Anlama Düzeyi

28.05.2022 11:30

321 Kişi Okumuş

0 Yorum

Anlama Düzeyi

Han Ayvaz Adıgüzel

 

Kişi anlama gücünü yitirme konumuna düşebilir. Fikri yüksek kavramlara
yöneltmeden bir konuyu medarı ile bilemezsin. Bu demektir ki fikrin ve inancın bütünlüğünü
bozmadan ona el vermiş olasın ve akletmiş olasın! Anlama düzeyimiz ve anlama biçimimiz!
Bunlar aynı şeyler değildir. Kişinin anlama düzeyi sanıldığından daha yüksek olabilir ama
anlama biçiminde bir yetkinlik yoksa o yüksek düzey kişiyi sarsılmaz sonuçlara
götürmeyecektir. Biçim ve düzey konusunu örneklendirelim; oturduğun dairenin üst katında
komşunun çocuğu koşup duruyor, oyuncaklarını sert kullanıyor, haliyle alt katta ses olacaktır.
Bu ses bazen gürültüye dönüşebilir. Şimdi anlama düzeyi yüksek olan şöyle diyecektir: “Böyle
şey olamaz, bu insanlığa aykırıdır. Bu bir site apartmanıdır, sen bunu tek başına mı
kullanıyorsun, bu bir hukuksuzluktur, beni kimsenin rahatsız etmeye hakkı yoktur, zabit
tutulmalı, şikâyet edilmeli vb.” Görüldüğü gibi, burada ailenin rahatsızlığından dolayı haklı bir
söylem söz konusudur fakat biçim düzeyi yüksek olanın anlayışı şudur: “Mümkündür,
komşunun çocuğu koşup oynuyor, komşudur vb.”
Eğer sunum yetkin değilse sunucu belâgatını kaybeder. Dedik ki anlama düzeyi ile
anlama biçimi ayrı şeylerdir, anlama düzeyi yüksek olur ama anlama biçimi yetkin olmayabilir.
Bunun tersi de geçerlidir. Peki, hangisi kişiye mesafe katettirir? Eğer yüksek düzeyde anladığın
bir şeyi, kutsal olanla delillendirmiyorsan, o anlayışın sana bir yararı olmayacaktır.
Delillendirme denilen şey, anlayış mahallinde biçimlendirmedir. İslâm tarihinden bir örnekle
meselenin anlaşılmasına yardımcı olalım, öyle ki beyanımız zinde olsun. “Gadîr-i Hum”
meselesi bu konuya en güzel örnektir. Hz. Peygamber’in “Vedâ haccı”ndaki “Gadîr-i
Hum”1
olayını yüksek düzeyde anlayabilirsin ama Kur’an’a dayalı bir biçimlendirmen yoksa
bu anlayışın sonuç getirmez. Beklenen hakikatten seni uzağa düşürür fakat meseleyi Kur’an’a
göre biçimlendirmişsen, anlama düzeyin az olsa bile, konuyu hemen kavrar ve mesafe
katedersin; çünkü dinde muhakeme ve delil, sağlam bir inanca ulaşmanın asıl parçalarıdır.
Muhakeme, gücünü delilden alır. İslâm’da delil, akıl ve peygamberdir. Verdiğimiz
örneklerde görüldüğü gibi bazı meselelerde iş sadece bilgi düzeyinin yüksekliğiyle çözülmüyor,
biçimsellik de şart oluyor. Mevlânâ’ya; (ö. 672/1273) “Ârif kimdir” diye sormuşlar; cevabında,
“Agâh olandır” demiştir. Yani anlayan, bilen, anladığına yol bulan! Bir hakikati gereği gibi
anlayamamak, onun yokluğuna delil sayılmaz. Anlama meselesinin yüksek veya düşük oluşu,

biraz da kişinin iç tutumuyla ilgilidir. Bir insanın iç tutumu anlama tarzından etkilenir. Bir
realitenin var olmasının önemi kadar, bizim o olguya karşı tutumumuz da önemlidir. Bu durum
en sonunda bilinçli toplumun iç dünyasını hazırlar. Bunu da unutmamak gerek; inancı
tanımakla onu gerçekleştirmek ayrı şeylerdir. Anlama meselesinde kavramların ne olduğunu
bilmek de etkin bir haldir. Kavram kargaşası varsa orada bir tıkanıklık oluşur. Her bilincin bir
düzeyi vardır, bunu başlıklar halinde sunuyorlar, meselâ; “uyuyan bilinç”, “bilincin rüyası”,
“yaratıcı bilinç” vb. Bunlar birer bilinç katmanlarıdır, o halde bilince ateş düşmeli ki anlama
düzeyi yükselsin, biçimlensin, bir fonksiyon kazansın.
Şöyle bir soru sorulabilir: “Kişi neden derin konuları anlayamaz?” Yukarıda buna
cevap verilmeye çalışılmıştır. Etkin olmasa bile verilenler birer cevaptır fakat yine de bazı
güzîde cevaplar vermek gerektir. Anlayamamanın psikolojik sebebini de göz önünde tutmak
lazım. Derin konulara anlayamıyor; çünkü derin konularda nur perdeleri var, bu ona engeldir.
Neden güneşe net bakılmıyor; çünkü gözler zayıftır, ışığın şiddeti buna mânidir. Anlama düzeyi
biraz da kişinin etkilenme düzeyidir. Eğer bütünden koparsan o şeyin anlamını yitirirsin, o şeyin
hakikat olma niteliği kaybolur. Anlamayı kaldıran bir etken öğrenme kabiliyetini de öldürür.
Kişinin tefekkürde bütünden kopması, anlamayı kaldıran bir etkendir. Anlamaya ihtiyaç
duymak lazım, böyle bir duyum hangi aşamanın adıdır? Yeteneğe hazır oluşun! Nasıl ki göz
her şeyi bir olunca görmeye başlar, bunun gibi! Ayrıca anlama biçimimizi tanımlamak, ilim ile
mantıksal boyutta tanışmak, derinlik ve fikri yüceliğe hürmet vb. Bunların hepsi anlayabilmeye
hazırlıktır. Hazırlık sonunda kişide görüş menzili oluşur, böylece görüşlerimiz yücelince,
tanıyışımız ve seçimimiz isabet bulacaktır, derinlik ve fikri yücelikleri kavrayabileceğiz.


1: Hz. Peygamber, “Vedâ haccı”nda “Gadîr-i Hum” denilen yerde, 120 bin kişiye yaptığı konuşmada meâlen; “Ben kimin mevlâsıysam Ali de onun mevlâsıdır. İlâhî! Ali’nin dostuna yardımcı ol, düşmanına düşman ol” buyurmuştur (Allâme Emînî’nin meşhur el-Gadîr kitabında yüzlerce kaynakta maruftur).

İlgili Terimler :

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz