Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Hz. Hüseyin (as)da tıpkı Hz. İsa (as) gibi insanlığın ruhlarından biridir! Bu ruhun üzerinde birtakım çıkarcıların ve Emevî zihniyetli kimselerin tepinmesine müsaade etmemek lazım.
Her beş-on kişilik bir cemaati olan ya da isminin önüne Prof. vs. gibi unvanları koyan birisi kalkıp ta kendine göre bir “Hüseyin” tarifi yaparsa, Hüseyni de batırır o toplumu da!
Her kesin kendine göre bir “eşittir”i olamaması lazım! Yani Hüseyin= şu dememesi lazım! Hiçbir ilmi-irfanı olmayan ve gerçekten cahil olan insanların, dinî bir kisve giyip ahkam kesmemesi gerek. Düşünce özgürlüğü vardır diye her sözü söylememeli! Bu duruşunu acaba tıp ya da hukuk alanında yapsa, tabipler ya da hakimler buna müsaade eder mi? Yani “sahte bal yapanlara” karşı önlem alınıyor da “sahte din yapanlara” karşı neden bir şey yapılmıyor! Bu hayli düşündürücüdür!
Bütün felsefeler, bütün ekoller hayatın anlamını ortaya çıkarmaya çalıştılar, fakat hiçbiri din kadar hayatı, varoluşu, ölüm ötesini anlamlandıramadılar!
İslam ümmeti Kerbelâ olayını asırlardır ki farklı akletme yöntemleriyle ele alıp incelemektedirler. Örneğin:
- Kelamcılar bu olayı kendine has yöntemle ele alıp incelediler!
- Fakihler, fıkhî açıdan incelediler!
- Hadisçiler, hadis kriterleri üzerinden değerlendirmeye aldılar.
- Mutasavvıf ve arifler, kendi anlayışları ile değerlendirdiler.
- Mantıkçılar da bu olayı kendilerine has yöntem ile ele alıp inceleme yöntemini uyguladılar!
Aklın, birçok farklı türleri vardır. Örneğin:
- Beyanî türü vardır. (Bu tür akıl, daha çok dil üzerinden dini anlamaya çalışır!)
- Burhanî türü vardır. (İnsan, bu akıl türü üzerinden dini temellendirir!)
- İrfanî/Tasavvufî türü vardır. (İnsan, bu tür akıl ile dini hikmet üzerine temellendirir!)
- Mücerred türü vardır. (İnsan, bu akıl türü ile yalnızca somut düşünceyi ve maddi olanı anlar!)
- Müeyyed türü vardır. (Bu akıl türü, salih amel ile desteklenmiş yüce bir akıldır!)
- Müsedded türü vardır. (Bu akıl, vahiy ile desteklenmiş akıl türüdür!)
Kısacası 14 asırdır ki Kerbelâ olayı ile ilgili ümmet ulemasının onu akletme yöntemleri ve akıl türleri bunlardan ibarettir!
Ayrıca Kerbelâ olayını yorumlamada çok anlamlılık da göze çarpmaktadır. Bunun siyasi nedenlerinin yanı sıra, İmam Hüseyin (as)’ın kullandığı dilin etkisi de söz konusudur. Zira imamın söylediği sözler içerisinde mecazi ifadeler, teşbihler, istiareler ve hakikatler vardır. Dolayısıyla bütün bunların farklı anlamları bulunmaktadır. Yani dil, çok önemli bir yapı olduğu için her kesim imamın o ifadelerinden farklı şeyler anlamışlardır. İşte burada önemli olan şey:
- Kerbelâ olayını ve imamın sözlerini yorumlarken, o olayı tek anlamcılıktan ve tek boyutlu anlamlandırmadan uzak durmaktır! Yani Kerbelâ gerçeği benim yorumumdan ibarettir dememek lazım!
- Çok anlamlılığı, “vahdet içinde kesret ve kesret içinde vahdet” felsefesiyle, yani bu usul ile doğru yönetmek gerek. O usulün (vahdetin) dışına çıkarak her kafadan bir ses çıkarsa, o taktirde iş rayından çıkar ve tefrikalığa girer!
Kısacası Kerbelâ olayının ve Hüseynî kıyamın büyük bir çerçevesi vardır ve bunu bir sistem haline getirmektedir!
SÜNNİ VE ŞİA’NIN FARKLI ANLAMLILIĞI ÇÖZME YÖNTEMİ!
Gerek dinî meselelerdeki ve gerek tarihi olayları değerlendirmedeki ihtilaflı algılarda, bu farklılıkları Ehl-i Sünnet ile Şiiler değişik metotlar ile yönetmişlerdir!
Şiiler, farklı anlamların oluşmasını önlemek için “imamet” metodunu geliştirip onunla bunun önüne geçmiş ve imamın bulunmadığı dönemlerde de bunu, “merceiyyet”e otorite vererek ve otorite kazandırarak; “imam” ne dediyse odur, “müçtehit”in dediği doğrudur, inancıyla o farklı algıların önünü almış oldular!
Ehl-i Sünnet dünyasında ise bu çok anlamlılık, “usul ilmi” ile belirlendi! Konunun anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz!
-“Uzunca bir çizginin varlığını düşünelim! O çizginin içerisinde çok farklı görüş ve düşüncelerin mevcut olduğunu farz edelim! Fakat faraza Batinilik gibi bazıları diyor ki, “ben salat’ın namaz olduğunu düşünmüyorum!” Salat; her kesin kendi duasıdır!” Bütün o uzun çizgi içerisindeki görüşlerin tamamını bir tarafa bırakarak, kendisi bir görüş bina etmeye kalkıştığında, onu o çizgi içerisinden (Sünnilikten) çıkartıp atmışlardır!
Peki; bu çizgi içerisinde kalan gerek kelami ekollerin ve gerekse fıkhi ekollerin birbirlerini tekfir etmeleri nedendir? diye sorulduğunda da; “cehalettendir!” diye cevap veriliyor! Yani Sünnilere göre kendi aralarında birbirlerini anlamaları ve birbirlerine saygı göstermeleri gerekir! Fakat onlar açısından çok anlamlılığı devam ettirmek, İslam ve Kuran’ın rahmetindendir! Yani Sünniler açısından çok anlamlılığın varlığı hem İslam’ın kolaylığı hem de büyük bir zenginlik ve büyük bir rahmettir! Bunun için de Sünni dünyası Hz. Peygamber (sav)’e; ”Ümmetimin ihtilafı rahmettir!” diye bir hadisi nispet vermiş ve bu hadisle de bu algının meşruiyetinin temelini atmışlardır!
KERBELÂ’YI KİMİN TARAFINDAN BAKIP ÖYLE ELE ALIP İNCELEMEK GEREK!
14 asırdan bu tarafa Kerbelâ’yı tek taraflı ele alıp inceleyenlerin sayısı oldukça fazladır. Birçokları da yalnızca kendi açılarından Kerbelâ’ya bakmış ve onu değerlendirmeye çalışmışlardır! Oysaki Kerbelâ:
- İlk önce İslam açısından ele alınıp incelenmelidir! Acaba Kerbelâ’daki olayda ahlak, hukuk, cihat hukuku, esir hukuku, çocuk hukuku vs. uygulanmış mıdır, yoksa Kerbelâ’da Hüseyin’e karşı yapılanlar bir savaş değil de bütün insanlığa karşı işlenen bir insanlık cinayeti midir? Zira (Siyonistler hariç) hiçbir din, medeniyet ve kültürde, Hüseyin ve ailesine dair yapılan zulümler kadar, başka hiç kimseye o zulmün aynısı yapılmamıştır!
- İkinci olarak, Hz. Peygamber (sav)’in hadisleri açısından o olayın sahibi Hz. Hüseyin (as) değerlendirilmelidir! Zira Ehl-i Sünnet kaynaklarından “Üsdü’l- Gabe, s. 123-349”da Peygamber’in Hüseyn’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği, onu omuzlarına aldığı, bağrına bastığı, mübarek ağzıyla onun kıtlağından ve ağzından öptüğü, onun göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu sözlerini sarfettiği nakledilmiştir!
Yine Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun şehadetinden ve şehit olacağı yerden, zevcesi Ümmü Seleme validemiz vasıtasıyla haber verdiği ve katillerine lanet okuduğu kaydedilmektedir!
Yine Sünni kaynaklarından “Sahih-i Tirmizi, c. 2, s.307” de Hz. Peygamber’in şöyle dediği nakledilir:
-“Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim. Allah’ım Hüseyin’i seveni sev!”
3- İmam Hüseyin (as)’ın kendi sözleri açısından onu ele alınıp incelenmesi gerekmektedir!
- Yine Kerbelâ olayı ve o olayın sonrası Medine ve Mekke’de gerçekleşen olaylar açısından da ele alınıp incelenmelidir.
- Ve yine Kerbelâ olayı, Yezit’in nasıl bir şahsiyete sahip olduğu ve nasıl o makama getirildiği açısından ele alınıp incelenmelidir!