Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Uzunca bir süredir ertelediğim, gündemin yoğunluğundan ötürü ötelediğim KADIN konusunu bir süre bu sütunlarda daha sık okuyacaksınız. Çünkü okurlarım tarafından hem eleştiri, hem de öneri yağmuruna tutuldum.
2025 Türkiye’sinde kadın nerededir, daha doğrusu nereye götürülmek isteniyor? Bu derya deniz konuyu, daha doğrusu sorunu bir köşe yazısının sınırlarına sığdırmak ne kadar mümkün bilmiyorum. Bildiğim o ki; Kadın haklarının göz ardı edildiği günümüzde, ortalama günde 3 kadının öldürüldüğü ülkemizde kadın fotoğrafını iyi okumak ve acilen önlem almak ve sıklıkla dillendirmek zorundayız…
Çok az gülümseyip, çoğu kez iç geçirdiğimiz günümüzde, yüklenilmiş görevlerimizi, verilmiş kimliklerimizi, biçilmiş kaftanlarımızı, dikte edilen erkek egemen bakış ve geleneksel kodlarla dayatılan işlerimizi öyle ya da böyle yerine getirme çabası içindeyiz. Hakkımıza ve payımıza düşen genelde asık suratlar, gergin ses tonu, patlamaya hazır yüz ifadesi, açılmayan telefonlar ve sıkılmış yumruklar olduğu için teşekkür vb beklentimiz zaten yok!
Neden mi? Şundan! Son 15 yılda 4 binin üstünde kadının öldürüldüğü, sadece Ocak ayında 33 kadın cinayeti işlenip, 32 şüpheli kadın ölümünün gerçekleştiği ülkemizde; Kadınların başına gelenlere, getirilenlere, bu gidiş ve hoşgörüyle gelecek olanlara soru yoluyla yanıt arayalım! Tüm bunlar; neden yok, bahane çok, ceza az, hoşgörü tavan olduğu için olmasın?
Cevabınız evetse sorulara geçelim! Kadın sorununun neresindeyiz? Kadının siyasette ve eğitimdeki yeri neredir ve nerededir? Yönetim, toplum ve erkekler kadını nerede görmek istiyor? Kadın hareketinin arka planında neler oluyor? Tokat gibi çıkışlar karşısında yanıtımız ne olmalı? Bu yazının (yazı dizisi mi demeliydim?) konusu, yukarıda sorulanlar, yanıt alınmasa da sorulacak olanlardır…
Kadın konusu ülkemizde de, dünyada da ateşi hiç düşmeyen, dumanı hep tüten konuların başında gelir. Bu işin çözümü salt derneklere, vakıflara, demokratik kitle örgütlerine, STÖ’lere bırakılmaması gereken bir konudur. Herkesin, hepimizin, ilgilenmesi, elini taşın altına da, sorunların üstüne de yüreklice koyması gereken önemli, güncel ve yaşamsal bir konudur…
Dünden bugüne kapanmayan, bu gidişle ve görüşle de zor kapanacak olan kadın yarasının üzerine cesurca, yiğitçe gitmek, işin hafife alınmayacak kadar ciddi olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini görüp göstermek gerekir…
Kadın tarihimizin görkemli geçmişini, olumlu ve onurlu sayfalarını, cumhuriyetin kazanımlarını içeren konuları tartışmaya açarsak elimizde ne kalır? Dünya, bölge ve ülke dengelerinin alt üst olduğu bir süreçte, hem savaş verip, hem devrim yaparak kurulmuş olan bir ulus devlette kadın gerçeğini pek çok batı ülkesinden önce görüp yaşama geçirenlerin o süreçte yaptıklarını görmezden gelirsek önümüzde ne kalır?
Savaş sonrasının bilinen, beklenen tüm görüntülerinin egemen olduğu bir ülke de! Yolun, suyun, elektriğin olmadığı, eğitimden sağlığa, toplu iğneden kefen bezine kadar her alanda yokluk, yoksulluğun kol gezdiği bir memlekette! Kadına haklar veren, onu eşit kılan, kadını, gençliği, kültürü, sanatı CUMHURİYET projelerinin temeline oturtan Büyük Atatürk’ün çağdaş anlayışını ve yaptıklarını yok sayarsak elimizde ne kalır?
Aslında sözcüklere, tariflere, sıfatlara, saatlere, sayfalara sığmayan bir konu…
Kadının geldiği yeri anlatmaz ve tanımlamazsak, göz yaşartan, geniz yakan, derinden düşündüren, kaygı boyutunu artıran bazı örneklere değinmezsek, kırıklarla dolu kadın karnemize ait sayfalar açmaktan kaçınırsak 2025 yılına dair fotoğrafları çekemeyiz!
OECD’ye göre kamuda en az kadının çalıştığı ülke Türkiye imiş. Öncelikle Meclis’teki temsil oranımıza, bakanlıklara, yargıya, karar mekanizmalarına, dış temsilciliklerimize, siyasal partilere, yerel yönetimlere, özetle azınlık koridorlarındaki yerlerimize bakınca OECD haklı. Tam da burada duralım. Aradan geçen bunca yılda geldiğimiz yere bakalım. Bize dayatılan rollere ve biçilen modellere bakalım. Bakışlarımızı kaçırmadan bakamayacağız. (Kadın büyükelçi oranımız yüzde 27. Zambiya, Tayland, Malezya, Cezayir, Gürcistan büyükelçileri kadın.) Sayımızın özellikle yöneticilik makamında çok az olduğunu görürüz. Bilgi notu: Sağlık sektöründe çalışanların yüzde 60’ını kadınlar oluşturuyor…
Özetle! Ülke nüfusunun yüzde 49.9’unu oluşturuyor, tamamını doğuruyor, istihdamda erkeklerin yarısından daha az yer alıyoruz. Yönetici kadın oranımız yüzde 20. Bu şu demek değil midir? Her alanda öncü, örnek ve önder kadınlarımıza yenileri ekleneceğine önümüze yeni setler, sert duvarlar çekiliyor, yok sayılıyor ve görmezden geliniyoruz.
Özetin özeti! Anılarımızı, düşlerimizi, kurallarımızı, sevdiklerimizi, sevmediklerimizi, gerçek öykümüzü, bastırılmış duygularımızı, ruhsal sancılarımızı, sinyal veren dürtülerimizi, saygı nesnesi olarak gördüklerimizi, içimizde dolup taşan isteklerimizi, gerçeklerimizi, yüzleşmekten kaçındıklarımızı, kulak vermediklerimizi, gülüp geçtiklerimizi düşündüğümüzde;
Unutmayalım ki! Büyük Atatürk’ün kadınlara açtığı ışıklı yola, Cumhuriyetin sağladığı kazanımlarımıza, attığı temellerin sağlamlığına gözü gibi sahip çıkan kuşak, ve inanan kuşak yine bizleriz, sizlersiniz, biz Cumhuriyet kadınlarıyız…