Tuğçe Tatari: İddia sahibi iddiasını ispat etsin ama gazeteci de kayıtsız kalmasın!

-Konuk Yazar - 29 Ekim 2025 19:25

Tuğçe Tatari 

tugcetatari@gmail.com

Sistem değişsin diye çabalarken, biz de o sistemin kendisine dönüşmeyelim…

Şimdilerde konuşmak ve yazmak, neredeyse içinde yaşadığımız despotizm döneminin en zor işlerinden biri haline geldi. Çünkü memlekette siyasi başarı, iktidarı bire bir kopyalayarak elde edilebilir sanılmış; umutlar, umutlarımız buradan yeşertilmiş… Siyaset, sosyal medya ve medya da buna göre yeniden şekillenmiş gibi görünüyor.

Bir süredir adını koyamadığımız “tiplerin” neden, nereye ve kimler tarafından yerleştirildiği artık netleşti gibi. Ama kimse konuşamıyor, kimse söyleyemiyor, kimse tartışamıyor… Çünkü, her iki taraf da bu kavgayı aynı tarzda, aynı araçlarla veriyor…

Burada isyan etmek de bize, yani kimseyle yürümeyen eser miktarda insana düşüyor aslında. Ortada pek bir umut kalmadığı gibi, çürümeye direnen insanları da “kötü abilerinizi” taklit ederek kurtarabileceğinize inanmanız -ya da inandırmanız- gerçekten etkileyici bir zekâ ürünü.

Ama en acıklısı da çürümeye sağladığınız katkı, çürümeye verdiğiniz destek. Bunları konuşacağız elbet…

Bu konuyu şimdilik burada bırakıyorum ama muhakkak devam edeceğimin notunu düşerek.

Bugün, tüm bu saçmalığın içinde kendi mesleğime dair olanlardan, işin bize yazan kısmından bahsetmek istiyorum.

Bu bahse geçmeden önce de sizi mesleğe dair bazı temel bilgilerle kendimle aynı düzleme getirmem gerekiyor; çünkü aksi hâlde çarpıtan, küçük bir kelime oyunuyla çürütmeye çalışan ve saldıran çok oluyor. Trol mrol filan durdurmaz elbet temiz kalanı; bizim işimiz gerçekle, tutkumuz da gerçeği ısrarla söylemekte.

O hâlde başlayalım: Gazetecilik, olayları, olguları ve gelişmeleri kamu yararı doğrultusunda araştıran, analiz eden ve kamuoyuna aktaran bir iletişim mesleğidir. Amaç, halkın bilme hakkını korumak ve siyaseti, siyasetçileri, iktidarı, kurumları toplum adına denetleme işlevi görmektir.

Mesleğimizin temel İlkeleri: Doğruluk ve güvenilirlik, tarafsızlık ve adalet, kamu yararı, kaynağı koruma, etik sorumluluk…

Gazetecilik mesleğinin toplumsal bir gücü vardır ve bu güç tamamen güven üzerine kuruludur.

Toplum, gazeteci kişilere güven duyar. O güvendir aynı zamanda ‘toplumsal itibarı’ sağlayan.

Eğer bir haberin yapılış nedeni, bir konunun işlenme biçimi ya da öne çıkarılan isimler konusunda kuşku oluşursa, kamuoyu manipüle edilmiştir, güven ilişkisi kötüye kullanılmıştır. Bu noktada, hepimizin ulaşmak için çabaladığı o olmayan demokrasi bir kez daha zarar görür; çürüme hızı artar.

Doğruluk ve dürüstlük olmadan tarafsızlık, bağımsızlık ya da ifade özgürlüğü anlamını yitirir.

Yani özetle; gazeteciliğin en önemli etik kuralı, “doğruları hiçbir çıkar ilişkisine bulaşmadan, kamu yararı için yazmaktır.”

Bu yazıyı yazmama sebep olan soruya gelelim artık: Bir gazeteci, “açıktan para aldığı” yani -haber, yorum veya kişileri öne çıkarmak karşılığında bir çıkar elde ettiği- iddiasıyla karşılaşırsa ne yapmalıdır?

Hiç kuşkusuz, hukukun temel ilkesi bu durumda da geçerlidir. Nedir o ilke; müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Yani, iddia sahibi iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.

Ancak, mesleğini maddi çıkar elde etmek için istismar etmekle, misal “muhataplarından para almak”la suçlanan bir gazeteci için, suçlamayı reddetmek, “herhangi bir kimse veya kurumdan veya yapıdan herhangi bir para almadığını” açıklamak o kadar da zor olmasa gerektir.

Zira bu tür iddialar karşısında sessizlik gazeteci için muhatabı önemsememe değil, cevap veremeyecek durumda olmak şeklinde de yorumlanabilecektir. Gazetecilere sorumluluklarını hatırlatan gazetecilere tepki göstermek, sessiz kalınan bir tartışmadaki soru işaretlerini maalesef ortadan kaldırmaz, aksine koyulaştırabilir.

Sanıyorum ki “Ben asla kimseden para almadım” demekten daha kolay bir açıklama biçimi yoktur. Örneğin, izlediğim kadarıyla defalarca “fon aldığı” iddiasıyla muhatap olan T24, her seferinde çıkıp “hiçbir kişi, şirket, kurum, fon” gibi bir yapıdan destek almadığını açıkladı. Şeffaf olmak koşulu ve netamesiz bir kaynak olması koşuluyla “fon almak” elbette suç değil. Ancak fon almakla “suçlanırken”, “tek kuruş almadık” açıklamasını yapmaktan imtina eden gazeteciler var, bunu söylemek istiyorum.

Bir gazeteci için “gayrimeşru maddi çıkar elde etmek”le suçlanmak, “şüyuu vukuundan beter” bir iddiadır. Yani, gerçek olmasa da bir iddianın dilden dile dolaşması gerçekleşmesinden de daha zararlı olabilir.

Bu tür bir suçlama karşısında sessizlik, gazeteciyi yıpratır. Yapılacak olan ilk şey iddiayı tek cümleyle reddetmekse diğeri de meslek örgütlerini bu konuya dahil edip tarafsız bir şekilde incelenmeyi talep etmek olabilir.

Hep söylüyorum, yineleyeyim:

Açıktan para aldığı iddiasıyla karşılaşan her gazeteci, gerçeğe aykırı bir suçlama karşısındaysa, bu iddiayı hiçbir şüpheye yer vermeyecek bir şekil ve içerikle reddetmelidir.

Bu ithamı ortaya atanın kim olduğu, kişiliğinin veya eylemlerinin etik değerlere uygun olup olmaması başka bir tartışmanın konusudur.

Hepsi birbirinden ünlü, birbirinden güvenilir gazetecilerin “Bir şey olmadı ki” düşüncesiyle yola devam etmeleri bu konudaki soru işaretlerini büyütür.

Bu konu daha çok konuşulacak, daha çok tartışılacak. Düşmanınıza, rakibinize veya kurtulmak istediğiniz bu düzene dönüşmemenin; çürümeye kapılmamanın tek yolu, gerçeklerimizi ve değerlerimizi eğip bükmeden şeffaf bir şekilde tartışabilmeye devam etmektir.

Bilenler bilir, buraların yenisi değilim, kolay da sinmem. Bu konunun takipçisi olacağım, bence sizler de olmalısınız.

Sistem değişsin diye çabalarken, biz de o sistemin kendisine dönüşmeyelim -yani hâlâ dönüşmemiş o azınlık adına konuşuyorum.

 

Kaynak: t24.com.tr

 

BENZER HABERLER