Yeni Soğuk Savaş mı? ABD-ÇİN Küresel Ekonomik Rekabetinin Seyri
Ali Ekber Karagöz
aliekberkaragoz@hotmail.com
Uluslararası ilişkiler disiplininde güç mücadelesi, tarihsel olarak devletlerarasındaki ilişkilerin en belirleyici unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Soğuk Savaş’ın ardından tek kutuplu bir dünya düzeni tesis eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 21. yüzyılın başlarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti’nin yükselişiyle çok kutupluluğun kapısını aralayan yeni bir küresel dengelenme sürecinin içerisine mecburen girmiştir. Bu minvalde, günümüz ABD-Çin ilişkileri, literatürde giderek daha fazla “Yeni Soğuk Savaş” olarak tanımlanmakta ve küresel siyasetin temel eksenini oluşturmaktadır. Yazıda ABD-Çin rekabetinin tarihsel gelişimini, güncel yansımalarını ve olası sonuçlarını değerlendirerek, bu ilişkinin gerçekten bir “Soğuk Savaş” niteliklerine sahip olup olmadığını analitik bir çerçevede tartışılması amaçlanmaktadır.
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD, ekonomik ve askeri gücüyle uluslararası sistemde tek kutupluluğu inşa etti. Ancak Çin’in 2000’li yıllardan itibaren artan ekonomik büyüme oranları, küresel üretim ağlarındaki belirleyici rolü ve teknolojik gelişmeleri, bu hegemonik konumun sorgulanmasına yol açtı. Çin’in GSYH’si, satın alma gücü paritesine göre 2014’te ABD’yi geçti ve ardından dijital altyapı, yapay zeka ve askeri teknoloji alanlarında küresel bir aktör olma yoluna girdi (IMF, 2022). Çin, uluslararası sistemde kuralları belirleyen değil, bu kuralları dönüştürmeye çalışan bir güç olarak tanımlanmaktadır (Ikenberry, 2018). Bu yönüyle mevcut yapıya entegre olmak yerine, yeni bir düzen inşa etme hedefi taşıdığı söylenebilmektedir.
ABD ile Çin arasındaki ekonomik ilişki, bir yandan karşılıklı bağımlılık (interdependence) doğururken, diğer yandan stratejik kırılganlık yaratmaktadır. ABD, Çin’i “haksız ticaret uygulamaları”, “fikri mülkiyet ihlalleri” ve “devlet destekli şirketçilik” gibi gerekçelerle eleştirmekte, Çin ise ABD’yi küresel ekonomi üzerinde baskı kurmakla suçlamaktadır. Trump döneminde başlayan ticaret savaşları, Biden yönetiminde de “stratejik rekabet” kavramı üzerinden sürdürülmüştür. Çin’in Huawei gibi teknoloji devleri aracılığıyla 5G altyapısında söz sahibi olmaya başlaması, ABD’de ulusal güvenlik kaygılarını tetiklemiştir. ABD, gelişmiş yarı iletken teknolojilerine Çin’in erişimini sınırlandırmak amacıyla Japonya ve Hollanda gibi müttefikleriyle iş birliği içinde ihracat kısıtlamaları getirmiştir. Ayrıca yapay zeka ve kuantum teknolojileri gibi stratejik alanlarda da ciddi bir rekabet söz konusudur (Cheung, 2021).
Her ne kadar ABD-Çin rekabeti sıklıkla Soğuk Savaş analojisiyle açıklansa da bu benzetmenin önemli sınırlılıkları vardır. Öncelikle, Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasında keskin bir ideolojik kutuplaşma bulunmaktaydı, buna karşın Çin, kapitalist üretim mekanizmalarını benimsemiş ve Batı ekonomileriyle yüksek düzeyde entegrasyon sağlamış durumdadır. Ayrıca, geçmişte neredeyse hiç ekonomik ilişki bulunmayan ABD-Sovyetler örneğinin aksine, bugün ABD ile Çin arasındaki yıllık ticaret hacmi 600 milyar doları aşmaktadır (USTR, 2023). Bunun yanı sıra, günümüz uluslararası sistemi iki kutuplu değil; Avrupa Birliği, Hindistan, Rusya gibi aktörlerin de belirleyici olduğu çok kutuplu bir yapı arz etmektedir. Bu yönleriyle mevcut rekabet, klasik Soğuk Savaş’tan önemli farklılıklar içermektedir. Bu nedenlerle, mevcut durum bir “Yeni Soğuk Savaş” olarak adlandırılsa bile, tarihsel anlamda klasik Soğuk Savaş’tan ciddi farklılıklar arz etmektedir.
Ülkemiz ise hem NATO üyesi olarak ABD ile askeri iş birliğini sürdürmekte hem de Çin ile ticaret ve altyapı yatırımları üzerinden derinleşen ilişkiler kurmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, çok yönlü dış politika anlayışı çerçevesinde denge siyaseti izlemeye çalışmaktadır. Ancak ABD-Çin rekabetinin küresel ölçekte derinleşmesi, bu dengeyi sürdürmeyi her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır. Bu gerginliğin Türkiye açısından somut yansımalarından biri Suriye meselesidir. Ankara’nın, Suriye krizinin başlarında izlediği strateji Washington ile uyumlu hareket etmeye çalışırken aynı zamanda İran, Rusya ve Çin gibi aktörlerle ters düşmesine yol açmıştır. Bu yörüngede Türkiye’nin bölgesel öngörülebilirliğini zayıflatmıştır. Çin, Suriye meselesinde rejim yanlısı bir pozisyon alırken, Türkiye, rejim karşıtı muhalif grupları desteklemiş ve bu tercih zamanla Ankara’yı hem Çin hem de Rusya nezdinde güvenilmez bir aktör hâline getirmiştir. Özellikle Pekin’in, Türkiye’nin Suriye’deki faaliyetlerini Uygur meselesiyle ilişkilendirerek güvenlik tehdidi olarak görmesi, ikili ilişkilerde diplomatik gerginlikler doğurmuştur.
Bu perspektiften, Türkiye’nin Suriye’deki çelişkili pozisyonları, hem ABD ile olan gerilimleri (örneğin YPG/PYD üzerinden) hem de Çin’le kurmaya çalıştığı stratejik ortaklığı olumsuz etkileyen faktörler arasında yer almıştır. Dolayısıyla savunma teknolojileri, dijital altyapı ve enerji gibi stratejik alanlarda Türkiye’nin alacağı pozisyon kadar, geçmişte izlediği dış politika tercihleri de önem kazanmaktadır. Dış politika yapımında çok kutuplu sistemin doğasını dikkate alan, tutarlılık ve öngörülebilirlik eksenli bir strateji geliştirilmediği takdirde, Türkiye’nin küresel rekabetin yeni safhalarında etkili bir aktör olma şansı zayıflayacaktır.
ABD ile Çin arasındaki rekabet, yalnızca iki devletin çıkar çatışması olmaktan öte, uluslararası sistemin yeniden yapılanmasına dair köklü dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Adeta “bıçak sırtı” dönüşüm sürecinde hem küresel hem de bölgesel aktörler pozisyon almak durumundadırlar. Her ne kadar “Yeni Soğuk Savaş” benzetmesi mevcut durumu açıklamada işlevsel olsa da, bu benzetmenin tarihsel bağlamdan bağımsız biçimde mutlaklaştırılması, analitik kısırlığa yol açabilir. Dolayısıyla, mevcut ilişkiler “Soğuk Savaş benzeri bir stratejik rekabet” olarak tanımlanmalıdır ancak içinde bulunulan çağın özgün dinamikleri göz ardı edilmemelidir.
Hamd, Allah’a mahsustur.
-
Neşe Doster: Nisan 1940- Nisan 2026! Aradan 86 yıl geçmiş…
-
Kahramanmaraş’ta okula silahlı saldırıda can kaybı dokuza yükseldi
-
Kızılhaç, savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk yardım sevkiyatının yapıldığını açıkladı
-
İran: ABD’nin ablukası sürerse Hürmüz, Basra ve Kızıldeniz’de ticareti engelleriz
-
Zaharova: Rusya ve Çin uluslararası ilişkilerde istikrar sağlayıcı faktördür
-
Moldova, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çekildiğini resmen duyurdu
