Funda Ergenekon, Neşe Doster’in son kitabını yazdı
KİRPİ EDEBİYAT VE DÜŞÜN DERGİSİ YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ VE EDİTÖRÜ OLAN FUNDA ERGENEKON, NEŞE DOSTER’İN SON KİTABINI YAZDI…
ÇOK ZOR BİR ZANAAT OLAN KADINLIK OKULUNUN, MEZUNLARINA İTHAFEN
NEŞE DOSTER ile KADIN HAKLARI MI? HANİ?
Kitap basım oranı arttıkça kitap okuma oranının düştüğü ülkemizde, her konuda yazılana ama okunmayan kitaplar rafları oldukça süslüyor. Mis kokulu aşk romanlarının, internetten evrilmiş yazarların, iki kelamı bir araya getiremeyen ama parasıyla kitap yazdıranların, ağaçların ben bunun için mi kağıt oldum diyeceği kitapların okunma rekoru kırdığı, en çok okunanlar listesine girdiği adından büyük en çok okunanlar listesinde olması gerekler ne yazık ki olmuyor. En önemli konularımız ne yazık ki bu listelere son sıradan bile giremiyor.
Ülkemizde o kadar çok sorun var ki, bazen insan hangi birini dile getireceğini şaşırıyor. Ancak sıklıkla önemini yitiren, göz ardı edilen, sayılardan ibaret olup adı unutulan en temel sorunumuz kadınlarımız ve onlarla ilgili olan şeyler yanlış listelere giriyor.
Ülkemiz en önemli listelerde son sıralarda olmasına rağmen okunmayan kitapların basıldığı o listede zirveleri zorluyor. Masalarda, arkadaş ortamlarında mangalda kül bırakmadan dile getirenlerin bile okumadığı kitaplarımız yıllık basım istatistiklerinde virgülden sonra ufak bir değişikliğe bile neden olmuyor. Dile gelmeyenlerin ülkesi olduk ve bu yolda da liderliği kimseye bırakmamaya da niyetli görünüyoruz.
Farkındayım uzun bir giriş oldu. Ama şimdi sözünü edeceğim bu kitap bu girişi hak ediyor.
Tüm bu olumsuzluklar çerçevesinde dile getirilmeyeni dile getirip kalem alan bir kadından ve onun dile gelmiş olan kitabından söz etmek istiyorum. Neşe Doster’den ve Kadın Hakları mı? Hani kitabından söz etmek istiyorum.
Neşe Doster, kitabında hem kendine hem de bizi bir sürü soru soruyor. Her bir sayfasında en temel sorunumuz olan kadınları gördüğünüz bir kitap. Bazen aşırı duygusal bazen aşırı mantıklı olan bir kitap. Bakıyorsunuz bir sayfasında avaz avaz sorunlar dile gelirken, bakıyorsunuz bir sayfasında bir kadının dramında ağlamışsınız. Bakıyorsunuz bir sayfasında hüzünlenip duygularınız sizi alıp farklı diyarlara sürüklerken bakıyorsunuz bir sayfasında bu sefer de sevinçten ağlamışsınız. Duygusal olduğu kadar mantıklı kelimelerle Neşe Doster, adının anılmadığı istatistiklerde bir rakam olan kadınları bize getiriyor.
Yadsınamaz bir gerçek var ortada. Kibele’nin koltuğundan ana tanrıça konumundan düştüğümüz, düşürüldüğümüz, aşağı itildiğimiz hatta bazen kendimizin atladığı bir gerçek var ortada. Kadın Hakları mı? Hani? ile bu yadsınamaz gerçek Neşe Doster’in akıcı kalemiyle bize ulaşıyor.
Neşe Doster’in birçok unvanı var. Ama ben en çok Cumhuriyet kadını ve Atatürk kızı olmasını seviyorum. Çünkü Atatürk’ün izinden onun kadınlara açtığı yoldan çekinmeden, fütursuzca, dağları devirerek yürümesini seviyorum. Her şeyiyle kendisini vermesini seviyorum. Sadece sözde değil özünde de okuduğunuz kelimeler gibi yaşamasını seviyorum. Acı da olsa gösterdiklerini de seviyorum. Çünkü gösterdikleri de bizleriz…
“Ortada bir resim var. Üzerinde en az konuşulan, en önemli konulardan birinin resmi bu! Bu resmi göz ardı etsek de, resimdekileri görmezden gelsek de, resim ve içindekiler var olmayı sürdürüyor.”
Kadın Hakları mı? Hani? kitabından birbirinden bağımsız ama birbirine çok derin bağlarla bağlı birçok makaleyi okuyorsunuz. Türkiye’den yola çıkıp Şili’ye, sonrasında oradan çıkıp Amerika’ya ulaşan bir yol üzerinde dünyayı dolaşırken aslında kadınların kaderinin coğrafyadan bağımsız ne kadar benzediğini de görüyorsunuz. Baktığınızda medeniyetin ülkesi sayılan Amerika’da da yaşanan aynı sorunların üçüncü dünya ülkelerinde de kendisini tekrar etmesine tanıklık ediyorsunuz kitabın her bir sayfasında…
Hatta kadın haklarımız var, kadınlar başımız tacı diyenler içinde, gözlere gözlerine sokarcasına istatistikleri de sayıyor.
“Sayısal verilerle, rakamlarla, istatistiklere yansıyan oranlarla durum bundan ibaret!”
Sıkılmadan okuyacağınız bu kitap size farklı bakış açılarıyla olayları, durumları anlatıyor. Neşe Doster’in akıcı kalemiyle okurken sayfaların geçtiğini bile fark etmeden birbiri peşi sıra sayfaları çeviriyorsunuz. Duygularına hapsolmadan yazmış Neşe Doster bu kitabı, yazanın kadın olmasından kadın gözüyle kadın kalemiyle yazıyor olmasından bağımsız gerçekleri dile getirmiş.
Her biri farklı bir duyguyla başlayan farklı bir duygularla biten yazılarda, kolayca kendinizi buluyorsunuz. Kocaman dünyamızda sorunlar birbirini tekrarıyken çözümün olmaması, çözülmemiş olmasının nedenlerini de anlıyorsunuz. Kadın Hakları mı? Hani? ile Neşe Doster herkese farklı coğrafyalar, farklı ülkeler, farklı kültürler, farklı kadınlar ama aynı sorunlar diyor.
“Bu nasıl bitmez tükenmez bir çetele, ne bitmez bir kadın alerjisidir!”
Okudukça fark ediyorsunuz ki Neşe Doster’in kalemi de sertleşiyor. Eh haklı mı? Hem de sonuna kadar haklı tabi ki! Çünkü “kadın sahneden ne zaman indi” sorusuna verecek yanıtımız yok.
Gerçekten sahneden ne zaman indik, hatırlayan var mı? Ne zaman, rakamlara hapsolduk ve güzel isimlerimiz yerini istatistiklerdeki rakamlar aldı? Ne zaman sayılardan ibaret olduk? Sahi ne zaman şairlerin şiirlerinde, yazarların kelimelerinde kaldık?
İnsanlığımızı yitirmiş, ben merkezci bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. Atamızın bize çizdiği yoldan ne zaman saptığımız da belli değil ki belli olsa bile dile getirmeye korkuyoruz. Bir bacak ve bir göğüsten ibaret olan kadınlar olduk, kendi hapishanemizi kendimiz yaptık, paşa paşa içerisine girdik ve şimdi neden buradayız diye soruyoruz. Sahiden neden oradayız Neşe Doster?
“Bu işin çözümü nedir? Tedavi reçetesini kim yazar? Onulmaz bazı dertlere derman bulunur mu?”
Ama sanmayın elinizde tutacağınız kitap, kapkara bir geleceği resmediyor. Sanmayın ki ümitsizlik denizinde boğulacaksınız. Sanmayın ki çıkışı olmayan yollarda ‘hani’ diye koşturacağız. Neşe Doster, sorduğumuz sorduğu soruların cevaplarını kelimelerin arasında, Atamızın ışığında Cumhuriyetin 100. Yılı gibi en özel bir zamanda size veriyor. Merak ediyorsanız okuyun ki siz de cevabın bir parçası olun.
Kadınların küllerinden doğma vaktinin gelip çoktan geçtiği bu zamanda Neşe Doster’in bu kitabı ile silkinmemiz üzerimizdeki ölü toprağını atmamız gerektiğini fark ediyoruz. Kitabın amacını kelimelere sığdırmak oldukça güç ama en temelinde bu kitap hepimiz, tüm kadınlarımıza artık konuşma zamanı geldi diyor, susma diyor sustukça sıra sana gelecek diyor.
Sana dokunmayan yılanın gün olup devran döndüğünde seni sokacağını söylüyor.
Uzun sözün özüyle bu kitabın almak için alınacak bir kitap olmadığını anlatmaya çalıştım. Alındı mı okunmalı, okundu mu konuşmalı, konuşuldu mu yapılmalı! Okunmayan, görülmeyen ülkemizde okunması ve görülmesi geren bu kitabın raflardan alarak okunmaya başlanması gerekiyor. Başlanmalı ki artık istisnalar ve istatistikler kaideleri bozsun.
“Ülkelerin boğazında duran sert düğümün adı kadın oldukça ve kimse de onun sorunlarını çözmeye talip olmadıkça bu resim ortada duruyor.”
Umarım ki hepimiz bu resmi görüp, yolumuzu Atamızın izinde çizebiliriz. Rakamlardan ibaret kaldık. Konuşmuyoruz hatta görmezden geldiğimiz durumumuzu kimler savunuyor diye merak etmiyoruz. Neşe Doster’in merakını ayakta alkışlarken oturmaya niyetimin olmadığını da buradan sizlere söylemek istiyorum.


-
LGS soru kitapçıkları ve cevap anahtarları yayımlandı
-
Petrol fiyatları marttan bu yana en düşük seviyeye geriledi
-
Kaja Kallas AB’nin dış politika rolü tartışmalarının odağında
-
Küba’dan ABD baskılarına karşı ekonomiyi liberalleştirecek reform hamlesi
-
ABD-İran anlaşmasında imzalar atılmak üzere
-
SpaceX’in halka arzı: Elon Musk dünyanın ilk trilyoneri oldu
