Cuma Sohbetleri: Hz. Emir Ali İbn-i Ebutalib’in Hutbelerinden

08.09.2017 08:16

820 Kişi Okumuş

0 Yorum

Cuma Sohbetleri: Hz. Emir Ali İbn-i Ebutalib’in Hutbelerinden

SIFFÎN’DEN DÖNDÜKTEN SONRA OKUDUKLARI HUTBE

Hamdederim Allah’a, nimetini tamamlamak için;
yüceliğine uymak için: O’na isyân etmekten kurtulmak
için; O’ndan yardım dilerim yokluktan, yoksulluktan
kurtulmak için. Gerçekten de O, doğru yola sevkettiğini
saptırmaz, ona karşı düşmanlıkta bulunanı da
kurtarmaz, ihtiyaçtan kurtardığı kişi yoksul olmaz. O’na
hamdetmek, tartılıp ağır gelen her şeyden daha ağırdır
gerçekten; üstündür saklanıp korunan değerli
şeylerden.
Bilirim, bildiririm ki Allah’tan başka yoktur tapacak;
ortağı yoktur, birdir ancak. Bu biliş, bildiriş, sınanmış
olarak candandır, gönülden; inancı hâlistir, özden. Sağ
kaldıkça ona yapışır, sarılırız; uğradığımız korkulardan
onunla aman buluruz. Bu inançtır îmân için gerekli
olan, lütfe, ihsana başlangıç bulunan; Rahmân’ın
razılığını sağlayan; şeytanı sürüp kovan.27
Ve bilirim bildiririm ki Muhammed kuludur,
rasûlüdür. Onu tanınmış bir dinle gönderdi; üstünde
yalım-yalım ateş yakılan, yol yitirenlere yol bulduran
dağ gibi belirli âlâmetle, hükmü kesin kılınmış kitapla,
parıl parıl parlayan, ışıkla, alev alev balkıyan aydınlıkla,

27 – Yokluktan, yoksulluktan kurtulmak için; yâni O’ndan
yardım dilerim herhalde ve O’dur her hâceti revâ eden, O’na
hamdetmekten mahrûm olmamak, bu mânevî yoksulluktan
kurtulmak için O’ndan yardım isterim demektir.
bozulması mümkün olmayan emirle yolladı şüpheleri
gidermek, apaçık gerçekleri kesinleştirmek, delillerle
halkı kötülüklerden çekindirmek, belâlardan
korkutmak için yolladı.
İnsanlar sınanma içindeydiler; öylesine ki din ipi, o
yüzden üzülürdü, kopardı; gerçek inanç direkleri
yıkılırdı, yatardı. Dinin aslına karışıklıklar düşmüştü; iş
darmadağın olmuştu; çıkılıp kurtulunacak yer
daraldıkça daralmıştı; vehimlerden sıyrılmak için
görecek gözler köreldikçe körelmişti. Doğru yolun adı
sanı kalmamıştı; Körlük her yanı kaplamıştı. Rahmân’a
isyân ediliyordu; şeytana yardımda bulunuluyordu.
İman hor-hakir olmuştu; dayanakları yıkılmış-gitmişti;
nişâneleri tanınmaz hale gelmişti; yolları görünmez
olmuştu; geçitleri silinip gitmişti. Şeytana itâat etmişti
insanlar; onun yollarını tutmuştu canlar; onun
kaynaklarından içiyorlardı susayanlar. Şeytanın
bayrakları onlarla yürüyordu; sancağı dikilmişti,
dalgalanıyordu. İnsanlar öylesine sınanmalar
içindeydiler ki o fitneler, tabanlarıyla eziyordu onları;
tırnakları altında kırıp geçiyordu onları. Neşesinden
tırnaklarının ucuna basmış, kalkınmıştı fitneler;
insanlarsa o fitneler arasında yollarını yitirmişler,
şaşırıp kalmışlar, bilgisiz bir hale gelmişler, fitnelerin
içine düşmüşlerdi.
En hayırlı yerde, en şerr komşular arasından
gönderdi O’nu, bir haldeydiler ki uykuları uykusuzluktu;
sürmeleri göz yaşlarıydı; bilginin ağzına gem
vurulmuştu, bir söz söyleyemezdi; bilgisizi ağırlanırdı,
sayılırdı, bir sözü iki edilemezdi.28
(Bu hutbeden):
O’nun soyu, sırrına sahiptir. O’nun, buyruğu
onlardan öğrenilir. Bilgisinin heybesidir onlar;
kitaplarının konduğu, korunduğu yerdir onlar; dinin
dağlarıdır onlar; dinin beli bükülürse onlarla doğrulur;
eli ayağı titrerse onlarla dincelir, dertten kurtulur.
(Aynı hutbeden: Onların düşmanlarıysa,)
Kötülük tohumlarını ektiler; yalanlar, aldanışla
suladılar; helâk olup gitmeyi biçtiler, azâba uğramayı
derdiler, devşirdiler. Bu ümmetten hiç kimse
Muhammed sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem’in
soyuyla kıyaslana-maz; boyuna onların nimetlerine

28 – İnsanların, Hz. Muhammed’in (s.a.a) gönderilme-sinden
önceki hallerini anlatmaktadır. Hidâyet gerçekten de bilinmez
olmuştu. Şeref soya sopa bağlıydı, üstünlük ancak kahırla,
zulümle elde edilirdi. Elle yapılan putlara kulluk etmek, fakat
istenilen elde edilemezse onlara hakarette bulunmak âdetti.
İlk kız çocuğu olanın onu, diri diri gömmesi, şerefini korumak
için bir vecîbe idi. Kölelik câriyelik bir geçim vasıtasıydı,
hürriyet adı anılmaz bir mefhumdu; fazilet bir muammadan
ibaretti; batıl inançlar revaçtaydı. Arap yarımadası bu halde
olmakla beraber yeryüzünün başka tarafları da sapıklık
içindeydi. Mûsevîlik, ırk üstünlüğünü güden, âhireti
düşünmeyen, düzeni, başka milletler hakkında mubah sayan
bir din haline gelmiş, Hristiyanlık, putperestlik olmuştu.
Temizliğin adı sanı yoktu. Din namına ahlâksızlık ve zulüm
herkesi bezdirmişti.
En hayırlı yer, Mekke ve Beytullah’tır; o evin en kötü
komşuları da müşriklerdir.
ulaşan kişiyle hiç bir zaman onlar eşit olamaz. Onlar
dînin temelidirler, tam inancın direği; ileri giden döner,
onlara katılır da yola girer; geri kalan gelir, onlara uyar
da murâda erer. Onlarındır vilâyet hakkının özellikleri
elbet, onlardadır vasiyet ve verâset. Şimdi hak ehline
döndü; yerine geldi; sâhibini buldu.29
* * *

29 – Vilâyet ve vasiyet, Hz. Peygamber’in (s.a.a) yerine geçen
zâtın, Allah’ın emri ve Hz. peygamber’in (s.a.a) tebliği ile
ümmetin imâmı ve Peygamberinin vasisi olup din ve dünya
işlerinde ümmet içinde veliyy’ül-emr oluşudur ki bu inanç
“İmâmiyye”, yahut On iki İmâm’ın vilâyet ve imâmetine
inandıkları için “İsnâ-Aşeriyye” denen, diğer mezhepler, İmâm
Muhammed’ül Bâkır (a.s) ve oğlu İmâm Ca’fer’üs Sâdık’ın (a.s)
zamanında çıktığı ve Ehl-i beyte uyanların İmâm Ca’fer’e (a.s)
uydukları için “Ca’feriyye” diye de anılan mezhebi, diğer
mezheplerden bilhassa ayıran inançtır.
(Bu hutbenin son fıkrasına nazaran Emir’ül-Müminin’in (a.s),
hemen halife oluşundan sonra irâd edilmiş olması ihtimâli de
vardır.)

Nehc-ül Belaga / Prof. Dr. Abdulbaki Gölpınarlı

İlgili Terimler :

YORUMLAR