Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Merak ve endişe! Ortadoğu’da ikisi de var. Acaba neler oluyor? Meleklerin Tanrı’ya sorduğu soruların aynısı soruluyor. “Yine kan mı dökülecek?” Evet, hem de alabildiğine. Endişe daha bir büyük. Peki, biz ülke olarak bu işin içinde miyiz? Hem de alabildiğine!
Strateji uzmanları olsun, fütürologlar olsun, kutsal metinler olsun aynı noktada birleşiyorlar. “Ekratların tamamı, Etrakların kahir kısmı yok edilecek!”
Tarihte Kürtlere “Ekrat,” Türklere “Etrak” denilmiştir. Şuraya bir not düşmek istiyorum: Etrak’ın önüne Süfyanı Etrak diye açılım yapılmış. Bu açılıma şerh olarak da şunlar yazılmış: “Süfyanı Etrak’tan maksat Ruslardır.” Ne münasebet, Rusların adı ne zaman Etrak oluş. “Süfyanı Etrak” yani Süfyani Türkler.
Tarihi belgelerde “Fiten melahim!” Yani fitne zamanları diye kitaplar yazılmıştır.
Peki, kimdir bu Süfyani Etraklar? Süfyaniler, peygamber ve onun soyuna düşman kesilenlere verilen addır. Kısaca Muaviye anlayışı. Acaba Türk insanı akıl, kalp ve ruh olarak kendini bu fitneden kurtarabilecek mi?
Bizim insanımız yüzyılın yoksulluğunu üzerinden atamadığı için, ahalimiz halâ çevre ahalisidir. Cenaze, düğün, tartıma, muaşeret vb.
Çevreden kopup bir araştırma başlatıyorsun, bir aydınlanma merhalesine varıyorsun. İşte o zaman al sana ıstırap. Yaptığın yorumlar havada kalıyor, esprine gülmüyorlar, görüş sunuyorsun, aval -aval bakıyorlar. Belki de içlerinden “manyak mıdır nedir bu” diyebiliyorlar.
Bizim evde soframız sadedir. Eğer yemek iki çeşitse ikisi de kapta ayrı ayrı gelir. Üç çeşitse, dört çeşitse hepsi de tek kapta ayrı ayrı gelir. Hanım birkaç kez komşularda görmüş. Bir yemek için 4-5 kap iç içe konularak servis yapılıyormuş
Hanım bunu uygulamak istemiş. Evelik aşı pişirmişti. Her kişiye 4-5 kapı iç içe koyarak sofraya geldi. Çocuklarda vardı. Hanım bu ne dedim. “Vallah’a komşular da böyle yapıyor. Tam sayamadım ama üs tüste epey vardı” dedi. Sonra ne yapacağını şaşırdı. Çok sevdiği porselenlerden üçünü dördünü kırdı. Başladı ağlamaya. Garibim hiç bu kadar ağlamamıştı, benimle evlendiği gün bile.
Neylersin bizler birbirini anlamayan ama işiten çevre ahalisiyiz.
Acaba Türk kültürünün yönlendirici yönü var mı? Buna baskın kültür de diyorlar. Günümüzde yapılan festivallerle bu baskın kültürlerin jenerik yanı deniliyor. Bu jenerik yan insanlara lanse ediliyor. Tarihte de bu vardı. Mesela: Avrupa insanında şövalyelik bir üst karakterdi, baskın bir yanı vardı. Japonlarda da buna benzer yapılanmalar vardı.
Günümüzde bunun seyri değişti. Amerikan rüyası, Rus rulet, Japon mucizesi vb. gibi!
Türk kültürünün yönlendirici yanı şüphesiz vardır. Türk dili!
Bu kutlu dil, içte ve dışta yok edilmek istenirken, kendi savunmasını kendisi yapıyor. “Yıkılmadım, ayaktayım” diyor .
Dünyanın dördüncü veya beşinci büyük dilidir. Her yanını ihanet sarmış, savunmasız bir dil. Biliyor musunuz bütün dünyada “bilgisayar ortak dili” olarak Türkçe seçildi. Türkçe öğretmenlerine çağrımdır: Türkçe bir ders değil, ona o gözle bakmayın. O bir şandır. Öyle bir işle ki, şanınız yükselsin.
Kendine Atatürkçüyüm diyenler bir teorisyen çıkaramadı. Bu dilde yazılmış derin katmanlı bir “Mit” ortaya koyamadılar.
İncil’de şöyle bir bab var: “Nerde sizin alimleriniz?”
Hakikaten üzülüyoruz. İrfan ustaları diyor ya: “Ah diye bağıramıyorsan bari bir ah çek!” Ah çekiyoruz.