KAYIP OTOMOBİL

06.07.2021 13:36

401 Kişi Okumuş

0 Yorum

KAYIP OTOMOBİL

Fatma Işık Kaya

Hiç beklemediği bir anda eşinin başkasına âşık olduğunu îtiraf etmesi üzerine yirmibeş yıllık evliliğini bitirmiş, çalıştığı kamu kuruluşundan erken denecek yaşta emekli olarak çok sevdiği bu sahil kasabasına yerleşmişti.
Eşiyle birbirlerini severek evlenmişler, o lânet olası güne kadar hiçbir sorun yaşamadan, gül gibi geçinip gitmişlerdi. Birbirlerini incitmemişler, saygı, sevgi dolu, huzurlu bir evlilik hayatı sürmüşlerdi. Çocukları olmamış, bunu hiç sorun etmemişlerdi. İkisi de çalışıyordu Maddî, mânevî hiçbir sıkıntıları yoktu.
Evliliğinin ânî bitişiyle sarsılan adam, ortak aldıkları daireyi eski eşine bırakmış, otomobilini alarak, kendini bu şirin beldeye atmıştı. Üç katlı bir apartmanın zemin katında kiraladığı iki oda, bir açık mutfaktan oluşan evinde, ilk gençlik yıllarında ilgilendiği, hayat gailesi yüzünden devam ettiremediği ağaç oyma işleriyle uğraşarak yaralarını sarmaya çalışıyordu. Sevimli ve canayakın yapısıyla kasabada hemen çevre edinmiş, herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. İlgi gösteren, kur yapan kadınlar da eksik olmuyordu. Henüz yaraları kabuk bağlamamıştı. Sütten ağzı yandığı için yoğurdu üfleyerek bile yemekten korkuyor, gösterilen her ilgiye kayıtsız kalıyordu. Onun açısından şimdilik böyle yaşamak en güzeliydi. Sessizlik, huzur, ılıman iklim ve kimseye karşı sorumluluk taşımamanın verdiği dinginlik.
O sabah erkenden kalktı. Bazı ihtiyaçlarını karşılamak için şehre gitmesi gerekiyordu. Hafif bir kahvaltı yaptı. Mavi şort ve beyaz tişörtten oluşan kıyafetini, beyaz keten şapkasıyla tamamladı. Kapıdan çıktığında hafif, serin bir rüzgâr yüzünü şefkatle okşadı. Denizden gelen iyotkokusuyla,, komşu bahçelerdeki çiçeklerden birbirine karışarak yayılan kokular tatlı bir sarhoşlukla başını döndürdü.
Otomobiline bindi, camları açtı. Radyoda çok sevdiği klâsik müzik kanallarından birini buldu. Beethowen’in ayışığı sonatı candan bir arkadaş edasıyla sarıp sarmaladı, yalnızlığına ortak oldu. Adam bu güzel ortamın canına okurcasına bir de sigara yaktı. Eskiden tek tük içtiği bu zıkkımı boşandıktan sonra hayli arttırmıştı. Bir an önce bırakması gerektiğini biliyor ama bir türlü adım atamıyordu. Güneş dağların ardından başını çıkararak bir selâm verdi. Adam gülümseyerek selâmı aldı. Bu arada ayışığı sonatı yerini Mendelsonûn mi minör keman konçertosuna bıraktı. O da can ciğer, kuzu sarması sundu dostluğunu.
Güneş yavaş yavaş yükseliyor, sanki biraz önce selâm veren o değilmiş gibi hırçın hırçın dişlerini göstermeye başlıyordu. Çok sıcak bir gün olacaktı yine.
Keyifli bir yolculuğun sonunda menzîle ulaştı, otomobilini boş bulduğu bir ağaç gölgesine parketti. İndi, kapısını kilitledi, hızlı adımlarla şehrin keşmekeşine daldı. Aradığı herşeyi bulabileceği devâsâ alışveriş merkezine girdiğinde sıcaktan ter içinde kalmış, dili, damağı kurumuştu. Kasabanın huzurlu sessizliğine alışan beyni, dışarıdaki gürültü kirliliğinin yanısıra burada da dört bir yandan gelen çeşit çeşit bangırtılı müzik, insan sesi, cafelerden yayılan çatal, bıçak gürültüsüyle çöp eve döndü. Yine de susuzluğun emrine boyun eğip, cafelerden birine oturup, buz gibi bir cola söyledi. İçerisinin serinliği ve colanın soğukluğu eşliğinde hayli rahatladı. Hesabı ödedi.
“Ne bitmez, tükenmez ihtiyaç varmış be” diye söylene söylene alışveriş merkezindeki mağazaları dolaşırken birinden çıkıp, diğerine girmekten başı döndü. İşlerini mümkün olan en kısa sürede bitirdi ama karnı da zil çalmaya başlamıştı. Gözüne kestirdiği köftecide güzelce karnını doyurduktan sonra ellerinde ağır torbalarla dönüş yoluna koyuldu.
Dışarı çıktığında haşlak bir rüzgâr yüzünü yaladı. Bezgin bezgin yürürken kasabanın adını haykıran bir ses duydu. Bir baktı, otobüs terminalinin önündeydi. Koştu, nefes nefese kalkmak üzere olan,. otobüse kendini attı. Klima çalışıyordu, içerisi buz gibiydi. Hayli rahatladı. Otobüs hareket etti.
Kasabaya vardığında hava şehre göre nispeten serindi. Ortalık sessizdi. İnsanlar öğle sıcağının geçmesini Evlerinde ya da gölgelik, kuytu köşelerde bekliyor olmalıydı. Saat 16:30’du. Garajdan 10 dakika süren yolu yürüyerek evine ulaştı. İçeri girdi. Aldıklarını olduğu gibi bırakarak banyoya koştu. Yorgun bedenini duştan akan soğuk suyun şefkatli kollarına bıraktı. Sonra da akşam 19:00’a kadar güzel bir uyku çekti.
Akşam kendine mükellef bir çilingir sofrası kurdu. Hem demlendi, hem gelen geçenle lâfladı. Dinlenmiş, rahatlamış olarak, gece geç saatlerde tatlı bir uykuya daldı.
Ertesi gün öğleye doğru uyanabildi. Kahvaltıdan sonra mayosunu giydi, deniz çantasını hazırladı. Bir gün girememiş, hayli özlemişti denizi. Kapının önüne çıktı, bir de ne görsün?… Otomobili her zaman parkettiği yerinde değil!… “Acaba yorgunluktan farklı bir yere mi parkettim ” diye düşündü. Etrafta bir dolaştı, yok, yok, yok.
Keyfi kaçmıştı. Geri döndü, balkondaki şezlonga sıkıntıyla kendini bıraktı. Cep telefonunu aldı, polisi aradı, arabasının çalındığı ihbarında bulundu. Gelen geçen onun endîşeli ve üzgün hâlini görüp, nedenini öğrendiklerinde tesellî etmeye, otomobilinin mutlaka bulunacağına dâir umut vermeye çalışıyorlardı.
Böylece aradan iki gün geçti. Otomobilinin bulunamamış olması adamın üzüntüsüne üzüntü katmaya devam ediyordu. O sabah yine isteksizce oturduğu kahvaltı masasında yiyecekleri iştahsız iştahsız gevelerken cep telefonu çaldı. Arayan polis memuru arabasının bulunduğunu müjdeliyor, yerini tarif ediyordu.
Birden bire başından aşağıya içi buzla dolu bir koca kova su döküldü sanki!… İki gün öncesi hızlandırılmış bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti. Parkyeri olarak seçtiği ağaç gölgesine gelince film dondu. Otomobilinin bulunduğuna mı sevinsin, kendini ve çevresindekileri boşu boşuna telâşlandırıp, üzdüğüne mi yansın bilemedi. Alışveriş merkezinin park yeri dururken aracını uzak bir yere bırakıp, o sıcakta, onca yolu neden yürüdüğüne de bir türlü akıl erdiremedi Gülmekle ağlamak arası garip bir ruh haliyle öylece kalakaldı..

 

Fatma Işık Kaya (Fadime)
30-Mayıs-2021-Pazar

İlgili Terimler :

YORUMLAR