Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Ziya Gökalp, Türk Milliyetçiliği’nin temel esaslarını oluşturan; ilkelerini ortaya koyup onları sistemleştiren; hepsinden önemlisi, “İçtimaî Milliyetçilik” anlayışı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Felsefesi’ne kaynaklık eden çok değerli bir fikir adamımızdır. Türk Milliyetçiliği’nin şahikasıdır.
II. Meşrutiyet İhtilâli’ni gerçekleştiren İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) Merkez Komitesi üyesidir. Gökalp kültür, sanat, dil, tarih alanlarının yanısıra felsefî/ideolojik ve doktrinel konularda İTC’nin “mihver” ismi olmuştur. İttihatçılar’ın ünlü hâtibi Ömer Naci, Ziya Gökalp’i “Kitabü’l Mecanin” yani, Kitapların Mecnunu olarak tanımlamıştır. Hakikaten öyledir. Ziya Gökalp, İTC’nin entellektüel yüzüdür.
Diyarbakır doğumlu olan Ziya Gökalp’in babası, Suriye Türkmenlerinden Mehmet Tevfik Bey’dir. Annesi ise Kürt asıllı Pirinçcizâde ailesinden Zeliha Hanım’dır. Bilindiği üzere Türkler’de soy, babadan yürür… Ziya Gökalp, Türk etnisitesine mensuptur.
Bazı kaynaklar, O’nun Çermik kökenli bir Zaza olduğunu kimi araştırmacılar ise Kurmanci/Kırmançi lehçesiyle konuşan Kürtler’den olduğunu öne sürerler; ama bu tezlerinin altını hakkıyla doldurduklarını söylemek pek mümkün değildir.
Kendi araştırmalarım üzerinden devam edeceğim. Ziya Gökalp Kürt değildir; fakat Diyarbakır’da Kürt halkı ile içiçe büyümüş bir vatan evladıdır. Annesi, dayıları, teyzeleri, anne tarafından kuzenleri de hâliyle Kürt’tür. Bu nedenle Türkçe’ye olan hâkimiyetinin yanında Kürtçe’yi de abartısız söylüyorum, sular seller gibi konuşurdu. Anadolu’nun Güneydoğusu’nda Türkmenler, Kürtler, Araplar, Keldanîlar, Yezidîler ve Süryaniler’in yanısıra irili-ufaklı halklar, kimi bölgelerde hep birlikte komşu olarak yaşarlardı.
“Medeniyetler Beşiği” olan Bir imparatorluk coğrafyasında yaşamanın, Ortadoğu sınırında hayat sürmenin doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur bu… Dolayısıyla o bölgede yaşayan insanlar, kendi anadilleri olan tek lisanla yetinemezlerdi. Halk Kürtçe, Türkçe, Arapça ve kimi yerel dilleri de konuşurdu.
Yüzyıllar boyu-Diyarbakır merkez olmak üzere-bugünkü Suriye ve Irak topraklarında hüküm süren Akkoyunlular Devleti’nin Osmanlı tarafından yıkılması sonrasında bölgede yoğun bir Kürtleştirme süreci yaşanmıştır. O dönemde Akkoyunlular’a başkentlik eden Diyarbakır, ağırlıklı olarak Türkmenler’in yaşadığı bir şehirdi. Ne var ki Akkoyunlular’dan sonra demografik yapı, güneyden göç ettirilen Şâfi Kürtler lehine değiştirilmiş; Türkmen nüfusun önemli bölümü asimilasyona uğratılmıştır. Ziya Gökalp’in “Öksüz Türklüğü”nü ve bölgenin sosyolojik şartlarını, tarihin bu penceresinden görmekte ve ona göre değerlendirmekte yarar vardır diye düşünüyorum.
1990’lı yılların ilk yarısında Süryani kökenli olan Mardinli bir gazeteci arkadaşım vardı. Süryanice’nin dışında Kürtçe’yi iyi konuşur; Türkçe haberleri, hatasız ve çok güzel yazardı. Sonraki yıllarda mesleğini bırakarak papazlık yapan bu arkadaşımın aile bireylerinin “çok dilli” olduklarını da sonradan fark etmiştim.
Buradan hareketle, Ziya Gökalp’in Kürtçe ve Zaza’ca konuşmasını olağan karşılamak gerekir. Ayrı olarak, amcası Hasip Bey’den Farsça ve Arapça dersler almıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihi ile ilgili araştırmalar yaparken Ziya Gökalp’in, İstanbul’da cemiyet içindeki bazı kişilerce “Kürt Ziya” diye anıldığına rast geldiğimi ifade etmek isterim. 1908 ihtilâli sonrasında istanbul ve İTC’nin merkezinin bulunduğu Selanik’teki toplantılara katılan cemiyet mensupları arasında tabiî olarak çok sayıda Kürt Kökenli Osmanlı vatandaşı vardı. Ziya Gökalp, bu kişilerle uzun uzun Kürtçe sohbetlere tutuşurdu. Galiba biraz da bu yüzden kimi İttihatçı üyeler O’nu Kürt zannedip, “Kürt Ziya” yakıştırması yapmışlardı.
Gökalp, Kürt Dili’ne öyle hâkimdi ki toplantılara ara verildiği zaman onlara Kürtçe fıkralar anlatarak bulunduğu ortamı kahkahaya boğardı. Sonra kürsüye çıkar; Türkçülük ve Türk Milliyetçiliği hususunda uzun söylevler vermeyi sürdürürdü.
Çok kültürlü, çok dilli Osmanlı İmparatorluğu içinde yetişen Ziya Gökalp’in milliyetçilik anlayışı da ona göredir. Kucaklayıcı ve kapsayıcıdır. Irkî esaslar yerine, kültürel esaslara dayanır. Ziya Gökalp, Türk Milliyetçiliği’ni “İçtmaî Milliyetçilik”, yani sosyal milliyetçilik olarak tanımlamıştır. O’nun milliyetçiliği “Hars Milliyetçiliği”, günümüz Türkçesi ile kültür milliyetçiliğidir…
Ziya Gökalp’e göre kültür; toplumun içinde yaşadığı bütün sosyal unsurlar ile toplumun ortak tarih ve kaygıları olsa gerektir. Ziya Gökalp’in bütün kesimleri kucaklayıcı milliyetçilik anlayışında, toplumun geniş kesiminin inandığı dinin önemli bir yeri vardır. Gökalp’in milliyetçilik anlayışının içinde olan ve toplumu birarada tutan değerlerden biri de hiç kuşku yok ki İslâm’dır.
Bu hususta çağdaşı ve hatta yaşıtı olan pozitivist Türkçü Yusuf Akçura ile ayrı düşer. Akçura inancı, milliyetçilik anlayışının temeline koymaz ama dışlamaz da…
Son olarak; Ziya Gökalp, yaşadığı dönemde Kürt olduğunu öne süren çevrelere “Türk olduğundan emin olduğunu” söylemiş ve böyle olsa bile etnik aidiyetin önemsiz olduğunu savunmuştu. Gökalp, “Sosyolojik çalışmalarımdan öğrendim ki; milliyet eğitime dayalıdır” demiştir.