Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
“Aman ha dışarı çıkmayın!” uyarılarının yapıldığı, mevsimin rekor sıcaklarıyla baş etmeye çalıştığımız bugünlerde; Yüreklere su serpmeyen olaylarla ve ülkede su bırakmayan yangın haberleriyle sınanıp, kavrulup duruyoruz.
Her ne kadar “ölüm bazı mesleklerin fıtratında var” denilse de; Yangına giderken maskeleri, oksijen tüpleri, ısıya dayanıklı giysileri, eldivenleri, gözlükleri, ilk yardım çantaları bile olmayan, 37 bin TL maaş alıp, 25 bin TL kira ödeyen orman görevlilerin ölümlerinden kim sorumlu? Yönetenlerle yönetilenler arasında ki tüm makasların ne kadar çok açıldığını görünce yanıt çok net ve açık değil mi?
Yurttaşlar ağlayarak ellerindeki damacanalarla, su kaplarıyla yangını söndürmeye çalışırken, çevredeki köylüler traktörleriyle su ve sağlık malzemesi taşırken, herkes küçük büyük hayvanları kurtarmak için çabalarken, yangınlar artmasına rağmen söndürme uçakları aynı kalırken, biri sönmeden diğeri başlayan yangınlar bir karabasan gibi, kabus gibi hayatları tehdit ederken! Makas daha mı çok açılıyor ne?
Önce sorular! İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi 5 zengin ilimizde 3.5 milyon kişi sosyal yardımlarla ayakta duruyorsa! Üreticilerin, emekçilerin, hala çalışmak zorunda olan 2 milyon emeklinin, eğitimli işsiz gençlerin, atanamayan öğretmenlerin, yakınlarını karanlık cinayetlerde yitiren ailelerin, yani mutsuz, umutsuz, kaygılı pek çok kesimin son zamanlarda meydanlardan taşan, alanlara ve sığmayan buluşmalarının adı “size yetmese de biz yetti artık!” demek mi olur?
Taşınan pankartlarda yazılanların adı; haksızlıklara, hukuksuzluklara, adalet arayışına, işsizlik, açlık, atanamama, kadın cinayetleri, yakılan ormanlar, kararan yeşil vb. gibi konu ve sorunlara karşı bir baş kaldırı mı olur? “Susun, konuşmayın, bizim yollarımız da yürümeyin!” diyenlere karşı topluca bir ses yükseltme mi olur? Ülkeyi kendi istediği gibi yönetmek isteyenlere karşı, her yaptığına boyun eğecek bir toplum oluşturmayı hedefleyenlere karşı bilinçli bir dayanışma mı olur? Yaptığı her şeyi sorgusuz, tartışmasız kabul eden bir itaat toplumu yaratmak isteyenlere karşı sergilenen dik bir duruş mu olur? Soruların ucu açıktır…
Yine bu buluşmalar; Konuşanı yaftalayan, ses çıkaranı damgalayan, sokağa çıkanı düşman ilan edenlere karşı “Nereye kadar ve niye?” demek mi olur? Eğitimi evrensel ve çağdaş olmaktan çıkarıp sudan nedenlerle değiştirenlere karşı kitlesel bir eylem mi olur? Aydınlanma devrimini hiçe sayan, özgür aklı yok sayan, Atatürk ve Cumhuriyetle derdi olanlara karşı yürekli bir çıkış mı olur? Bu sorular uzatılabilir…
Ya da tüm bu toplantı, buluşma ve bir araya gelmelerin adı haklı taleplerin yansıması mı olur? Öldürülen kadınların, karnı doymayan emekçinin, emeğinin karşılığını alamayan memurun, iş bulamayan gençlerin hakkını aramak mı olur? Simsiyah olan yeşil alanlara, kapkara olan güzelim toprağa, zeytinin başına gelenlere bir isyan mı olur? Bu sorulara yanıtımız toptan evettir…
Yine meydanlarda toplananlara bakınca; Memurundan esnafına, öğrencisinden emeklisine, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, pusetteki bebesinden yeni adım atanına, gelininden güveyine yollara düşenlerin yarattığı kitlesel sinerji mi olur? Yoksa sohbetten espriye, fıkradan türküye, ikramdan yardımlaşmaya, içtenlikten alçakgönüllülüğe sergilenen erdemli duruşa tarafımızdan okkalı bir alkış mı olur? Bu sorulara da yanıtım tartışmasız evettir…
Veya dayanışma adına pratik çözümler bulmak için ille de meydanlara çıkmak gerekirmiş demek mi olur? Önü arkası düşünülmeyen riskli hamlelere dur demek mi olur? Buluşma noktalarına varmak için yürürken derin derin düşünmek mi olur? “Beklenti çıtasını” derinden ve kökten yükseltmek mi olur? Bu soruların yanıtı da belli ve ortadadır…
Yine meydan buluşmalarını düzenleyip, sahiplenip üzerine titreyenlerle, ülkemizin artık bu sorunlarla yönetilmesine izin vermeyecek olanlarla çıkılan bu yolda atılan adımlar artık uykudan uyanalım uyarısı mı olur? Bazı gerçekleri unutanlara hatırlatmak mı olur? Farklı oyunlarla karşımıza çıkan- çıkarılan çok uluslu ve sonsuz destekli şirketlerin doğaya ve topraklarımıza yönelik kıyımına yüksek tonla hayır demek mi olur? Siyanürle altın arayanlara, nükleer santraller için yeşili yok edenlere yeter artık diye hatırlatmak mı olur? Ormana, yeşile, doğaya düşman olanların; “uydu kent kuracağız, kömür çıkaracağız” gerekçelerine karşı; “Zeytinime dokunma! Geleceğimi karartma” isyanı mı olur? Hala katılmayanlara, “gel sen de katıl cesaret bulaşıcıdır, sen de yürümelisin, adalet herkese lazım!” demek mi olur? Bana göre evet!
İleride bir gün, çok da uzun olmayan bir gelecekte atılan bu adımların filmini çekecek, belgeselini yapacak, romanını yazacak olan sanat erbabı illa ki çıkacaktır. Ve onlar yapıtlarında farklı nedenlerle de olsa ortak paydalarda buluşanların öykülerini, eylemlerini, iş kazalarında ölenlerin, ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetlerinin, yeşili talan edenlerin, insanın ve doğanın yaşam hakkını hiçe sayanların, çilekeş halkın sorunlarını kayıt altına alacak ve yarınlara aktaracaktır. Çünkü yöneticilerin yanlış politikalarının faturasını ülkede yaşayanlar ödemekte, insan yaşamının her şeyden önemli olduğu çoğu kez unutulmakta ama yazılanlar aşivlerde kalmaktadır…
Unutmayalım! Kaşıkla verip kepçeyle alanlara karşı, gelir dağılımını bozanlara karşı, ülkenin fabrika ayarlarını yerle bir edenlere karşı ortak hareket etmek bugünü toparlamak ve geleceği kurtarmaktır…
Bitirme notu: Canını hiçe sayarak yangınlara müdahale ederken yaşamını yitirenlere rahmet diliyor, sıcak soğuk, gece gündüz, yağmur çamur demeden çorbada benim de tuzum olsun diyen herkesi, her kesimi içtenlikle selamlıyorum…