Neşe Doster: Ekim ayının önemiyle birlikte zor soruları sorma zamanı…

-GÜNCEL - 1 Ekim 2026 00:01

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Ekim ayının kişisel, bölgesel ve ulusal anlamda çok büyük önem ve özelliği var. 

4 Ekim 1926 Medeni Kanunun Kabulü.

6 Ekim 1924  Büyük Atatürk’ün Kars’a gelişi.

13 Ekim Ankara’nın başkent oluşu.

29 Ekim 1923 Cumhuriyet Bayramı.

30 Ekim 1920 Kars’ın Kurtuluşu.

4 Ekim 1926 Medeni Kanunun Kabulü; Özellikle biz kadınların hayatında çok önemli değişiklikleri sağlamış, resmi nikah, tek eşlilik, boşanma hakkı, miras paylaşımı, meslek seçimi, mahkemelerde tanıklık, kanun karşısında kadın-erkek eşitliği hayata geçirilmiş, dini esaslara dayalı hukuk düzeninden laik hukuk sistemine geçilerek, toplumsal ve hukuki anlamda köklü değişimlere neden olmuştur.

Günü geldiğinde yazılmak üzere bu girişten sonra gelelim ülkemizin göz açtırmayan, ancak söz açtıran gündemine…

Madem dünyanın ve Avrupa’nın sayılı ekonomilerinden birine sahibiz, o halde emekil neden yaşamaktan vazgeçiyor? Cepteki delik niçin kapanmıyor? Polis intiharlarının yüzde 27 arttığı, açlık sınırının 37 bin TL, yoksulluk sınırının 122 bin TL olduğu ülkemizde; İlgilinmekten, iyileştirmekten, adım atmaktan vazgeçen sorumsuz sorumlular niçin uydurdukları hikayelerle halkı uyutmaktan vazgeçmiyor? 

Bizi korkutarak, sindirerek, ya da koltuk vaadiyle iç politikayı dizayn(!) ederken, tüm dünyanın bizi kıskanacağı başarılara imza attığımız Türkiye Yüzyılı döneminde; 20 milyar dolarlık fon sıkandalında 500 bin kişinin mağdur olması, 28 yaşında olup 750 milyonluk yata sahip fonzadelerimizin olması yönetim katında çok önceden bilinirken neden gerekli önlemler olay patlamadan alınmıyor?

Göz göre göre gelen fon skandalına uzaktan bakarak, iyi niyetli fonzedelerin sayısına şaşırmayarak, tehlikeyi gören ve fakat görmezden gelen yetkili zevat; devletin akıl olduğunu, kurum olduğunu, hukuk olduğunu ve liyakat olduğunu ne zaman hatırlayıp uygulamayı düşünüyor? 

Not 1: Berlin’i yönetmeye talip aday Elif Eralp diyor ki; “Türkçede ifade edilen, ancak Almancada bulunmayan sözcükler var. O nedenle onları kullanmak istediğimde karşılığı olmadığı için kullanamayorum. Birisi iyi yemek yaptığında “eline sağlık deriz, güzel konuştuğunda “ağzına sağlık” deriz, çalışan insanları gördüğümüzde “kolay gelsin” deriz. Çalışanları gördüğümde böyle bir dilekte bulunmak istiyorum ama uygun sözü bulamıyorum.” Merak etmeyin Sn. Eralp! Güzel Türkçemizin farkını ve zenginliğini kanıtlayan bu örnekler artık ülkemizde tarihe karışıyor, çünkü  zarafet, vefa ortadan kalktığı gibi çalışan sayısı da giderek azalıyor. Her başarımızda, üzüntümüzde, sevincimizde  yanı başımızda bulduğumuz alkışlayan, öven dost eller, sarıp sarmalayan diller gün güne kayıp gidiyor, göçüp gidiyor, çekip gidiyor…

Not 2: Unutmadan hatırlatayım, utanmanın, arlanmanın, mahcup olmanın tedavülden kalktığını bilirdik de; hem eski milletvekili, hem bir dönemlerin bakanı, hem de şimdilerin genel başkan yardımcısı olanların af talebini duyunca bir kez daha anladık!

Not 3: Çevremizde yaşananları görünce, mutsuz, karamsar, yarınsız, geleceksiz gençleri tanıyınca ister istemez aklımıza Büyük şair Nazım Hikmet’in bilinen dizeleri düşüyor. Ne diyor şair, Ressam Abidin Dino’ya seslendiği ünlü şiirinde; “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

Yorum notu:  Sanırım taraflar bugün yaşasaydı Koca Nazım, Abidin Dino’ya; “Sen mutsuzluğun resmini yap, çünkü dört bir yanımızı sarmış ilerliyor!” derdi…

Bitirme notu: Dünü bugünü, acıyı hüznü, mizahı müziği yoğun yaşadığımız bugünlerde ben resmin bütününe bakmaya çalıştım, eksik kalanları siz tamamlayın lütfen…

 

BENZER HABERLER