Kars’tan Ayrılış… (3)

-Edebiyat - 16 Ocak 2018 15:51

Osman Bedel

Ahmet abi “Osman hele bah bu telefon niye çalışmır belke yapasan” deyip telefonu uzatıyor bende telefonu alıp hemen altına bakıyorum bir kaç kablodan birisinin kopuk olduğunu görüyorum kopan kablonun uçlarını birbirlerine sararak bütünleştiriyorum…

Ahmet abi öbür telefonla beni ara diyorum telefon çalıyor kaldırıyor Alo diyorum ses yok tekrar alo diyorum ama zil hâlâ çalıyor ben alo alo ALO diye bağırıyorum telefonun zili hâlâ çalıyor aniden tiksinerek uyarıyorum kalkıp telefona yürüyorum ses kesiliyor… Tekrar yatağa tam giriyordum ki kapı çalınıyor Ahmet abi “yohsa yatırdın seni telefonnan kaç kere aradım bilirsen mi” diyor yok abi ama rüyama girmişti telefonun çaldığı kalktım yetişemedim diyorum… “Men eve gedirem yengen gara tomaslı köfte pişirif gel gedeh gonağım ol” diyor bağışla beni abi nedense otobüs yolculuğu beni biraz hırpaladı belki başka gün yengemin elleriden öpüyorum diyorum “ey elese sabağ görüşerih” deyip kapıyı çekiyor…

İnanamıyorum gözlerim açılmıyor bir defasında üç-beş arkadaş pazar harçlıklarımızla iki şişe “At öldüren” dedikleri ucuz şarapdan almıştık bardağımız olmadığı için şişeyi kafaya dikerek içiyorduk benim üçüncü dikişim son dikişim olmuştu iyi hatırlıyorum bütün gün gözlerimi açamamıştım, bugün yemekle iki gazoz içmiştim bana ne olduğunu bir türlü anlayamadım… Sabah oluyor aşağı iniyorum Ahmet abi “nasıl oldun ahşam sarhoş kimiydin gözderin gaymışdı” başını sallayarak deyip gülüyor eliyle dizine vuruyor… “Baban birez sora geler get köşeye bişeyler ye istiyirsen” yok abi babamı bekliyecem belki o da açdır beraber yeriz diyorum…

Babam giriyor içeri ikimiz de ayağa kalkıyoruz ben babama doğru yürürken “Ağabeyi hoş geldin” diyor Ahmet abi, ben elini opüyorum babam da yanaklarımı nedense içim kevriyor “Menim içim gedir haydi gedeh bişeler atışdırah” Ehmet bir zehmet bu bavulu yuharı gönder diyor…

Dışarı çıkıyor köşe restorana giriyoruz… Sağdan soldan küçük konuşmalar yapıyoruz Istanbul’u sevdin mi, hiç gittin etrafı kol açan yaptın mı, arayan soran oldumu gibi sorular soruyor aniden “yolda gelirdim Erol’a rastladım Erol Özaydın’a sen hatırrıyırsan mı Erol ağabeyini” evet diyorum birkaç yıl evveli yeni plaklarıyla Kars’a gelmişti “Bıy hee” diyor… Bir, iki saat içinde otele geleceğini demiş benim gideceğimi de duymuş bu akşam birde gecesi varmış belki beraber gideriz eğer kimseler bir yere davet etmeseler diyor…

Yemeğimiz bitiyor benim borçlarımla beraber hesabı ödüyor dışarı çıkıyoruz otele doğru yürüyoruz “gedeh yuharı indi Erol da geler” diyor “Lele Lele” diye birinin bağırdığını duyuyoruz dönüp baktığımızda Erol abi bize yetişmek için hızlı hızlı sanki koşarcasına yürüyordu… Babama Lele tekrar Hoş geldin diyor birbirlerine sarılıp öpüşüyorlar bana dönüp Maşallah Osman’ım çok yakışıklı bir delikanlı olmuşsun diyor bende utanırcasına başımı yere eğiyorum ama sözleri yüreğimi bir hoş ediyor yüzüne çok yakışan tebessümle “Amerikan kızlarının elinden çekecekleri var” diyor… Elini öpmemi bırakmıyor yanaklarımdan öpüyor bende onun, koluma giriyor otele doğru yürüyoruz…

“Osman’ım bu gece sana güzel bir gece yaşatacam ne beni nede geceyi unutacan” diyor, geceyi unutsam da seni unutmam abi diyorum… Babama yeri tarif ediyor babam da orasının sinema olduğunu bildiğini diyor artık konserlerde, gecelerde kullanıyorlar diyor Erol abi… Çok şıksın maşallah abi diyorum, tebessümle “damatlar gibimi” diyor damatlar gibi diyorum…

Gerçekten de çok şarp açık gri takım elbise içerisine açık mavi gömlekle biraz koyu düz mavi kravat takmıştı hafiften ağarmış saçları da bir başka güzellik katmıştı bütünlüğe… Elini omuzuma atıyor “fazla gecikmeyin saat 6’larda orada olun” alnımdan öpüyor “ben gidiyorum haydiyin eyvallah” deyip odadan çıkıyor…

Babam “ne giyeceksen çıhar menim de siyağ elbiseyi al götür ütület aşağı enen de Ehmet’e sor derziyi göstersin sana” diyor… Kendi giyeceğim elbisemi de aldım aşağı indim eşiye çıh sola dön 5 dükkân gettin mi derziyi bulacağımı dedi Ahmet abi…

Ütülü elbiselerimizi giydik hazırlandık Erol abinin unutamayacağımı dediği geceye gitmek için indik aşağı dışarı çıktık biraz yürüdükten sonra sıralanmış taksilerin öndeki arkası kanatlı eski Amerikan yapımı taksiye bindik…

Beyoğlu Atlas sinemasına babam şoförle 30 liraya pazarlık yaptı ben de sabırsızlık başladı… Babam Beyoğlu’nun İstanbul’un en güzel semti olduğunu derken şoför de “İstanbul’un göz bebeğidir” diyor… Nihayet sinemaya geldik bilet gişesine uzun bir koridordan yürüdük babam gişede duran adama Erol Özaydın, Mahmut Bedel için 2 tane bilet ayırmış dedi adam biraz araştırdıktan sonra Osman Bedel olmasın diye soruyor babam başıyla evet diyor beni gösteriyor… İçeri giriyoruz her taraf kırmızı… Koltuklar, duvarlar, sahnenin yanlarında koskocaman kırmızı kadife perdeler tavan değişik renklerle işlemeli ortada koskocaman avize asılı balkon sinemanın yarısı kadar… Önden üçüncü sırada oturuyoruz…

Burası ne Şehir sineması ne Yeltekin hatta ne de Ordu evine benziyor çok eski klasik bambaşka bir yer… Birisi yanımıza geliyor Erol abinin bizim arkaya gelmemizi istediğini diyor babam da bana sen git diyor… Arkaya gidiyorum hâlâ çok şık Erol abi beni tebessümle karşılıyor öpüşüyoruz beni bir kaç kişiyle “yiğenim Osman” diye tanıştırıyor…

Arka çok kalabalık Kafkas folklor ekibi, çalgıcılar, Azerbaycan ses sanatkârları… Erol abi “Osman’ım ister burada benimle beraber izle istersen babanın yanına git diyor. Ben de babamla oturup izlemeye karar veriyorum… Işıklar yavaşça sönüyor sahnenin ışığı daha parlıyor Erol abi arkadan çalınan Garmon müziği eşliğinde sahneye geliyor. Kars lehçesiyle herkesi selamlıyor büyük bir alkış alıyor akşam programını özetliyor…

Gece, Azerbaycan “Ehmed hardadı” filmiyle başlıyor… Filmi zevkle izliyoruz sıra Azerbaycan müzisyenlerine geliyor önce bir kaç sadece müzikler çalınıyor sonra Erol abi arka arkaya sesleri birbirlerinden güzel ses sanatkârlarını sahneye davet ediyor… Sessizce muhteşem mahnıları dinleyen halk aniden “Hoş gelişler ola” türküsüyle coşuyor eşlik edenler, kalkıp yerlerinde oynayanlar bambaşka bir ortam yaratıyorlar…

Sıra Azerbaycan ve Kars folklor ekibine geliyor… Halk coşuyor ıslık çalanlar, ayakta alkışlayanlar gerçekten hiç beklemediğim muhteşem bir gece yaşıyoruz… Son olarak çok genç Zakir Aliyev adlı sanatçıdan hiç duymadığım “Yasemenler açanda, Bülbül bağa uçanda, Ohıyan da nağmeni, Hatırlayasan meni”… Mahnısı yüreğimde başka yer alıyor…

Böyle bir gece yaşamayan ben, gerçekten çok etkileniyorum… Hiç bitmesini istemediğim gece Erol Özaydın herkese geldikleri için teşekkür ediyor “Geceniz heyire galsın” diyor, ışıklar yanıyor, çığlıklar, ıslıklar ve alkışlarla muhteşem gece bitiyor…

Değerli Erol Özaydın Ağabeyim… Ne seni ne de geceyi unuttum… RUHUN ŞAD OLSUN !.

BENZER HABERLER