Neşe Doster: Eğitimcilerle dertleşme…(1)

-Gündem - 1 Haziran 2026 00:01

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

3 bölümlük “öğrenciler” başlıklı yazım üzerine, eğitimcilerden gelen yoğun talep üzerine “öğretmen” yazısı yazmayı ev ödevi saydığımdan ilgisiz kalamadım, kalamazdım. 2 bölümlük yazı dizime hazırsanız başlayabilirim…

Sayın Hocalarım! Değerli Meslektaşlarım!  Öğretmenliği seçen Sevgili öğrencilerim!

Bu dertleşme mektubunu, daha doğrusu bu değerlendirmeyi yazarken hitap konusunda kararsız kaldım. Anlamlı sözler, vurucu saptamalar, fark edilmek, görünür olmak bazı mesleklerin hem özünde olduğu için, hem de olması gerektiği için çok farklı duygular arasında gidip geldim. Bu arada mesleğimizin olmazsa olmazlarını düşündüm… 

CB’nin; “23 yılda mahkeme sayısını 126’dan 245’e yükselttik.” şeklindeki sözlerini düşündüm, okul ve hastane yerine hapishaneler açan yönetim erbabının ekonomi istihdam yaratmadığı için 13 milyona yaklaşan işsizler ordusu ve diplomalı işsizler kervanı hakkında ne düşünüyor diye merak ettim!

Vaize Merve Sefa Erbaş Likoğlu tarafından Fen Lisesinde sadece kadın velilere yönelik olarak düzenlenen ergenlerle anlaşma söyleşisinde bu uygulamanın “babalar çocukların sorunlarıyla ilgilenmez” anlamına mı geldiğini gözlerimi açarak sorgularken, ancak şaşırmayarak ama çok üzülerek yanıt aramaya çalıştım. Böylece bir kez daha öğretmenliğin heyecan, özen, sabır, sevgi, emek istediğini hatırladım. Ve aklıma gelenleri şöyle sıralamaya çalıştım…

Öncelikle; Kendisini amasız fakatsız sevdirecek, farkını kanıtlayacak kadar sempatik ve sımsıcak bir ortam yaratan eğitimcileri düşündüm… 

İkincisi; Hayranlık uyandıracak, başka hocalarla kıyaslatacak kadar hoşgörülü olan meslektaşlarımızı düşündüm…

Üçüncüsü; Saygı duyulacak kadar bilgili, örnek alınacak kadar özgüveni yüksek ve daha da önemlisi alçakgönüllü eğitim ordusunun özverili neferlerini düşündüm…

Dördüncüsü; Bilgisiyle, birikimiyle, duruşuyla, dış görünüşüyle karşısındakilere; “Bu nasıl bir zeka, bilgi birikimi, alt yapı, özen vb” sorularını sorduran eğitimcileri düşündüm…

Beşincisi; Yer yer esprilerle, yer yer isim verip öne çıkararak, yer yer yaptıkları ödevleri överek, yer yer yazdıklarını hatırlatıp duygulanarak, geç kalanlara; “Hoş geldin!” diyerek, izinsiz çıkanlara soru sormayarak, güncel sorunları atlamayarak; gençlerin her konuda bilgi ve fikir sahibi olmasını sınırlı ders saatlerine beden dili, samimiyet, yalın ifadeler, esprili göndermeler ve ulaşılmaz bir hoşgörüyle sığdıran hocaları düşündüm…

Altıncısı; Soru cevap şeklinde interaktif ders işleme yöntemiyle dersi dinamik, ilgiyi uyanık tutarak, oturmayarak, kürsüyü kullanarak, dolaşarak, sınıfı takip ederek, konuk öğrencileri bile etkileyerek, “bu ders kaçırılmaz” dedirten az sayıdaki meslektaşlarımızı düşündüm…

Yedincisi; Tanıyan, duyan herkesin; “En çok sevdiğimiz hocamızdır!” sözü boşuna söylenmediği, daha doğrusu herkes için hiç söylenmediği için, bu sözleri hak eden ve sözün içini firesiz ve ödünsüz tam anlamıyla dolduranları düşündüm…

Özetle: Kürsü hakimiyeti olan, bilgisini, birikimini, alt yapısını, donanımını, kültürel kimliğini, siyasal duruşunu çok net ve mert  ortaya koyan, farkının altını kalın çizgilerle çizen, örnek alınan, rol model olan ve hiç unutulmayan öğretmenleri düşündüm…

Sonra da; Anne, kadın, eğitimci, yazar kimliğimle; Emekleri için nları kutlamak, yaptıkları için teşekkür etmek, gençlerimize yıllarca ışık olmanızı, öncü olmanızı, aydınlık kapılar- pencereler açmanızı dilemek istedim. Yazdıklarımın içimden geçenlerin ve gözlemlerimin çok az bir bölümü olduğunu bilerek…

Sonra da her zaman olduğu gibi; “Eğitimin öznesi öğretmendir! diyen başöğretmenin sözlerini düşündüm… 

Cepheden bile öğretmen toplantılarına katılan Başöğretmenin; “Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmenlerdir.”  şeklindeki göz açan ve açtıran sözlerini düşündüm…

Kişiliğimizin va kimliğimizin mimarı Büyük Atatürk’ün; “Ülkeyi hedeflerine ve gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran, irfan, bilim ve kültür ordusu.” diye özetlediği o özel ve özgün tanımı düşündüm… 

Gazi Mustafa Kemal’in; “Yalnız siz öğretmenler! Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp, neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız.” gibi insanın ayaklarını yerden kesen ve sorumluluğunu hatırlatan sözlerini düşündüm…

Not: Yazının devamını Perşembe günü okuyacaksınız…

Son söz: “Siyaset yapılır mı, siyaset satılır mı?” sorusuna yanıt aradığımız bu karmaşada ‘bu konunun sırası mı?’ diye soran okurlarıma yanıtım şudur; İlkesizliğin, utanmazlığın, kendini bilmezliğin, hadsizliğin, ulus iradesini yok saymanın tavan yaptığı günümüzde rahat nefes alabileceğimiz bir ülke ve dünya hayalimi korumak istedim… 

 

BENZER HABERLER