Prof. Dr. Barış Doster: ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olarak NATO

-Konuk Yazar - 7 Haziran 2026 17:34

Prof. Dr. Barış Doster

baris.doster@12punto.com.tr

NATO; kuruluş senedinde ve basın bültenlerinde yazılanların, savunucularının söylediklerinin aksine, sıradan bir savunma ve güvenlik örgütü değildir. Bundan çok daha fazlasıdır. İdeolojik, ekonomi politik, sınıfsal tercihleri olan çok boyutlu, çok yönlü bir örgüttür. Üstelik Soğuk Savaş’ın başlangıç döneminin örgütü olarak, asıl amacı, “SSCB ve komünizme karşı olmak” şeklinde tanımlansa da, bunun çok ötesinde, ittifak üyesi ülkeleri, ABD hizasında, ABD denetiminde tutmaya yarayan bir örgüttür. NATO sayesinde ABD; üye ülkelerin sadece savunma ve güvenlik politikaları, sadece dış politikaları üzerinde değil, iç siyasetleri, ekonomi politikaları, eğitim kurumları, üniversiteleri, akademileri, düşünce kuruluşları, sendikaları, kültür endüstrileri üzerinde de büyük nüfuz kurmuştur.

ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO; Soğuk Savaş sonrasında, ilk alan dışı askeri harekâtını, 1990’lı yılların ortasında Balkanlarda Bosna – Hersek’e yapmıştı. Onu, 1999’da Kosova’ya yönelik müdahale takip etti. 1990 – 1991’deki Körfez savaşında, ABD’nin Irak’a saldırısında, ittifak olarak, kurumsal olarak doğrudan NATO yoktu. ABD öncülüğünde, çok sayıda NATO üyesinin de içinde bulunduğu koalisyon güçleri vardı. NATO; o dönem Türkiye’ye, hava savunma sistemi vermiş, Irak’a askeri açıdan doğrudan saldırmamıştı.

O yıllarda, 1991’de biten Soğuk Savaş’ın üzerinden henüz 10 yıl bile geçmediğinden, tüm liberaller, neo liberaller, tek odaklı, tek merkezli dünya düzeninin (Dikkat, tek kutuplu dünya düzeni değil, çünkü kutup olması için en azından iki kutup gerekir. Tek kutuplu demek, dil açısından da mantık açısından da yanlıştır) erdemlerini anlatıyorlardı. Liberalizm, kapitalizm, post- modernizm, küreselleşme, Yeni Dünya Düzeni kasırgası esiyordu. ABD kazanmıştı. SSCB dağılmıştı. Varşova Paktı çökmüştü. Doğu Bloku tarihe karışmıştı. Berlin Duvarı yıkılmıştı. Sosyalizm, komünizm yenilmişti.

O koşullarda, NATO’nun varlık gerekçesi kalmadığından, mantıki olarak, NATO’nun da tarihe karışması gerekirdi. Çünkü ne işe yarayacağı sorgulanıyordu. Kimi, kime karşı koruyacağı sorusu soruluyordu. Bu nedenle NATO’ya adeta düşman, hatta düşmanlar aranıyordu. Bulundu da.

KİTLE İMHA SİLAHLARI VE KİTLE İKNA SİLAHLARI

Yugoslavya dağıtılırken, insanlar katledilirken, etnik temizlik, toplu tecavüz yapılırken hemen harekete geçmeyen, seyirci kalan, zamanı, zemini, şartları kollayan NATO; ABD emperyalizminin istediği zamanda ve koşullarda harekete geçerek, dünyaya şu mesajı verdi. NATO artık, “barış inşası, barışı koruma, radikal akımlarla ve terörle mücadele” gibi görevlere sahip olduğunu dünyaya ilan etti. Bu da elbette, NATO’nun kurucu lideri olarak ABD’nin “insan hakları, özgürlük, demokrasi, uygar dünya” söylemleriyle örtüşüyordu. Çünkü ABD; kendisini bu değerlerin, kavramların koruyucusu olarak görüyordu. Bu kavramlar adına, bu kavramların ardına saklanarak, başka ülkelere saldırıyor, bombalıyor, işgal ediyordu. Hatta gözüne kestirdiği ülkelerde önce sorunlar, anlaşmazlıklar çıkarıyor, etnik, dinsel, mezhepsel çatışmalara zemin hazırlıyor, bu çatışmaları teşvik ve tahrik ediyor, sonra da gidip bu sorunları çözeceğini söyleyerek, istikrarı sağlayacağını öne sürerek, o ülkeleri işgal ediyordu.

Dünyada da ABD’nin bu yalanlarına inanan milyonlarca insan yaşıyordu. Özellikle ABD medyası, ABD’nin dünya genelinde desteklediği medya organları, bilim insanları, sivil toplum kuruluşları, düşünce merkezleri, adeta kitle ikna silahları gibi hareket ediyorlardı, insanları inandırmak ve kandırmak için.

ABD; bu siyasetinde o denli küstahlaştı ki, ABD Başkanları, bu görevin, kendileri için sadece siyasi bir görev değil, bunun çok daha ötesinde dini, ilahi, ahlaki bir sorumluluk olduğunu söylemeye başladılar. Irak’ta da bu yalanı söyledi ABD, Yugoslavya’da da. Yugoslavya dağılır – dağıtılırken, NATO, “Tek Müslüman üyesi Türkiye olan bir ittifak olarak, Hristiyan Sırplara karşı, Müslüman Boşnakları, Müslüman Kosovalıları savunduğu, haksız ve zalime karşı, haklı ve mazlumu kolladığı” görüntüsünü ve mesajını vermeye çalıştı.

ATLANTİK SİSTEMİ ÇÖKERKEN 

Aradan yıllar geçti. Dünyada güç dengeleri değişti. ABD’nin emperyalist hakimiyeti, hegemonya kabiliyeti aşındı, aşınıyor. Rusya, özellikle Putin iktidara geçtikten sonra, 2000’li yıllarla birlikte, hızla toparlandı. Yakın çevresinden başlayarak nüfuzunu pekiştirdi. Çin, ekonomik gücüyle birlikte, politik, askeri, bilimsel, teknolojik gücünü de artırdı. ABD’nin en büyük rakibi, ABD’yi en çok kaygılandıran hasmı oldu. ABD’nin bizzat kurallarını koyduğu, kurumlarını kurduğu Atlantik sisteminde, Batı ittifakında da derin görüş ayrılıkları var, çözülmeye, güç kaybına koşut olarak. Bu şartlarda ABD; hem kendi içindeki derin fay hatlarını, toplumsal – sınıfsal çelişkileri yönetemiyor hem de müttefikleriyle büyük sorunlar yaşıyor. Kanada’yı eyalet yapma, Danimarka’ya bağlı Grönland’ı ABD topraklarına katma niyetini, Venezüella’daki, Filistin’deki barbarlığını, İsrail’e birlikte İran’a saldırısını, Küba’ya yönelik tehditlerini buaçıdan yorumlamak gerekiyor.

Eskiden olsa, en azından görünüşte, emperyalist devlet, işgali, saldırganlığı, talanı, barbarlığı kendince temellendirmek, gerekçelendirmek, meşrulaştırmak için yalan söylerdi. Örneğin, ABD; 2001’de, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından Afganistan’ı işgal ederken, El Kaide terör örgütünün Suudi Arabistanlı lideri Usame Bin Ladin’in, Afganistan’da yaşamasını, işgale gerekçe olarak göstermişti. Yine ABD; 2003’te Irak’ı işgal ederken, “Saddam Hüseyin’in elinde kimyasal silahlar, kitle imha silahları var” yalanını söylemişti. Alman diktatör Adolf Hitler; 1939’da Polonya’yı işgal ederken, İtalyan diktatör Mussolini; 1935’te Habeşistan’ı (Etiyopya) işgal ederken, uyduruktan da olsa, kendilerince gerekçeler sıralamış, tarihsel, siyasal, jeopolitik bahaneler öne sürmüşlerdi.

Günümüzde ABD emperyalizmi, bu türden yalanlar söylemeye, gerekçeler üretmeye bile ihtiyaç duymuyor. ABD Başkanı Trump; NATO’dan çıkabileceklerini söylerken, NATO üyesi ülkeleri azarlıyor, küstah ifadelerle Avrupalı liderleri aşağılıyor.

O nedenle NATO’ya, kurucu anlaşmasında yazılanları okuyarak değil, ABD emperyalizminin ihtiyaçlarının neler olduğunu kavrayarak bakmak gerekiyor.

 

Kaynak: 12punto.com.tr

BENZER HABERLER