“Sessiz İstifa”nın Yükselişi…
Ali Ekber Karagöz
aliekberkaragoz@hotmail.com
Covid-19 pandemisi, küresel çalışma düzeninde kalıcı dönüşümlere yol açarak, çalışan beklentileri ve işveren-çalışan ilişkilerini derinden etkilemiştir. Bu sürecin en çarpıcı sonuçlarından biri olarak öne çıkan “sessiz istifa” olgusu, bireylerin işlerini fiilen terk etmeksizin, yalnızca tanımlı görevlerini yerine getirerek iş yükünü minimize etme davranışına işaret etmektedir. Yorumlarınıza sunduğum bu çalışma, sessiz istifayı tanımlamakta, bu davranışın ortaya çıkış nedenlerini ve pandemi sonrası istihdam dalgalanmaları ile ilişkisini hem küresel ölçekte hem de Türkiye çerçevesinde özetle analiz etmektedir.
Pandemi süreciyle birlikte evden çalışma modellerinin yaygınlaşması, dijital iş yapış biçimlerinin artış göstermesi ve çalışanların iş-yaşam dengesine dair beklentilerinin değişmesi, çalışma hayatında yeni bir dönüşüm döneminin başladığına işaret etmiştir. Bu dönüşüm, dönemi yalnızca fiziksel şartlarda değil aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik açılardan da yeni olguları doğurmuştur. Bunlardan biri de, çalışanların işlerine fiilen devam etmelerine rağmen duygusal olarak motivasyon kapsamında geri çekilmeleri anlamına gelen “sessiz istifa” kavramıdır. Sessiz istifa (quiet quitting), bireylerin tanımlı iş sorumluluklarını yerine getirirken, çalışma hayatına dair heyecan, aidiyet ve fazladan çaba gösterme isteğinden uzaklaşmasını ifade etmektedir. Bu durum, bireyin iş yerinde fiziken bulunmasına rağmen, ruhsal ve zihinsel olarak geri çekildiği bir süreç anlamına gelmektedir. Sessiz istifa, klasik anlamda işten ayrılma değil, coşku ile çalışmanın terkedilme halidir. Bu davranışın ardında terfi olanaklarının sınırlı olması, düşük ücret, emeğin takdir edilmemesi, uzun çalışma saatleri ve bireysel değerlerle kurum değerlerinin örtüşmemesi gibi nedenler yatmaktadır. Özellikle Z kuşağı mensuplarının geleneksel iş ahlakını yeniden sorgulaması, bu eğilimin artışında belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sessiz istifa kavramından önce, benzer bir eğilim olarak Çin’de “lying flat” (tang ping) yani “düz yatma” akımı ortaya çıkmıştır. Bu kavram, rekabetçi ve sürekli verimlilik talep eden iş kültürüne karşı gelişen bir pasif direniş biçimi olarak yorumlanmaktadır. ABD ve Çin gibi ekonomilerde yoğun çalışma temposu karşısında karşılık göremeyen çalışanlar, özellikle ekonomik adaletsizlikler ve sosyal gelecek kaygıları nedeniyle sessizce geri çekilmeyi tercih etmektedir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, 2020 yılında dünya genelinde çalışma saatlerinde %8,8 oranında azalma yaşanmış, bu da 255 milyon tam zamanlı iş kaybına denk gelmiştir. Türkiye’de ise TÜİK verilerine göre aynı yılda işsizlik oranı %13,2 olarak gerçekleşmiş ancak atıl iş gücü oranı %25’in üzerine çıkarak görünenden daha derin bir işgücü sorununa işaret etmiştir. Pandemi sonrasında hibrit ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşması, çalışanların iş-yaşam dengesi taleplerini ön plana çıkarmış bu taleplerin karşılanmaması ise sessiz istifa eğilimini tetiklemiştir. Türkiye’de sessiz istifa terimi kamuoyunda yeni olmasına rağmen, benzer davranış modelleri uzun zamandır mevcuttur. 2023 yılında yapılan bir saha araştırmasında, katılımcıların %62’si “ekstra bir çaba göstermeden yalnızca tanımlı görevimi yapıyorum” ifadesine katıldığını belirtmiştir. Bu durum, özellikle düşük ücret, ağır çalışma koşulları ve sosyal hak eksikliği gibi nedenlerle psikolojik geri çekilmenin tercih edildiğine işaret etmektedir.
Sessiz istifa, kurumsal açıdan verimlilik kaybı, motivasyon eksikliği ve kurumsal aidiyetin zayıflaması gibi olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle insan kaynakları politikalarının yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Performans değerlendirme sistemlerinin daha adil ve şeffaf hale getirilmesi, psikolojik güvenliğin tesis edilmesi ve çalışan beklentilerinin dikkate alınması önem arz etmektedir. İstifanın sessiz yönü bireysel bir tutumdan öte, pandemiyle derinleşen yapısal sorunların aslında “gün yüzüne” çıkması olarak değerlendirilmelidir. Türkiye gibi görece genç nüfusa sahip ülkelerde bu olgunun artış göstermesi, istihdam politikalarının insan odaklı yeniden tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Hamd, Allah’a mahsustur.
-
Neşe Doster: Nisan 1940- Nisan 2026! Aradan 86 yıl geçmiş…
-
Kahramanmaraş’ta okula silahlı saldırıda can kaybı dokuza yükseldi
-
Kızılhaç, savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk yardım sevkiyatının yapıldığını açıkladı
-
İran: ABD’nin ablukası sürerse Hürmüz, Basra ve Kızıldeniz’de ticareti engelleriz
-
Zaharova: Rusya ve Çin uluslararası ilişkilerde istikrar sağlayıcı faktördür
-
Moldova, Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çekildiğini resmen duyurdu
