Bir dertleşme yazısı…

13.06.2024 00:03

Kişi Okumuş

1 Yorum

Bir dertleşme yazısı…

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com


YAZI ARŞİVİ


Liseden, Kars’tan, Erzurum’dan, üniversiteden, STÖ’lerden dostlarla buluştuk. Ortak konumuz mu? Değerlere özlem! Konuş dediler! Susmadım…

Dedim ki; Bizim kuşağın kendimizle olan dertlerimizin başında başarmak geliyor. Verdiğimiz sözleri eksiksiz yerine getirmek ve o sözleri tutabilmek geliyor. Hırsla, adanmışlıkla, sınırları zorlayan bir özveriyle hayatı kolaylaştırma, yazma, konuşma, paylaşma, tutkumuz geliyor. Yüzlerine bakınca; Sözlerimin bakışla onaylandığını görüp, düşüncelerimde yalnız olmadığımı anladım…

Dedim ki; Hepimizin O’nun ışık saçan mavi gözleri, aydınlık gülüşü, derin bakışları her 10 Kasım’da karşımıza dikilir. Ülkesi için yokluğu, yoksulluğu, hastalığı,  göğüsleyen ödünsüz kimliği gelir önümüze dikilir! Cumhuriyet ilkelerini yaşatmak için verdiği mücadele, kurucu devlet adamı sorumluluğuyla attığı dev adımlar gözümüzde canlanır. Ve bizler ondan aldığımız cesaret, bilimsel alt yapı ve umutla yaşımızı başımızı unutup cumhuriyeti savunmaya bir kez daha ant içer kendimizi hala 20 yaşında hissederiz. Çünkü O’nun izinden gitmek vicdan ve namus borcu olarak bizim kuşağa emanettir. Bu emanete gözümüz gibi sahip çıkarız, çıkmalıyız. Hele de her sorunda kilidin anahtarını açacak olan O’nun adımları ise bunu hiç unutmamalıyız. Çünkü gerçek yurtseverler eksilmeyen vatan sevgileriyle, ufuklara bakan gözleriyle, bir çift mavi göze verdikleri namus sözüyle; yapılanları sineye çekmeden, eyvallah demeden, “yönetim neylerse güzel eyler!” diye alkış tutanlara inat “her gecenin bir sabahı vardır!” diyerek yollarına devam edenlerdir…

Dedim ki; Bu buluşmada bir kez daha tarihe not düşelim. Böylece milli mücadelenin şah damarını, nefes borusunu görmezden gelenlere hatırlatmış olalım. Bir an geriye dönüp;

Atatürk’ün attığı büyük adımlardan önceki ülkeye bakalım; Teslim alınmış bir padişah! Dağılmış Osmanlı ordusu! İşgal altındaki Anadolu! Yoksul bir ülkeyle karşılaşırız…

Sonra da dönüp destansı adımlardan sonraki ülkeye bakarsak; 19 Mayıs’la kurtuluşu! 23 Nisan’la kuruluşu! 30 Ağustos’la zaferi! 29 Ekim’le cumhuriyeti sağlayan yüzyılın dehasıyla karşılaşırız. Hal böyle iken Büyük Atatürk’ün neleri gördüğünü, hangi hedefleri gösterdiğini, geleceği nasıl planladığını bilmemek görmemek ne mümkün? Aksi halde bu destan nasıl yazılırdı? O’nun dehasını anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde; Attığı her adım içimizdeki soruların cevabının tek adreste toplandığının kanıtı ve adresi değil midir? 

Dedim ki; Sadece bilimsel katkılarıyla değil, ödünsüz kimlikleri, hak savunurken sergiledikleri cesaret ve boyun eğmeyen duruşlarıyla yüz akımız olan, kutup yıldızı sayılan bilimin cesur kadınlarını bugünlerde daha sık anıyor ve hatırlıyoruz. Örneğin asırlık bir çınar gibi, hiç eğilmemiş ağaç gibi 102 yaşındaki Nermin Abadan Unat’ın; “Yılmak yok, dayanın, mesele sabredip öylece oturmak değil, mücadele etmektir.” sözünü hiç unutmuyor, unutturmuyoruz…

Dedim ki;  Endonezya’da Türkiye sevgisi ve Atatürk hayranlığı nedeniyle erkek çocuklara Kemal adı çokça veriliyor. Bu bile Büyük Atatürk’ün izleri, etkisi, unutulmazlığı adına özel bir örnek değil midir? Kişisel olarak; lisede ki tarih hocamdan disiplinli çalışmayı, üniversitedeki tiyatro tarihi hocamdan dikkatli çalışmayı, ilk görev yerimdeki müdürümden sabırlı olmayı öğrendim. Bu arada Atatürk’ün her sözünün benim kişisel yaşamımda ve aldığım kararlarda büyük etkisi ve yeri olduğunu gördüm. Çünkü onun kadına verdiği değer benim önümü açtı ve bana yol gösterdi. Hele de bugünlerde onun dehasını anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu hissedince şunu bilip şunu söylerim…

1919- 2024. Aradan 105 yıl geçmiş…

Cumhuriyetimiz henüz 1 yaşında iken; Mustafa Kemal’in; “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak dönünüz!” sözleriyle uğurlanan 150’si kız, 750 pırıl pırıl gencimiz yurtdışına eğitim için uğurlandı. ABD, Fransa, Japonya, Çin, Almanya, Belçika, İsviçre, İngiltere, Avusturya, İtalya, Çekoslovakya, Macaristan ve İsveç’e gittiler. Cenevre, Lozan, Lyon, Sorbonne, Berlin, Harvard Heidelberg, Wiskonsin üniversitelerinde eğitim aldılar. Ve ülkemize dönüp başarılı işlere imza attılar. Çünkü onlar Büyük Atatürk’ün o derin bakışlarının altında yatan disiplini, bilgiyi, birikimi, cesareti, yeni ufuklara açacak bilim ve araştırma merakını görmüşlerdi. Kimisi çok sesli müziğimizin omurgasını oluşturdu. Kimisi arkeolojinin babası oldu. Kimi elektrik mühendisi, kimi maden mühendisi, kimi jeolog, kimi memleketin ilk beden eğitimi öğretmeni oldu. Çünkü onlar Atatürk’ün ve cumhuriyet hava ve su olduğuna inanıp, uygarlığın ayak izlerinde dolaşmışlardı… 

O nedenle Gazi denilince akla Anadolu gelir, Balkanlar gelir, Selanik gelir, kadın- erkek eşitliği gelir, çağdaş eğitim gelir, hayvan sevgisi gelir, tango gelir, Türk müziği gelir, tiyatro- opera gelir, çevreye duyarlık gelir, çocuklar gelir, özetle insan olmak, lider olmak, önder olmak gelir. Müzeyyen Senar’ı, Safiye Ayla’yı takdir ederek dinlerken eşlik etmek gelir…

Büyük Atatürk denilince aklımıza; Bir toprağı vatan yapmadaki öncümüz, ülkeyi cumhuriyetle tanıştıran önderimiz, her anlamdaki örneğimiz gelir. O’nun çelik gibi iradesi, entelektüel donanımı, pratik zekâsı, sevk ve idare kabiliyeti gelir…

Sözlerimi noktalarken dedim ki: Atatürk’ü vazgeçilmez bir kimlik kartı gibi yakamıza astığımız günden beri, her şeye rağmen umudumuzu yitirmeyişimiz bundan. Cumhuriyetin kazanımlarını altın bir anahtar gibi, ata yadigârı bir mücevher gibi boynumuza taktığımız günden beri yolların daha ışıklı, sabahların daha aydınlık, umutların hiç solmaması bundan…

Açıklama notu: Salonun bize ayrılma süresi bitip, ancak konuşacaklarımız bitmeyince, ilk fırsatta buluşma sözü vererek birbirimizle vedalaştık. Mekândan ayrılırken sanki gözlerimiz biraz daha parlak bakıyordu. Birbirimize iyi gelmiştik,  konuşma içeriğimiz bize çok iyi gelmişti…

Kutlama notu: Okurlarımın Kurban Bayramını sağlık ve esenlik dileyerek kutlarım…


 

İlgili Terimler :

YORUMLAR

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Zehra Oral
13 Haziran 2024 - 12:40

Buram buram Atatürk ve ona olan hayranlık , sevgi ve minnet kokan ders niteliğindeki yazıyı bir solukta okudum. Kürsüden sesleniyor gibiydin.