Neşe Doster: Bazı sözler bazı dönemlere yakışmaz ve yapışmaz…

-Genel - 19 Ekim 2026 00:01

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Başında da kurtuluş reçetemiz olan Büyük Atatürk, sorunlarımızın ilacı ve dermanı olan Cumhuriyet gelir. İstedikleri kadar Cumhuriyet dönemini karalamaya çalışsınlar, ne o koşullarda yapılanlara gölge düşer, ne onlara yakışır, ne de üstlerine yapışır. Sonra ne mi olur? Öfke katsayısı yükselir, kopmalar artar, geçmişle gün kıyaslanır, nereden nereye sorusuna yanıt aranır.  Gelelim kısa bir ufuk turuna;

Şafak operasyonları, okullardaki silahlı, bıçaklı saldırı ve ölümler, atanan kayyumlar, siyasi tranferler, ardı arkası kesilmiyen kadın cinayetleri derken her güne yeni bir gündemle başlıyor, her gün bir önceki günü aratır hale geliyor, bu hıza yetişmek başımızı döndürüyor, sinirlerimizin sınırlarını zorluyor, dolayısıyla toplumsal öfkenin artması sonucu; öfke yorgunluğa, yorgunluk çaresizliğe,  çaresizlik arayışa ve kaçışa itiyor…

Oysa demokrasilerde çare ve test sandıktır, halk iradesine saygıdır, eleştirilere tahammüldür, soruları yanıtsız bırakmamaktır, “bize güvenin!” sözünün içini doldurmak, hakkını vermektir. Çünkü siyasal tutarsızlıklar, çizilen zikzaklar, kesin ve keskin açıklamalardan sonra tam tersi uygulamalar halkı siyasetçiden ve sandıktan soğutur. Gençlerde geçim kaygısı, sosyal güvensizlik, işsizlik, öfkeyi, isyanı, tetikler…

Dünyaya bakınca! Bir yanda Fransa’da sokağa çıkan 160 bin liseli öğrenci, diğer yanda Arnavutluk ve Almanya’da sokağa dökülen gençler ve onlara halkın ve yöneticilerin desteği gözlerden kaçmıyor. Ve İsrail’in Filistin’de öldürdüğü 21 bin 500 çocuğun yarattığı vahşet yürekleri kanatıyor…

Bize gelince bir yanda artan okul baskınları nedeniyle; Hem öğretmener, hem idareciler, hem öğrenciler, hem aileler tedirgin ve çaresiz. Diğer yanda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporuna göre; Eylül ayında 8 çocuk işçi, 226 yetişkin işçi  çalışırken, 2026’nın ilk 9 ayında iş kazalarında 1736 işçi hayatını iş başında kaybediyor…

Bu arada yoksullara sabır, gençlere şükür, kadınlara fedakarlık öğütleyenlerin sayısı durmadan artıyor, olup bitenler karşısında sorular beynimize üşüşüyor. (Sorulara cevap alamıyoruz, o ayrı!) Acaba şafak baskınlarından ve operasyonlarından sonra sıra zihin operasyonuna mı gelecek? 

Eylül 2026 itibariyle; Cezaevi sayısı 403, toplam kapasite 305 bin, şu anda 434 bin tutuklu ve hükümlü var, doluluk oranı yüzde 140. Yani 130 binin üstünde tutuklu ve hükümlü fazlası var, koğuşlarda ya yerlerde, ya tuvalet önünde, ya da sırayla yatılıyor.

Şimdi soru zamanı? Gençlerin çalınan hayalleri, ellerinden alınan gelecekleri ne olacak? Düşlerini unutan, düşünmekten bile çekinen, açıklamaktan korkan, ürken, ruhsal olarak yaralanan, örselenen, yoklukla, yoksullukla mücadele ederek evladını okutmaya çalışan ailelerin bakışlarına bakın sorunun cevabını açık seçik göreceksiniz.

Sadece gençler mi, emekçi, emekli, işsiz, dar gelirli ne yapmalıyım diye kara kara düşünüyor. Bu arada kimler mi mutlu ülkemizde? Siyasi transferlerle mest olanların yüz ifadelerine ve söylediklerine bakın, sandıkta kazanılmayanları rozetle kazananların gözlerindeki zafer parıltılarına bakın hem anlarsınız!

Eğitim şart, diploma şart derdik, diyoruz. Diplomalı çaresizliği, işsiz, aşsız, hayalsiz, geleceksiz gençleri  görünce bu sözün geçerliliği artık tartışılır oldu. Daha kaç kuşak bedel ödeyecek diye sorulur oldu. Eğitim şart ama planlama daha çok şart. Yetkililerin siyasal iddia ve siyasal tercihlerine bakınca bu konunun hem anlamlı hem de önemli olduğunu daha çok anlıyor ve görüyoruz. 

Dünya Basın Özgürlüğü’nde 180 ülke arasında 163.sırada yer alıyoruz. Bu arada ülkemizde yaklaşık 17 milyon kişi evinin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor, yani her 5 kişiden biri ısınma sorunu yaşıyor. Bu durumda ve geniş anlamda; İstikrar ve güven nasıl sağlanacak? Sadece ekonomide değil her alanda istikrara ve güvene toplumun çok ihtiyacı olduğu ne zaman anlaşılacak?

Gelelim bir kez daha ülkemizin kadın gerçeğine..

Erkeklerde işsizlik yüzde 25, kadınlarda yüzde 40’ı bulmuşsa! Kadın Cinayetleri Durduracağız Platformu Ağustos ayında 22, Eylül ayında 28 kadının öldürüldüğünü, 19 kadının da şüpheli şekilde ölü bulunduğunu, 2026’nın ilk 9 ayında 222 kadının öldürüldüğünü, kadın cinayetlerinde yüzde 11 artış olduğunu açıklıyorsa!

Bu açıklamaların sadece bir istatistik değil, belki çocuğu olan, belki bebek bekleyen, planları, umutları, hayalleri, beklentileri olan kadınlar olduğunu, birilerinin çıkıp bu hakları onların ellerinden canice aldığını, her cinayet haberi karşısında insanın öfkesinin, isyanının, kederinin ve utancının arttığını unutmayalım. Özetle ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetleri, toprağın altına gömülen hayatlar ne zaman son bulacak? 

Biz kadınlar önce hayal kurarız, sonra bitmeyen mesaimiz başlar, sonra sıra koşturmaya gelir, daha sonra beynimize üşüşen sorulara yanıt aramaya başlarız. Çocuk saat kaçta servise binecek, saat kaçta dönecek, çantasına ne koyabilirim, akşam ne pişecek, ilaçlar bitti, dolap boş, alışverişe gitmek lazım vb. sorular başlar ve susmaz. Soruların bitmesi için hem planlama, hem imkan, hem de takip gerekir.

Sonra ne mi olur? Zihinsel ve bedensel yükler artar, evin bütün işleyiş temposunu zihninde tutan kadın kesintisiz ve ücretsiz çalışan anne günü bitirir  ama soruları bitiremez. Çünkü artık geriye dönüş başlar. Biz kadınlar diplomayı alıyoruz, mesleğimiz ouyor, çalışmaya başlıyoruz, sorumluluk kapıya dayanınca tercih durumunda kalıyoruz, dinlenirken bile yapılacakları planlıyoruz. Bunun adı 24 saat kesintisiz mesai değil midir? Sırtımıza yüklenen sorumluluklara, zorunluklara el atılsa, arka çıkılsa, destek olunsa neleri başardığımız ve başaracağımız iyi bilinir.

Çünkü  Cumhuriyetin biz kadınlara açtığı aydınlık yola girince kapıların ve camların önümüzde birer birer açıldığı o coşku ve umut dolu günleri  biz çok iyi biliriz. İyisi mi cesaretle, duyarlılıkla, inanarak ve başkalarına kulak asmadan iç sesimizi dinleyelim. O bizi doğru yola çıkarır…

 

BENZER HABERLER