Prof. Dr. Fazıl Agiş
fazilagis@gmail.com
DOĞU ROMA
Tarihçilerin Bizans İmparatorluğu diye yazdıkları Doğu Roma İmparatorluğu, aslında önceki Roma İmparatorluğu yerini alan ve devam eden Roma İmparatorluğu’ndan başka bir devlet değildi. Roma ʽArabçada Rûm olarak geçer ve Rûm sûresindeki bu ad da bu ülkeyi ifade eder. Doğu Roma Ortodoks olunca Vatikan’daki Papa’nın otoritesini güçlendirmek için Katolikliğin liderliğini sürdürebilmesi için Roma tacını elinde bulundurduğunu iddia ederek Avusturya, Nemçe hanedanına bu tacı giydirip Nemçe kralını Kutsal Roma İmparatoru ilân etmesiyle bu Avusturya hanedanının kralı Kutsal Roma Germen İmparatoru olarak Roma tacının kendisinde olduğunu iddia eder. Bundan dolayı Avusturyalı tarihçiler Doğu Roma’ya Roma İmparatorluğu değil de Bizans İmparatorluğu diyerek küçümsemeye uğraşırlar. Konya’yı pâyitaht yapan Rûm Selçuklu Sulṭânlığı, diğer adıyla Anadolu Selçuklu Devleti de gözünü Roma tahtı Kostantiniyye’ye (İstanbul’a) dikerek Roma İmparatoru olmayı da hedeflediğinden Roma sembolü olan çift başlı kartalı devletinin ʽalâmeti olarak kullanmaktadır.ʽOs̮mânlı Sulṭânlığı’nın İstanbul’un fetḥiyle başlayan süreçte ʽOs̮mânlı pâdişâhları da Ḳayser-i Rûm unvânıunı ta Karloşça Antlaşmasına kadar kullanırlar. Diğer taraftan Rus ḥükümdarı III. İvan, Bizans’ın son hanedanı Paleolog sülalesinden Prenses Sofia (Ruslar Zoya der) ile evlenerek kendisini Roma’nın vâris̮i olduğu iddiasıyla Roma imparatorlarının kullandığı Sezar’dan türeme ve Kayser anlamındaki Tsar (Çar) unvanını alırlar ve devlet sembolü olarak çift başlı kartal hatta bugün de Rus bayrağında yerini alır.
Diğer adıyla Anadolu Selçuklu Sulṭānlığı’dır. Anadolu o zamanki metinlerde Anaṭoli şeklinde yazılmıştır. Rûm denmesi de Anadolu’nun o zamanlarda coğrafik adı olmaktadır. Diyâr-ı Rûm olarak da kullanılmıştır. Anadolu ile İran bölgesi arasına Ermeni Krallıkları ve Haçlı devletlerinin girmiş olması Anadolu’nun merkezden bağımsız olmasına sebeb olmuştur.
***
FATIMÎLER
Fâṭımîler kendilerini Hz. Fâṭımatu’z-Zehrâ (s.a.) soyuna nisbet etmelerinden dolayı devletlerine bu adı verdikleri gibi kurdukları camiye de Ez-Zehrâ adını verdiler. Devletin kurucusu ve ilk Ḫalîfesi Ebû MuḥammedʽUbeydullah Mehdî, kendisini İsmâîlî’lerin gizli imamlarından olup, bu devletle zâhir olan İmâm Mehdî olduğunun da iddiasıyla ortaya çıkmıştı. 292/905’te Tunus’ta devletini kurduktan sonra, bu devleti Mıṣır’a taşımıştır. Bu devlet Şâm ve ʽArabistân’a da tasalluṭ etmiş ve 567/1172’ye kadar var olmuştur. Her ne kadar ʽUbeydullah kendisini Muḥammed bin İsmâʽîl bin Caʽfer eṣ-Ṣādıḳ neslinden geldiğini iddia ediyorsa da Muḥammed bin İsmâʽîl adına İsmâʽîliyye mezhebinin oluşumunu sağlayan Muḥammed’in nâibi Meymûn el-Ḳaddâḥ neslinden geldiğini belirten deliller de vardır. Bu delillerden dolayı ve İsmâʽîlî Ḳarmaṭîlerin ʽUbeydullah’ın imâmetini tanımamaları başlıbaşına bir konudur. Yedi İmamcı olup İsmâʽîl’i gaybette olan imâm diye inanan İsmâʽîlîler arasında Muḥammed’i ayrıca gaybette imam gibi addetmeleri, ondan sonraki devam eden neslinden gelenleri de maʽṣûm imamlar olarak gizlileri ve zahirdekileri diye ayırmaları, aralarından yeni mehdîlik iddiasında bulunanlarından dolayı taḳlîdî imândan öteye gidemeyen birbirinin içine girmiş dallı budaklı mesʼelelerle karşılaşıyoruz.
Cāmiʽatu’z-Zehrâ, ilk Cāmiʽa adını alan mescid olup mescidlerin Cāmiʽ olarak da adlandırılmasının başlangıcı oluyor. Bugün Arabça’da müennes̮ (feminin =dişil) olarak Cāmiʽa, üniversite karşılığında kullanılmaktadır. O zaman mescidin yanı sıra revaklar arasında çeşitli ustadların etrafında halkalar halinde oturup ders verildiği yer görevi de görmektedir. Ṣalaḥuddîn Eyyubî’nin Fâṭımî devletinin Emîru’l-Cuyûş maḳāmına gelip Fâṭımî devletine darbe yapıp iktidarı ele alarak bunun yerine Eyyûbî devletini kurmasıyla Şîʽa inancını yasaklamasıyla, Hz. Peygamber’in sevgili kızı Hz. Fâṭımatu’z-Zehrâ (s.a.)’nın adını müz̮ekkerleştirerek (erilleştirerek) El-Ezher’e çevirince buranın adı bugüne kadar kullanılan Cāmiʽu’l-Ezher oluyor.
Fâṭımîlerdeki Emîru’l-Cuyûş, ʽAbbâsîlerdeki Emîru’l-Umerâ karşılığında olmaktadır ve çok yetkili vezir maḳāmıdır, Orduların Emîri, komutanı anlamına gelir.
***
BÜYÜK SELÇUKLU
Büyük Selçuklu Sulṭanlığı, âdeta bir İrân Şehinşâhlığı idi. Üstelik bu imparatorluk, bir Türk ḫânedânının elinde yeniden kurulup İrân devletinin en yaygın olduğu alana ḥâkimdi. Devletin resmî dili Farsça, bilimde ʽArabça, ḫânedân ve ordu içinde Türkçe kullanılırdı. Bu koskoca devletin, diğer adıyla mülkün kapsadığı alanda çok çeşitli etnik unṣurlar, ḳavimler, uluslar, milletler (o zaman kullanılan taʽbîrle millet kelimesi dîn ve mezhebleri ifâde eder) olduğundan her ḫalḳ kendi dilini kendi şîveleriyle konuşurdu. Şimdiye kadar Dâru’l-İslâm olan hiçbir İslâm ülkesi bir bayrak altında bir arada bu kadar geniş alanda olmamıştı.
Selçuklu Devleti’nin egemenlik alanı, ʽaynı zamanda ʽAbbâsî Ḫalifeliği’nin de egemenlik alanıdır. Selçuklu ḥükümdârlıkları için kullandıkları SULṬÂN unvânını ḫalîfeden aldıkları gibi, ḫalîfenin ordusu da Selçuklu ordusuydu ve ḫalife, sulṭânın himayesindeydi. Bu topraklarda ḫuṭbelerde hem ḫalîfenin hem sulṭânın adı okunduğu gibi basılan sikkelerde de bu adlar yazılıyordu; bu uygulama devlet statüsünü göstermesi bakımından önemliydi. Bu bakımdan ister Selçuklu tarîḫi ister ʽAbbâsî tarîḫi yazılırken birbirinden ayrı düşünülemez.
Ulusal anlamında millî tarihler bakımından Selçuklu tarihi İran tarihi, Türk tarihi, Arap tarihi, Afgan tarihi kapsamlarına da girecek kadar geniş alanını içine alır.