Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Gerek ulusların ve devletlerin tarihsel süreci, gerek insanların kişisel yaşamları ve hayat çizgileri hep düz ilerlemez. Gelgitler, iniş çıkışlar, yükseliş ve gerileyişler, zafer ve yenilgiler hep vardır. Yapılanları, yapılamayanları, başarılanları, başarılamayanları, karşılaştırmak ve mukayese etmek kişiden kişiye ya da kişilik yapısına ve duruşa göre değişir. Bu konuda koşullar, engeller, süreç, işleyiş, kimlik, kişilik, sözün eri olmak vb nedenler etken olacağından kesin bir yargıya varmak güçtür…(Örneklerini ülkemizde sık sık görüp yaşadığımız!)
Yine genelleme yaparak ulus bazında bakarsak; Her milletin kendi özgün şartları, tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel, coğrafi koşulları, deneyimleri, birikimleri farklı olduğundan o da kesin sonucu belirlemez. Ama tarihsel gerçekliğin tek bir istisnası vardır. O da zamanlama dehası olan Büyük Atatürk’ün o zorlu koşullarda önce halkı, sonra meclisi, sonra da orduyu örgütleyerek yazdığı Kurtuluş Destanı…
Bugünü düşünerek dünü okuduğum girişten sonra gelelim bakmamız gereken pencerelere…
Bu birkaç örnekle olmazların olura, değmezlerin değere dönüştürülüp içinin boşaltıldığı bugünlerde, bazı şeyleri anmak ve anımsatmak istedim. Gündemde ne mi var? Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verenler, yoksulluk, işsizlik, sığınmacılar, kadın ve çocuk cinayetleri, öğrencilerin barınma, beslenme sorunları, aldıkları burs yemeğe bile yetmeyen gençler, özel okul ve yurtların sık sık değişen aylık ücretleri, üniversiteliler için yurtların az, kiraların çok olduğu bir ülke. Yaşam kalitesinin her gün biraz daha düştüğü koşullar, barınma krizinin psikolojik sağlığı etkilemesi, tek mönüyü paylaşan gençler, bir simidi bölüşen emekliler…
Şayet bir ülkede emeğin insana kattığı sessiz vakar görülmüyorsa! Gençlerin umudu ve hayalleri, emeklilerin huzuru ve beklentileri sağlanmıyorsa! 4 milyon ruhsatlı silaha karşılık, her 3 kişiden birinin belinde silah varsa! Denizli’de 15 yaşındaki çocuk düğünde havaya ateş açarak 11 kişiyi yaralıyorsa! Tarlaları ve yeşil alanları betona boğduğumuz için zehirlenen gıda, kirlenen hava, kirletilen su yüzünden tarım can çekişiyorsa! Tüm bunları merak konusu yapıp “neyin havası, neyin egosu bu?” diye sormazlar mı?
Acaba lüksten, şatafattan, israftan, haramdan kaçmayanlar! Ekonomik ve siyasal krizlere neden olanlar! Bir zamanlar tarım ve hayvancılık ülkesiyken, şimdilerde patates ve soğanın zam şampiyonu olduğunu, etin fiyatının dudak uçuklattığını, açlık ve yoksulluğun giderek derinleştiğini, açlık sınırının 36 bin TL, yoksulluk sınırının 112 bin TL’ye dayandığını biliyorlar mı?
Yine ekonomik refaha ulaşmak için süreç belirsizken, yaşatılan krizin de körüklediği iletişim yönetimi yerlerde sürünürken, olup bitene çanak tutanlar, kafa tutanlar, halkı arkasına alanlar, yönetime sırtını yaslayanlar bu kadar çokken! Yetkili zevat okul ve hastane değil, hapishane açmakla övünürken! Ucunda önemli dersler barındıran, toplumun hafızasında derin izler bırakanlar unutturulmaya çalışılırken! Umuda sarılmak yerine, öfke beslenirken, biz hala kayyum, etkin pişmanlık, mutlak butlan vb gibi konularla meşgulken! Politikayı belirleyen yönetim erbabı yaşamsal konuların başında nelerin geldiğini, nefret, şiddet, belirsizlikle kuşatılmış ülkemizin tahammül sınırlarının aşındığını, Türkiye’nin esas beka sorununun işsizlik ve beyin göçü olduğunu bilmiyorlar mı?
Engebeli yolları nasıl aşarız?
Bu arada artan ve büyüyen tek şey borçlarken! Gençlerin feryadı duyulmazken! Yağmur gibi yağan üretici zamlarından sonra çiftçi tarlasına küserken! Zorlu ve çetin yolların yolcularının, yorucu yokuşları aşmaya çalışan emekçilerin çilesi görülmezken! Gıda, giyim, ulaştırma başta olamk üzere şirketler kepen indirip, satılık ve kiralık fabrika ilanlarından geçilmezken! Ülkemizde yılın ilk 4 ayında iflaslar yüzde 68 artmışken! Emekliler; “Koronadan ölmedik, açlıktan öleceğiz!” diye yakınırken! Somali’ye 10 yılda 1 milyar 63 milyon dolar yollayarak şanımızı yürüttüğümüz için gurur duymalıyız!
Evet! Darboğazdan geçiyoruz, enflasyon ortada, gıdadan barınmaya, ulaşımdan eğitime, sağlıktan soyyalleşmeye zorlanan yurttaş çaresizlik içinde kartlara yükleniyor, kartlar kabarıyor, üretim yok, ithalat çok, çarşı pazar el yakıyor, yurttaşın cebi boş, Nisan ayı itibariyle İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı 2.5 milyonu aşmış, iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı milyonlara ulaşmış…
Siyasetteki hızı dönüşler umutları azaltırken, şafak baskınları, siyasi baskılar, ardı arkası kesilmeyen operasyonlar adaletsizlik duygusuna yol açıyorken, üretim azalıp tüketim zorlaştıkça kopuşlar, arayışlar başlıyorken! Müjdesiz yazı bitirilir mi? CB demişki; “Sessiz devrimlerimizle Türkiye’ye çağ atlattık. 103 yıllık Cumhuriyetin en başarılı kadrosu olduk. Adımızı tarihe şanla şerefle nakşettirdik. Artık küresel siyasetin oyun kurucusuyuz.” ABD Başkanı Trump da demiş ki; “Nato zirvesine onun için geliyorum. O çok güçlü bir lider!”
Sözün özü: Emekten, eğitimden, işsizlikten, gençlerden başlayıp toplumsal sorunlara uzanan ve yazının özüne hakim olan bunca gerçeklerden sonra; Çerçeveletilecek değerde ki bu sözler için tahminimi yazmıyor, onu okurlarımın hayal gücüne havale ediyorum…