Prof. Dr. Fazıl Agiş
İtnabın yeri var amma icazda karar kıl
Sûz-i dil-ârâ uzundur Hicaz’da karar kıl
Anlatmak için sözü çok kelime ister
Geç hakiki söze çeşnî kat mecâzda karar kıl.
Geç hakiki söze çeşnî kat mecâzda karar kıl.
“Tûti-i mûcize gűyem ne desem låf değil
Segåh dedim sen Rast’ta karar kıl.
Segåh dedim sen Rast’ta karar kıl.
Eşşektir telefon imlâcısı- Rast’tan sapar
Sen onu es geçmede karar kıl.
Sen onu es geçmede karar kıl.
Fazıl bunca makam saydın yeter sana
Ellerin derd görmesin Búselik’te karar kıl.
Ellerin derd görmesin Búselik’te karar kıl.
Bu şiiri doğaçlama olarak yazmama Han Ayvaz Adıgüzel ile sohbet olarak yazışırken doğuverdi. Şimdi tefsîr edelim. İlk kaynak olan kimsenin tevîli en tercih edilen olduğundan önemlidir.
Gazel tarzında bu şiirde İtnâb sözü ayrıntılarıyla uzun anlatmak, İcâz da sözü kısaca anlatmak; vecize bu kökten gelir.
Hakîki kelime sözün gerçek anlamında mecâz da gerçek anlamından başka anlamında kullanılmasıdır. Çeşnî de tad oluyor. Bunlar lafzî ve mânevî muhassenât denen söz ve edebiyat sanatlarıdır.
Sûz-i dil-ârâ, Hicâz, segâh, Rast, Bûselik musiki makamlarının adlarıdır. Es de musikide durup atlanılan yerdir ki konuya önem verme anlamında es geç deriz.
“Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil * Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil * Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana * Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil”
Şâir Nef’î’nin şiirinin ilk mısra’ı olup iktibas edilmiştir ki şarkı olarak da segâh olarak Buhurîzâde Mustafa Itrî bestelemiştir.
Cep telefonunda Rast’ta yazdığım zaman telefonun yazım düzelticisi denen imlâ düzelticisi, aslında bozguncusu Rastiya yazınca sinirlendiğimdem şeddeli eşek, eşşek’i kullanarak bu kelimeyi mezâz olarak uzun kulaklı sevimli hayvandan aptal, salak vasfını istiare edip, yani ödünç alıp kullandım. Ellerin derd görmesin de bir deyimdir.
Musiki makam adlarını ise tevrîye ve istihdam sanatları olsun diye aralarında tenâsüb sanatını da içerir şekilde kullandım. Sûz-i dil-ârâ, gönül hoşluğu, sakinliğini yakan anlamında olup Osmanlı Sultanı III: Selîm’in icad ettiği bir mürekkeb (basit değil) musiki makamıdır. Bunu okumak zor olmakla birlikte TRT’de okuma ustası Bekir Sıtkı Sezgin’di Bağdadlı Es’ad Efendi’nin güftesi Çîn-i geysûsuna zencîr-i teselsül dediler” diye başlayan şarkıdır.
Çîn-i gîsûsuna zencîr-i teselsül dediler
Döndüler sonra hatâdır diye kâkül dediler
Döndüler sonra hatâdır diye kâkül dediler
Gonca-i lâ’l-i şeker-handesine gül der iken
Yanılıp zâika-sencân heves-mül dediler
Yanılıp zâika-sencân heves-mül dediler
Anlamı: Saçlarının kıvrımlarına “uzayıp giden bir zincirdir” dediler. * Döndüler, sonra “hatadır” diye “kâkül” dediler. *Lezzet nedir bilenler, tatlı gülücükler saçan al dudaklarına önce “gül” derken, * sonra yanılıp “arzu kadehidir” dediler.
Sûz-i dil-ârâ kelimesini çok uzun sözün can sıkıcılığına imada bulunarak istihdam ettim. Hicâz kelimesini de Kur’ân makamı olarak tercih edilen, hadis-i şerifte “Kur’ân’ı Arabın okuyuşuyla okuyun”a telmîhte bulunaran Tevrîye ve istihdanm sanatı olarak kullandım. Rast bir makam adı olduğu gibi Farsça’da asıl anlamı doğru ve sağ anlamlarına gelir. Bûselik Ebû Selik’in adından alınmış, ilk elifi hazf edilmiştir (kırpılmıştır) Makam adı da ondan gelmekle birlikte öpülür anlamında tevriye yaparak istihdam ettim.
Bûselik için bir zamanlar Tuyuğ tarzında cinaslı şiir yazmıştım:
Farsça kullandı arûzu ilk özü Türk Bûselik
Öp başına koy güzel olsa makâm-ı Bûselik
Bed sedâyı kim sever âvâzı hîç hoş olmasa
Bestekâr hûb beste etse olsun eller bûselik.