansız Düşünceler…

-Genel - 26 Ağustos 2024 23:25

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

İnsansız düşünceler emperyalistlerin son oyunlarından birisidir. İyi de; bunun alıcısı kim veya kimler? Eğer dünya sistemi insanlara düşünce götürüyorsa, onları götürdüğü yerde yönetmeyi de hedeflemiştir elbet. Durum bu kadar ciddi. O halde halkımıza düşünceyi biz götürelim. Bu iş anacak düşünce yollarını açık tutmakla olur. Böylece özgür düşünecek ve bir şahsiyet kazanacak. Şahsiyetli insan her düşünceyi değil salim düşünceleri kabul eder.

Salim düşünceleri sunmanın adı İslam’da tebliğdir.

Hiçbir düşünceyle ilgilenmeyip; “ben ekmeğimin peşindeyim” diyen insan ne kadar haklıdır? Peki hangi düşüncelerin bize kavuşmasıyla hak yerini bulur? Yazdığımız gibi salim düşüncelerin. 

Salim düşünceler tebliğ edilmezse, “ben ekmeğimin peşindeyim” diyen adamın yerine göz dikmişiz de bundan haberimiz yok. Bu demektir ki biz artık koloniyiz. Salim düşünceler yetkinlikle ilgilidir.

Yetişmiş olmakla yetkin olmak ayrı şeylerdir. Yetişmiş ama yetkin değil. Yani yağmalanmaya hazır bir bekleyiş. Yetkinlik bir bilinç halidir. Acaba ülkemizde durum nedir? 

Türkiye yetkin değil yetişmiş bir ülkedir. Atatürk’ten bu yana yetkinliğimizi koruyamadık. Sevr’e benzer bir yaptırımla her an baş başa kalmak, bir ülkenin ruhunu alt üst edebilir.

Ekonomik tehditlerle, ülkemizin bağımsızlığı kaçamak bir bağımsızlığa dönüşmüştür. Ülke tarikat ve cemaatlere teslim edilmiştir. Bunların derdest edilip ülkenin selamete çıkarılması devletin vereceği karara bağlıdır. Tabi ki yetkin devletin.

Gönüllü yoksullaşma! Bizim ülkemizde olan budur. Acaba bu yoksullaşma din veya vatan için midir? Neylersin ki bizim tarihimizin muayene edilmeyen ağır yarakları vardır. Böyle ağır yarası olanlar için tedaviye izin vermezler. İşte bizim gönüllü yoksullaşma serüvenimiz böyle bir yaradır.

Yoksullaşma sürecinin belirsiz oluşu kişiliği öldürür.

Düşüncelerimizi eğilimlerimiz belirliyor, davranışlarımızı da alışkanlıklarımız.

Şimdi eğilimlerimiz ve alışkanlıklarımız var ve biz buralarda etkin bir fikre sahip değilsek ve buralarda yetkin konuşup yazmıyorsak bize ne derece güven olsun?

Sözümüzün teminatı nedir? Bu teminat ne ise alışkanlıklarımız kadar güçlü olmalı. Konu bu olunca, eğilimlerimizin ve alışkanlıklarımızın yapısını yeniden ele almak lazım; çünkü eylem ve alışkanlıkların ruh ve beden üzerinde sarsılmaz etkileri vardır. Bu nedenle, özgür ve  devrimci, milli ve irfani filozof olmalıyız.

Yüzeysel olmamak lazım. Yüzeysel bir felsefe Tanrı’yı inkara yöneltir. Derinlik kişiyi dine çeker.

Olayları Tanrı’dan bağımsız değerlendirenler tıkanır ama algı büyük olur. Olayların arasındaki bağlantıyı görürse o zaman Tanrı’ya sığınır. Mesela: En ateist felsefe bile çaresizce; “biz ancak iyi Tanrı’ya inanırız” gibi sözlerle zevahiri kurtarmak istediler(Epikürcüler!)

Tanrı yoktur inancından çıkar sağlayanla, “Tanrı vardır” inancından çıkar sağlayanlar aynı annenin çocuklarıdır, babaları ayrı olsa bile.

Ateist derneklerle cemaatler, aynı madalyanın iki yüzüdürler.

Ayak takımının Tanrısına inanmamak günah değildir. Bir felsefe görüşüdür bu.

İnançsızlık insan olma soyluluğunu zedeler; çünkü canlı olarak hayvanla insan aynıdır. İnsanı farklı kılan inancıdır ve o uyarıcı bir unsurdur.

İnançlar dünyasını anlatmak zordur. Kişiyi inanmaya sevk eden söyledikleri değil onun yetkisidir. İnancı vazife olarak ele alanlarda onun hakikatini tanıma mecburiyeti yoktur. Bunlar görüntülerle ilgilenir. Esasta inanç deruni sebepleri canlandırmaktır.

 

BENZER HABERLER